Bu karanlık da mutlaka aydınlanacak…Mehmet Ali Yılmaz

AKP’ye tavır alacak olan kitlelerin Ana muhalefet partisine yönelmeleri mümkün mü?

Bu soruya “evet” cevabı verebilmek çok zor. Çünkü CHP Suriye sorunu konusunda çok ikircikli, karasız ve kendine güvensiz bir politika izliyor.

maliyilmaz@anafikir.gen.tr

Emperyalizmin uşakları dün Vietnam’da cinayet işliyorlardı, bugün Suriye’de katliam yapıyorlar

Türkiye’nin tepesinde oturanların son aylarda izledikleri dış politikayı izleyince hala eskide kalan Soğuk Savaş kafasını terk edemediklerine tanık oluyoruz. Dünyanın nereye, hangi yöne doğru gittiğini okumaktan aciz, hala ABD’yi dünyanın kayıtsız şartsız patronu kabul eden, ona bağımlılığı ibadet sayan, stratejik düşünme yeteneksizliğini agresiflikleriyle örtmeye çalışan bir yönetici kadrosu ile NATO’nun kapısından başka bir yere adım atılamayacağı açık. Hiç şüphesiz dünde kalması gereken bu yanılgının temelinde sistem sorunu yatmaktadır.

Elbette ki bu sonucu yaratan asıl etken emperyalizme bağımlılıktır, ayakta kalmayı ABD’ye sığınmakta görmektir. Ama bu sonucun yaratılmasında kadroların, yöneticilerin önemli rolünü de unutmayalım. R.T.Erdoğan’ın NATO’ya girebilmek için Meclis’e bile sormadan dünyanın öbür ucuna, Kore’ye asker gönderen Menderes’in takipçisi gibi davrandığını da unutmayalım. Türkiye’deki sağcı politikacıların sığ ve taşlaşmış bilinç dünyaları bağımsız, özgür ve gerçekten demokrat düşünmeyi ve yaşamayı kaldırmaz. Tutuculuktan- gelişmeye, kulluktan – yurttaşlığa, müritlikten- demokratlığa, yaradılışçılıktan-evrimciliğe, gericilikten-devrimciliğe atlayamazlar. Politikayı ve politika yapmayı, köylü kurnazlığı, tacir uyanıklığı, adam tavlama ve küçük çıkarlarla bağlama işi olarak görürler. Ama illaki bir büyük güce tapınmayı her durum ve şartta zorunlu görürler. Bizdeki sağcılar, sağın dünyadaki en büyük gücü kimse, neyse onun peşinden giderler. Bu durum ülke içinde de geçerlidir. Sadakatin ölçüsü en büyüğe, en güçlüye tapınmaktır.

Devleti yönetenlerin, bağlı oldukları gücün, rehberlerinin ne yöne doğru gitmek zorunda kaldığını, dünyada meydana gelen yeni gelişmeleri, yeni oluşmaya başlayan güç odaklarını da görmeleri gerekmez mi? Yeni politikaları ve stratejileri okuyamayan, yetiştikleri ortam ve koşullar nedeniyle okumaları da mümkün olmayan insanların Türkiye gibi riski yüksek bir bölgede yer alan bir ülkeyi hakkıyla yönetebilmelerinin sözkonusu olamayacağı açık. Bu kimin ayıbı, bu kifayetsizleri bu mevkilere getirenlerin ve onları sürekli poh pohlayanların hiç mi suçu yok?

Bir başbakan ve dışişleri bakanı düşünün ki hala soğuk savaşçılık yapsın, izledikleri temel dış politik çizgi dünyanın gittikçe etkinliği artan güçlerinin izledikleri jeopolitiğe ters olsun, jeostratejiye aykırı olsun. Türkiye’yi yönetenlerin dünyanın genel politik gidişine aykırı, artık çağ dışı kalmış siyasal çizgilerini açığa çıkartmak için kısa bir değerlendirme yapalım:

1-Dünyanın büyük güçleri arasındaki dengeler süratle değişmektedir. Türkiye’nin göbeğinden bağımlı olduğu ABD emperyalizmi yirmi yıl önceki gücünü ve etkinliğini kaybetme sürecine girerken, dünyada yeni güç odakları öne çıkmaya başlarken; Türkiye bu genel gelişmeye ters bir yolda yürütülmeye çalışılıyor. Şu bir gerçek ABD dünyanın bugün de en önemli gücü ama tek belirleyici gücü olma özelliğini kaybetmekte olduğu da açık. Ekonomik, siyasal ve hatta askeri olarak ABD’nin dışında yeni güçler bölgesel düzeylerde süratle ortaya çıkmaktadır.

2-Ortadoğu bölgesinin geleceğinin de dünyadaki bu genel gidişin dışında düşünülmesi mümkün değildir. ABD Ortadoğu’da da hala en etkili “içselleşmiş dış güç” olmakla birlikte Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin beş-on yıl öncesine oranla bölge hakkında daha fazla konuşmaya ve ilişki geliştirmeye başladıkları da bir gerçek. Hal böyleyken, Türkiye’nin bugün en yakıcı sorunu durumuna getirilen (bilerek ve isteyerek ülkemizi bu sorununun içine ABD ve AKP iktidarı itti) Suriye konusunda R.T.Erdoğan ve Davutoğlu’nun izlediği politika ile ülkenin ayaklarına pranga vurulduğu ortada.

Dünyanın önümüzdeki dönemde politik ve stratejik yöneliminin, Suriye gibi coğrafi konumu çok önemli bir ülkenin ayakta kalmasını sağlamaya daha uygun olduğunu söylemek yanlış olmaz. Asya’nın yükselen güçleri olan Rusya ve Çin’in yanı sıra İran ve Irak için jeostratejik konumu önemli olan Suriye’nin feda edilmesi kolay bir tercih değildir. Suriye’nin en önemli komşusu durumunda olan Türkiye gibi bir ülkenin muhtemel politik gelişmeleri önemsemeyen ama eskiyen, geçerliliğini yitiren emperyal politikaların, Ortaçağ kalıntısı çatışmacı dinci ideolojilerin ve Yeni-Osmanlıcılık gibi hayallerin peşine takılmasını akıl ve izanla izah etmek çok güç.

 Türkiye bugün içinde bulunduğu askeri-politik cephenin Ortadoğu’da geride bırakılan kalıntısı durumundadır. Müttefik ordularının ağırlığı cepheyi terk etmeye başlamış ama Türkiye hala dağılmakta olan cepheye asker yığmaya çalışıyor. Bu körlüğün gelecekte ülke çıkarlarına zarar verecek sonuçlar yaratması kaçınılmaz. Terk edilmesi gereken politikada ısrar edilmesi halinde Suriye’nin bölünmesine yol açacak olan bugünkü gidişin sonucunda üç önemli parçanın ortaya çıkması muhtemel görünmektedir. Bu parçalardan birisi kuzeydeki Kürtlerin oluşturacakları aparattır. İkincisi Nusayrilerin ve müttefiklerinin Suriye’nin batısında oluşturacakları parçadır. Ayrışmanın büyük parçası ise Sünnilerin oluşturacakları kısımdır. Gidişin bu yönde olacağını herkes biliyor. Bu üç parçanın da Türkiye’yi derinden etkileyeceği besbelli. Çünkü bu üç topluluğun da Türkiye’de karşılıkları var ve halen kanayan veya kapanmış olan yaraları kaşıyacağı kesindir. Bu gelişme sadece Kürt sorununu büyütmeyecektir, nur topu gibi bir Nusayri sorunu da yaratacaktır. Bu muhtemel gelişmenin Alevi-Sünni sorununu daha fazla ısıtacağını söylemeye bile gerek yok. Bu bölünmenin ve açık subabları Sünnilik hamuruyla tıkamaya kalkışmanın bölgede yeni savaşları tetikleyeceği de besbelli.

Bu yanlış ve dünyada da meşru karşılığı olmayan politikada ısrar AKP’nin Suriye politikasını benimsemeyen kitleleri bu iktidardan daha fazla uzaklaştıracaktır. ABD’yi ve ortağı İsrail’i sevmeyen kitlelerin, onların çizdiği çerçevenin dışına çıkmayan AKP’nin savunduğu siyasi çizginin yaratacağı ekonomik ve politik sonuçlar somut olarak ortaya çıktıkça (halk kitlelerinin) bu iktidara daha fazla yüz çevireceğini söylemek falcılık değildir. AKP’nin taşeronluğunun halkın gözünde somutlaşması uzak bir ihtimal değildir. ABD ve İsrail’in Ortadoğu politikalarına karşı olanların eninde sonunda AKP’ye karşı da tavır almaları kaçınılmazdır.

AKP’ye tavır alacak olan kitlelerin Ana muhalefet partisine yönelmeleri mümkün mü? Bu soruya “evet” cevabı verebilmek çok zor. Çünkü CHP Suriye sorunu konusunda çok ikircikli, karasız ve kendine güvensiz bir politika izliyor. Kılıçdaroğlu yönetimi, Suriye sorununun AKP’nin “aşil topuğu” olduğunu kavrayamıyor. AKP’nin bütün iktidarları döneminde hiçbir konuda Suriye sorununda olduğu ölçüde, ne ulusal ne de uluslararası düzeyde, bu kadar sıkışmasını gerektirecek bir gelişmenin gündeme gelmediğini YCHP’nin yöneticileri anlayamıyorlar. Eğer anlıyorlarsa da gereğini yapmıyorlar. AKP karşısında sürekli savunma konumuna girilerek, her saldırıyla karşılaşınca geri adım atılarak hiçbir başarı elde edilemeyeceğini hala öğrenemedikleri anlaşılıyor.

Bu çok sorunlu görüntünden halkın lehine sonuç yaratabilmek için; egemen çevrelere muhalefet yapan devrimcilerin-sosyalistlerin ve demokrat güçlerin ideolojik- politik faaliyetlerinin hayatın gerçeklerini açıklayıcı, ilkesel olarak tutarlı ve kitlelerle bütünleşmeyi sağlamaya uygun olması gerekir. Bu yarını temsil eden güçlerin başarılı olabilmeleri için doğru ve hayatta karşılığı olan eylemde birliği sağlamakta da usta olmaları şarttır.

İki Fotoğraf

İki fotoğraf, aralarında tek fark var. Dünkü siyah beyazdı, bu günkü renkli. İkisi de Amerikan kaynaklı, ikisi de zalimlerin zulümlerinin fotoğrafı.

Son günlerde öyle gelişmeler meydana gelmeye başladı ki şaşırmamak elde değil. Suriye’de ortaya çıkan muhaliflerin yeni bir katliamı Zaman gazetesi yazarını da infiale sürüklediği anlaşılıyor. Bu yöndeki gelişmeler belki de “Zaman ile mekân(AKP)” arasındaki gerilimli havayı da körükler. Başbakan’ın ifadesiyle “Suriye’nin öz evlatları”nın gerçek yüzlerini açığa çıkaran yukarıda yayınladığımız ilk fotoğrafın Sunday Times (Türkiye’de de Radikal) gazetesinde basılmasından sonra Zaman Gazetesi yazarı A.Turan Alkan 17 Ekim 2012’de köşesinde şunları yazdı:

“Doğrusunu söylemek lazımsa Halep’te çekildiği ileri sürülen o ‘fahiş’ (aşırı, istihcan derecesinde insani duyguları zorlayıp tahriş eden) fotoğrafı gördükten sonra Suriye muhalefetine duyduğum küçücük destek sempatisini de kaybettim ve Beşşar sonrası Suriye’nin içine yuvarlanacağı kaosu daha iyi tahmin edebiliyorum…

“Türkiye’nin bölgesinde büyük devlet olmak için güç politikası uygulamasını genel hatlarıyla doğru buldum hep ama Suriye’nin içişlerine karışmaktan da geçtim, dirlik ve düzenliğini doğrudan hedef alan müdahaleci siyasetin doğruluğundan hiç emin olamadım; şüphelerimi bu sütunda defalarca dile getirdim…” (abç)

Yazarın bu yazıyı yazmasına neden olan katliam fotoğrafı gösteriyor ki bu soğukkanlı katil veya katiller yaptıkları işin profesyoneli olmuşlar. Bunu sıradan bir savaşçı yapamaz. Ululararası emperyal güçlerin paralı katillerinin marifetlerini sergiledikleri bu fotoğraf insanlığın vicdanında yaratacağı önemli bir kırılma noktası olabilir. Bayan Clinton’un yufka yüreğinin bu zalimlik karşısında nasıl attığını, vicdanını sızlatıp sızlatmadığını merak etmemek elde değil!  Yukarıda yer alan ikinci fotoğraftaki katilin ABD işbirlikçisi Güney Vietnam’lı Milli Polis Şefi General Nguyen Ngoc Loan, katledilenin ise Vetkong’lu Nguyen Van Lem olduğunu bütün dünya bu fotoğrafla öğrenmişti. E. Adams’ın çektiği bu fotoğraf, Vietnam Kurtuluş Mücadelesi’nin insanlığın kanayan yüreği haline gelmesini sağlayan önemli bir unsur olmuştu. Bayan Clinton, bu iki fotoğrafta da ABD’nin sorumluluğunu, Bay Davutoğlu ise ilk fotoğrafa AKP iktidarının katkılarını görebiliyor mu?

Çuvallıyorlar

Son dönemdeki gelişmeleri incelediğimiz zaman AKP iktidarının giderek teklemeye başladığını, işler karıştıkça iktidar sahiplerinin sıkça başvurdukları politik kurnazlıklarının, hedef saptırmalarının her sorunun üstesinden gelmelerine yetmediğini görüyoruz. Önce içeride zorlandıkları, çıkmazla karşı karşıya kaldıkları gelişmelere bakalım:

—AKP, yerel seçimlerin öne alınması konusuyla ilgili yasanın çıkışında fire verdi,

—Ekonomik veriler gelecekle ilgili iyi işaretler vermiyor,

—Son zamların halkın hayatında etkileri ortaya çıktıkça tepkilerin farklılaşacağı açık,

—Suriye politikasının yaratacağı ekonomik ve politik olumsuzluklar daha fazla ortaya çıktıkça halkın itirazlarını yükselteceği bilinmektedir.

AKP iktidarının dış ilişkilerinde yaşamaya başladığı sorunlara da göz atalım:

—Moskova-Şam seferini yapan Suriye uçağının Ankara’ya indirilmesi nedeniyle asıl sorun bundan sonra yaşanacak, Rusya yeni harekete geçiyor. Putin’in bu uçak indirme olayıyla ilgili yaptığı konuşmanın adeta bir meydan okuma olduğunu görüyoruz. 18 Ekim 2012 tarihli Hürriyet-Planet’e göre Putin şunları söylemiş: “Silah satışına sınırlandırma getirme yetkisi bir tek BM Güvenlik Konseyi’nin elinde bulunuyor. Geride kalan tüm durumlarda hiç kimse bize kiminle ve nasıl silah ticareti yapacağımızı dikte edemez. Tek taraflı veya grup ülkeler tarafından alınmış kararlar BMGK dışında kaldığı sürece uluslar arası hukuk açısından bağlayıcı değildir. Bunun dışında hareket edenler sonuçlarına katlanır (abç).” Türkiye’nin karşı karşıya bırakıldığı durumu görüyor musunuz? Tarih bilgisi ve bilinci yerine ümmet bilinci olanların ülkeyi getirdiği yer işte burasıdır.

—ABD’nin politika yapıcılarını etkileyen çevreler eskisi gibi AKP’nin arkasında durmuyorlar. Bunlardan Henri Barkey, ABD’nin Suriye krizinde doğrudan rol almayacağını ve AKP’nin Suriye konusunda yanıldığını söylüyor. (15.10.2012 tarihli Radikal gazetesi.)

— CFR’nin kıdemli üyesi olan ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Abramowitz ise “Gelecek her zamankinden daha bulutlu. Suriye savaşı daha uzun sürerse ve belki savaş bittikten sonra daha karmaşık bir hal alırsa, politika sahnesi daha da kötüleşecek” diyor. ABD Haberalma Araştırma Dairesi direktörlüğü de yapan Abramowitz’in şu öngörüsünü dikkate almamak olmaz, “Ama 2014 itibariyle, içerde ve yanı başında devam eden karmaşa yeni partilerin ortaya çıkışına ve hatta belki de AKP’nin çözülmesine yol açabilir.” (Turquie diplomatique, Ekim 2012.)

—Gündemde yokken RTE’nin Bakü’de İran Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeyi de not etmeden geçmeyelim. Bu görüşmenin içeriğinin önemli olduğunu zannediyoruz.

Dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmeleri okumaya çalışmak yerine; Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılmayı aklına koymuş yöneticilerin elinde oyuncak edilmiş bir ülkede yaşamakta olduğumuzu ve yarın ne ile karşılaşacağımızı bugünün karmaşık koşulları içinde bilmemizin zor olduğunu söyleyebiliriz. İlk bakışta belirsiz görünen bu durum bizi umutsuzluğa değil her şeye rağmen çare aramaya ve üretmeye sevk etmelidir. Bu karanlık da mutlaka aydınlanacaktır.

Mehmet Ali Yılmaz

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!