Dershaneler Üzerinden Emperyalizmin Kirli Oyunları-Tahsin Doğan

Dershane ve özel okullar, Türkiye gibi 20 milyonu bulan örgün eğitim kurumlarındaki öğrenci sayısı ile sermayenin hep iştahını kabartmıştır. Buna işe giriş sınavları, işte ilerleme sınavları, diğer kariyer sınavları ile yaklaşık 30-35 milyonluk angarya bir sınav yükü ve doğurduğu dershane pazarı sermayenin gündeminden hiç inmedi ineceği de görünmüyor.

Dün dershaneyi kaldıracağım diye yasa çıkaran uluslararası sermayenin işbirlikçileri, hukuki açıdan bunun iptal edileceğini çok iyi biliyorlardı. Amaçları dershane kapatmaktan çok, mevcut dershanelerin bir kısmını özel okula dönüştürmek ve özel okullara devletin kasasından halkın parasını aktarmaktı. Bunu başardılar.   3600 dershaneden 2200’ü özel okul için başvurdu ve bunların 799’u temel lise oldu. Geçen yıl liseye dönüşen dershanelerle birlikte özel okullara MEB 167429 öğrenci için, 576 milyon 774 bin 765 TL ödedi.

Bugün kaos gibi görünen durum gayet net ve açık. Kamu okullarına ödenek ayırmayan devlet, özel okulları destekleyerek sömürü düzenini katmerleştirerek sürdürmektedir. Çünkü eskiden özel okul ve dershane vardı. Şimdi buna çift ruhsatlı hem okul hem dershane olan kurumlar da eklendi.

 

Emperyalizm uzun süredir halka dayattığı neoliberal politikaları doğrultusunda yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi eğitim alanında da sömürü düzenini yerli işbirlikçileriyle birlikte ağırlaştırarak sürdürmektedir.
Dershaneleri kaldırarak yerine özel okul açtırmak manevrası da bu politikalarının bir parçasıydı. Dershanelerde her yıl yenilenen öğrenci kayıtlarıyla kısa vadeli sömürüyü, devlet destekli özel okullarla dönüştürerek, öğrenciyi uzun yıllar sisteme sokmayı amaçlamışlardı. Bunu başardılar. Bine yakın özel okulu sisteme sokarak, öğrenciyi örgün eğitim sistemi dışına çıkıncaya kadar kendine bağımlı hale getirmeyi başardı. Üstelik devlet desteği de garanti olduğundan bu okulların öğrenci arama sıkıntısı da olmayacak.

Bugün kamuoyunun yanıltıldığı gibi amaç dershanelerin kapatılması değil, sömürünün katmerleştirilmesiydi. Çünkü dershaneden bir yıl için ortalama 3000-5000 TL alınırken. Özel okullarda 10.000–20.000 TL alıyor ve uzun yıllar öğrenciyi kendine bağlıyor.

Eğer gerçekten dershaneleri kaldırmayı amaçlasalardı, dershaneleri doğuran nedenleri ortadan kaldırırlardı. Bu da ancak dünyanın hiç bir ülkesinde olmayan ve daha anaokulundan başlayarak işe yerleştirmelere kadar yaşamın her alanına yaydıkları sınavları kaldırarak yani dershanelere olan gereksinimi ortadan kaldırarak, yasaya ve zorlamaya gerek kalmadan dershanelerin kendiliğinden ortadan kalkmasını sağlarlardı.

Dershaneleri sermaye düzenine göre şekillendirilmiş eğitim sistemi üretmiştir. Eğer gerçekten dershaneler kaldırılmak isteniyorsa yasalara, kafa tutmalara gerek kalmadan, eğitim sisteminde yapılacak bilimsel düzenlemelerle bu sağlanabilir. Bunu biz TÖS, TÖB-DER ve diğer ilerici eğitim emekçileri örgütleri olarak, son 40-50 yıldır siyasi iktidarlara sunduk. Ancak samimi olmadıkları ve dershaneleri gerçekten kaldırma amaçları olmadığı için bu doğrultuda ciddi bir adım atmadılar.

Türkiye de bugün okul öncesinden üniversiteye, eğitim bittikten sonra da gireceğiniz her iş için bir sınav ve bu sınavlara hazırlayan kurslar-dershaneler var. Bunlar giderek artırılmaktadır.

Dünyanın her yerinde, örgün eğitim sürecinde sınavlar yapılır. Bu sınavlar daha çok çocuğun becerilerini, var olan yeteneklerini tanımaya ve bu doğrultuda başarılı olabileceği bir alana yönlendirmeye yöneliktir.

Türkiye’de, emperyalizmin işbirlikçisi gerici iktidar sınavları, milyarlarla ifade edilen bir sömürüyü gerçekleştirmek, hem de ideolojik olarak devleti tümüyle ele geçirmenin bir aracı olarak kullanmaktadır. Türkiye’de son 50 yıldır artarak yaygınlaşan sınav alanları ve türleri, bu gerici iktidar döneminde daha da çeşitlendirilmiş, yaygınlaştırılmıştır. Yaygınlaştıkça da iştahı kabaran iktidar, yeni sınav alanları yaratarak yoluna hızla devam etmektedir. YGS, LYS, SBS, KPSS, KPDS, TUS, DGS, ÜDS, ALES, vb. sınavlara her gün yenisi eklenmektedir.

Sermayenin, neoliberal politikalarının ürünü olan bu sınavlara, siyasi iktidar dört elle sarıldı. Çünkü sadece adamlarını devletin kilit noktalarına yerleştirmenin bir aracı olarak değil, ekonomik ve siyasi hedefleri için de birçok yönden yararlandığı bir mekanizma olarak gördü.

Dershaneler, sadece örgün eğitim alanında gerici sermayeye 15-20 milyar dolarlık bir ekonomik kaynak yaratıyor.

İkincisi, dillere destan soru hırsızlıklarıyla zincir, yandaş dershane öğrencilerini önemli eğitim kurumlarına yerleştiriyor, binlerce öğrenciye sınav kazandırarak yurt dışına eğitime ya da göreve gönderiyor. Çoğu yurt dışında yetişmiş bu kadrolar, bugün Türkiye’yi yönetiyor.

Üçüncüsü de “dindar” bir gençlik yetiştirmenin ve toplum yaratmanın tüm kanallarını açıyor, sınavlarla başı döndürülen gençler, ülke sorunlarıyla ilgilenmekten ve politikadan uzaklaştırılarak toplumun depolitizasyonunu derinleştiriliyor.

Bu nedenlerle siyasi iktidar, Türkiye’yi dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir sınavlar kıskacı içine sokmuştur. Buna halkımızın direnç göstermemesinden de yararlanan emperyalist güçler ve gerici işbirlikçileri, bu alandaki uygulamalarını artırarak sürdürmekteler.

Dünyanın hiçbir yerinde yaşamı bu denli etkilemeyen sınavlar, Türkiye’de çocukluk döneminden başlayarak bireyin tüm yaşamını etkilemektedir.

Her yıl 20 milyonu aşan öğrenci çeşitli sınavlara sokulmaktadır.

Türkiye de bugün okul öncesinden üniversiteye kadar, her kademede bir sınav ve bu sınavlara hazırlayan adını son yıllarda “Akademi” koyan dershaneler var.

Eskiden sadece ortaöğretim ve yükseköğretime geçiş sınavları uygulanmakta iken yeni sınav türleri çıktı ortaya. İşe giriş sınavları kısa sürede yaygınlaştırıldı. Bir meslek okulunu bitirmek yetmiyor, öğrendikleriniz sayılmıyor, yeniden dershaneye gideceksiniz, orada öğrenecek, sınava gireceksiniz, eğer puanınız düşükse, yükseltmek için tekrar dershane, tekrar sınav.

Mesleğe girdiniz, çalışkanlığınız, alan bilginiz, başarınız önemli değil meslekte yükselme sınavları çıkar karşınıza, beş-altı yaşlarında başlayan sınav maratonu tüm iş yaşamınız boyunca korkulu rüyanız olmaya devam eder.

Zincir dershane ve okullara aktarılan ve yaygın olarak yıllardır uygulanan sistemle aydınların, demokratların, emekçilerin çocuklarının önü kesilmiş, seçkin fakülte ve yüksekokula yandaş çocukları yerleştirilmiştir.

Fazla yaygara koparmaya, yasaya falan gerek yok. Örgün eğitim sistemi içinde yer alan iç sınavlar dışında, doğal eğitim sürecine bilinçli olarak eklenen bu sınavlar tümüyle kaldırılabilir. Dershaneler de o zaman kendiliğinden kalkar.

Siyasi iktidar, bu sınavları kaldıracağı yerde, yaşamın her alanına yeni sınavlar ekleyerek daha da yaygınlaştırmaktadır. Çünkü bilmekteler ki her sınav türü, bir dershane türünün açılmasını sağlayacaktır.

Bu nedenle eğitim alanında bir oyun oynandı. Halk dershanelerin kapatılacağını, çocuklarının devlet okullarında yetiştirileceğini sandı. Ama bu sermayenin kirli bir oyunu idi ve dershaneler kapanmadan yola devam edecek. Bu arada sisteme sokulan devlet destekli özel okullarda devletten ve velilerden aldıkları kaynakları sermayenin kasasına aktarmaya devam edecekler.

Yukarıda da belirtildiği gibi dershaneler yasayla değil sınavları kaldırarak ortadan kaldırılabilir. Elbette bir zihniyet değişikliği ve planlama işi bu. Ancak temel olarak okulların verdiği notlar esas alınırsa sorun kısa yoldan çözülür. Üniversiteler de kendi öğrencilerini kendilerinin alacağı bir ölçüt geliştirirler. Ve bu basit yol siyasi iktidarların işine gelmez. Çünkü:

Kamu eğitim kurumlarını işlevsizleştirerek yerine cemaatlerin denetimindeki özel eğitim kurumlarını koymakta sıkıntı çeker. Kamu eğitim kurumları prestij kazanacağından, sermaye kesimi bu okulları özelleştirmede sıkıntılar yaşayacağını bilmektedir.

Yandaş dershanelere yönetiminde bulundukları belediyelerden önemli paralar aktarmaktadırlar. Onun için kapatmak istemezler. Siyasi iktidarın eski işbirlikçisi paralel yapıyı etkisizleştirerek kendi özel okullarını ve dershanelerini hızla yaygınlaştırdığı da bilinmektedir.

Giderek büyüyen en önemli sorun; yandaşların elindeki okul, dershane ve kurslarda, ders dışı dayatılan dini yaşama biçimi ve yaratılan kültürle Suriye’de Irak’ta baş kesebilecek kadar karşısındakini düşman gören bir nesil yetiştirmek planlanmaktadır.

Tüm bu nedenlerle, toplumda yarattığı huzursuzluklara karşın, dershaneleri kaldırmamak ve daha da çoğaltmak için sınavları kaldırmıyorlar. Hatta yeni sınavlar üreterek, yeni yeni dershanelerin açılmasını hedefliyorlar.

Yukarıdaki nedenlerle bu sınav sistemi yaratılmış ve yıllarca yoksul halktan trilyonlar toplanmıştır. Toplanmaya da devam edilmektedir.

Örgün eğitimde kademeler arası geçişlerde büyük sıkıntılar yaşanmakta. Anaokuluna, ilköğretime, ortaöğretime ve yükseköğretime girerken de sınav barajları koyan bu sistemi artık Türkiye taşıyamıyor. Bu sistem, bilgi ve yetenek ölçmekten çok, maddi, siyasi ve ideolojik çıkar temelli çalışıyor.

Sınavların kaldırılmasına yönelik kamuoyunda büyük bir isteğin olduğunu biliyoruz. Ancak direnç oluşturulamıyor. Bu konuda demokratik kitle örgütlerinin, meslek örgütlerinin büyük sorumluluk taşıdığını ve bu örgütlerin ülkenin eğitim-öğretim sorunlarıyla daha yakından ilgilenmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Sınavların kalkmasıyla aileler, çocuklar ve gençlerimiz sınavların yarattığı ekonomik ve psikolojik sorunlardan kurtulacaktır. Dershaneler, sisteme girdikleri gibi kendiliğinden sistemden çıkacaklardır. Böylece okul olma özelliğini yitiren kamu okulları tekrar saygınlık kazanacak, öğretmenler de toplum içindeki saygın konumlarına yeniden kavuşmaya başlayacaklardır. En azından bu yolla bile eğitimde, kısmi de olsa bir iyileşme ve fırsat eşitliği sağlanacaktır.

Eğitim emperyalizmin ve büyük sermayenin çıkarlarına göre düzenlenmemeli, ülkenin ve halkın ihtiyaçlarını ve geleceğini esas alan bilimsel, laik, demokratik, kamusal ve parasız olmalıdır.

Tahsin Doğan

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. orhan karakuş

    Tahsin dost, sömürü düzeneğinin katmerlenmesi çerçevesinde konuyu ele alma vesilesi ile zülfüyare dokunmuşsunuz…Değişik sınav maratonu sistemleri ve öğrenici ile velinin gözünün boyanması bu bataklığın bir yüzü ,diğer yüzüde ezberci ve tüketci nesil yetiştirmektir. Bu eğitim sisteminin alternatifi; analitik düşünen , üretim çerçevesinde etkin eylemli insan yetiştiren toplumsal kültürel bilinci geliştiren örgün ve yayagın eğitime dönüşümüdür… Ayrıca tarihsel çabalara vurgu yapmanız bu mücadelelnin her koşulda gerekliliğini ortaya koymaktadır…baki selamlar…

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!