Devrimciler Kendi Kaderlerini Ancak Kendileri Tayin Eder

Ülkenin tam bağımsızlığı için mücadele eden devrimciler de bağımsızdır.

Devrimciler güce tapmaz. Güç sahibi diye de hiç kimseye tapınmaz, güç sahiplerinin gölgesine sığınmaz. Onları devrimci yapan; sosyalist ilkeleri savunması ve en büyük dünya gücüne, en zalimine en gericisine karşı isyan bayrağını korkusuzca dalgalandırmasıdır. Sömürüye, soyguna, haksızlığa, hukuksuzluğa, eşitsizliğe ve her türlü zulme karşı ayağa kalkan devrimciyi hangi güç zincire vuracakmış; hangi güç o yüreği, o beyni köleleştirecekmiş… Devrimci kendi yolunu kendi çizer. Kişisel ikbali için değil; emekçi kitlelerin iktidarı ve ülkesinin aydınlık geleceği uğruna mücadeleye atılır.

Devrimciler, tarihlerinin değerini- anlamını ve bu tarihsel mücadele içinden çıkmış olan liderlerinin önderlik kapasitelerini ve fikri derinliğini kendileri tayin edebilecek yeterliliğe sahiptirler. Onlar 30 Martların, 6 Mayısların anlamını iyi bilirler. Devrimcilerin ABD-AB ve içerdeki uzantısı sermaye çevrelerinin desteklediği politikalara, güdümlü akilciliğe destek vermesini sağlamak için önderlerinin ve onların mücadelesinin pohpohlanmasıyla ilkelerini yok sayacak kadar saf olmadıklarını, faydacılığı hayat tarzı haline getirenler de elbette anlayacaktır.

Devrimcilerin gerçek liderlerinin mücadelelerinin en belirleyici karakteri öncelikle ülkemizi emperyalist işgalden ve emekçi halkımızı ABD’nin ve uzantılarının zulüm ve sömürüsünden kurtarmaktı. Onların en temel şiarı tam bağımsızlık. Onlar devrimle kuracakları bağımsız Türkiye’yi kesintisiz olarak sosyalist Türkiye’ye dönüştürmeyi esas alıyorlardı. Gerçek demokrasiyi, siyasi ve ekonomik eşitliği bu devrimci yoldan kurmayı amaçlıyorlardı.

Onlar bütün Ortadoğu halklarının emperyalist tahakkümden kurtuluşunu savunuyorlardı. Bu kurtuluşu emperyalistlerle mücadele ederek sağlamayı benimsemişlerdi.

Devrimciler, “çözüm” olarak sunulan her gelişmenin veya değişimin ilerici-devrimci olmayabileceğini, bazı koşullarda gerici sonuçlara da yol açabileceğini bilirler. Çünkü değişimin diyalektiği her zaman istenilen sonucu yaratmaz, bazı “saf”ların ezberlerini bozan sonuçlar da doğurabilir. Son yıllarda emperyalist güçlerce neredeyse herkese köklü değişim olarak benimsetilen “renkli devrimler” ve “baharlar”ın ideolojik dinamikleri şeklinde sunulan, yerine göre dincilik ve etnikçilik, koşullara göre de demokrasicilik akımlarının gerici sonuçlar yarattığını, tıpkı Balkanlarda ve Ortadoğu’da olduğu gibi dağılma, halkları birbirine düşman kılma, kan ve gözyaşına neden olduğunu hep birlikte gördük ve görüyoruz. Bugün emperyalizmin ülkemiz bağlamında izlediği politikaların ana yöneliminin bu yönde olduğunu ve AKP siyasetinin bu emperyal projenin hayata geçirilmesiyle görevlendirildiğini, yeni anayasa çalışmalarının da sonuçta bu politikalara hizmet edeceğini anlamamız gerekiyor. Ne bugünümüzün ne de geçmişten gelen değerlerimizin bu projeye alet edilmesine izin vereceğiz.

***

Son günlerde ülkemiz “solcu”larından birçoğu “süreç”i değerlendiren yazılar yazdılar, açıklamalar yaptılar. Bu değerlendirmelerin bazılarının gelişmelere; devrimci-sosyalizm açısından yaklaşmadığını söyleyebiliriz. Gelişmeleri, “emperyalizmin bölgesel politika ve stratejileri yönünden ne anlama geldiği“ sorusunu sormadan ele alan yaklaşımlardan emekçi kitlelerin geleceklerini-çıkarlarını esas alan politikalar ve stratejiler üretmeleri beklenemez. Ortadoğu coğrafyasında bölge halklarına dönük çözüm üretmeye kalkışanların bu değerlendirmeleri, emperyalizmin bu coğrafyaya dönük politika ve projesine karşı mücadeleyi temel almıyorsa o önerinin en baştan ezilen halklardan yana sonuçlar yaratmayacağı açıktır.

ABD-AKP ittifakının çizdiği bu yeni yola girenler “yeni-yetmez ama evetçiler”dir. Bunlar kitlelere ve sola “akillik” yapmaya kalkışarak aslında devrimci-sosyalist sola zarar vermektedirler.

“Akil solcular”ın gerek “yeni anayasa”, gerekse de “açılım süreci” konusunda yapacakları değerlendirmeler sonuçta egemenlerin yürüttüğü politikalara hizmet edecektir. Çünkü bu konularda atmakta oldukları adımların asıl belirleyeni emperyalist güçlerdir. Emperyalist tahakküm altında ne ilerici bir anayasa ne demokrasi ne de barış kurulabilir. Yapılması gereken; bütün emekçiler ve ezilenler en öncelikle emperyalizme ve içerdeki işbirlikçilerine karşı tam bağımsızlıkçı devrimci-sosyalist mücadeleyi yaratmak için çaba harcamaktır.

Bu mücadeleyi yaratacak olan ilerici-devrimci güçler; işçi sınıfı ideolojisini açıkça benimsemeyen hiçbir kesimin etkisi altına girmeden, onların politikalarının figüranı olmadan, kendi bağımsız mücadele yollarını tayin etmelidirler. Onlar devrimin ve sosyalizmin bayrağına sahip çıkmalıdırlar.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan “sol içi” tartışma ve kavgalara da yukarıdaki tespitlerin ışığında yaklaşmak gerektiğinin altını çizmek isteriz. Devrimciler, kitlelerin gözünde prestij kaybına neden olacak olan “sol içi” çekişmelere ve kavgalara meydan vermeden bağımsızlıkçı-devrimci yollarında yürümelidir. Özellikle bu “açılım süreci” nedeniyle ortaya çıkabilecek gergin ortam devrimci gençlerin daha da uyanık olmalarını gerektirmektedir. Bu günkü gibi kritik dönemlerde çok yönlü tahrikler ve pohpohlamaları gündeme getirmeye çalışanlar olabilir. Oluşturacakları bulanık suda devrimcileri, ilericileri birbirine düşürerek yaratılacak düşmanlığı kullanarak etki sahalarını genişletmek isteyen “yeni-yetmez ama evetçiler”in manevralarına karşı uyanık olmak gerekir. Diğer yandan, devrimcilerin kimseye yaranmak gibi bir düşüncelerinin olmaması gerekir. Bu gün bizim asıl devrimci görevimiz, ülkemiz üzerinde yoğunlaştırılmaya çalışılan yeni emperyalist hegemonyaya ve onun işbirlikçilerine karşı mücadeleyi yaratmak ve büyütmektir. Bu mücadeleye omuz verecek olanlarla önyargısız olarak dayanışma içinde olmalıyız. Bizi sahte hedeflere yönelterek, yanlış politikaların peşine takarak ya da birbirimize düşürerek; yüz yıldır tam olarak ulaşamadıkları tarihi hedeflerine günümüz koşullarında ulaşmayı düşünenlerin bu projelerine ortam yaratmamalıyız. Gün bütün devrimcilerin, ilericilerin, demokratların ve kapıları bize açık olan halk güçleriyle eylemsel dayanışma içinde olmamız gereken günlerdir. Tüm anti-emperyalistlerle en geniş dayanışmayı sağlamak zorundayız.

Bugün emperyalizm ve taşeronunu en fazla rahatsız eden, onların uyguladıkları politikalara çomak sokan, egemenlerin saldırısına uğrayan kim olursa olsun onlarla karşı karşıya gelmek devrimcileri emekçi kitleler önünde zor durumda bırakır. Egemenlerin saldırı ateşi altında olanlarla kavga etmek devrimcilere yakışmaz. Kaldı ki; ülke hızla çok kritik bir dönemece doğru sürükleniyor. Herkes üzerine düşen sorumluluğu layıkıyla taşımak zorundadır.

***

Devrimci-Sosyalistler, “akiller”i kendi akıllarıyla-fikirleriyle baş başa bırakarak; ülkenin geleceği- emekçi kitlelerin kaderiyle bir bütün oluşturan kendi kaderlerini kendileri tayin edecektir. Bu yol uzun ve zor da olsa…

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!