“Emperyalist Parasıyla Anti Faşizm!”: TESEV (2) – Mustafa Yıldırım

“Amerika’nın yerinde olsam yasalar çıkmadan bir kuruş vermem!”

 

ABD’yi oluşturan herhangi bir federal devlette ya da herhangi bir AB devletinde, bir dernek ya da vakıf ya da kişi yabancı devletten para alarak iç siyasete müdahale ederse…

Ülkesinde ayrılıkçılık düşüncesini aşılamaya girişir ve parayı veren devletin politikalarına (çıkarlarına) uygun olarak yasalarda değişiklikler önerirlerse ve komşu devletleri karıştıran ya da komşularını işgal edenlerin arkasına kitle desteği yığmaya girişirse…

Ülkede bazı girişimlerde bulunanlara, “düşünce özgürlüğü” ya da “din hürriyeti” diyerek arka çıkar ve ülkenin kuruluş ilkelerinin değiştirilmesi için çabalarsa…  

Yabancı devletlerin deneyimli istihbaratçılarıyla yabancı devletin ulusal çıkarlarını korumak için yemin etmiş elemanları da “danışman” ya da “konferansçı” adı altında çalışmalara katılırlarsa…

Bu elemanlar içerdeki siyasal partilere eleman eğitimi verir ve ülkenin gençlerini içerdeki ortağın çocuklarıyla birlikte örgütlerler ve NATO gençlik örgütleri kurarlarsa…

Yabancı devletin resmi parasıyla beslenen örgütler, TBMM Anayasa komisyonuyla birlikte çalışır ve komiteler kurarlarsa…

Bir derneğin başkanı, “Amerika’nın yerinde olsam yasalar çıkmadan bir kuruş vermem!” diyerek kendi ülkesine karşı bir tür şantaj önerirse…

Eylemleri çoğaltmak olası, ama bu kadarı bile, ister ABD’de, ister Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da, İspanya’da, İtalya’da olsun, devletin bağımsızlığına, egemenliğine, ulusal güvenliğine aykırı görülür ve ağır ceza verilir. Söz konusu devletlerin hiç, ama hiçbiri, yabancı bir devletin siyasal partilerine bağlı örgütlerin, kendi ülkesine gelerek bürolar açmalarına ve iç siyasetini, yasalarını değiştirmek için çalışmalarına izin vermez!

Türkiye’de ise tam tersidir: Devletin güvenlik kurumları yasalara dayanarak, derneklerin-vakıfların yabancı devletlerden para almasını, yabancı güdümünde siyasal çalışmaları onaylamaktadır! (…)

*

TESEV, AB’ne uyum değişikliklerinin ve ABD’nin demokrasi ihraç politikasının gereğini yapmaktadır. AB fonlarından ve ABD hazinesinden NED aracılığıyla milyonlarca dolar ya da Euro almaktadır. Quantum Bankerleri’nin temsilcisi George Soros’tan aldıklarından çok, Amerikan Dışişleri onayıyla ABD hazinesinden alınan paralarla sürdürülen politika belirleyicidir. Quantum bankerleri, açılan piyasalarda vurgunu düşünürler. ABD’nin hedefi yeni kolonilik politikasına uygun olarak Türkiye’yi mozaik-federe devletlere bölmektir. (TESEV-NED-Quantun Bankerleri ağı şeması için bkz. Sivil Örümceğin Ağında ve Ortağın Çocukları)

 (…)

EMPERYALİST PARASIYLA “ANTİ-FAŞİZM”!

TESEV’in Reagan-Bush partisinin örgütü IRI üstünden ABD merkez organı NED ile ilişkileri, 1995 yılında 79.000 dolarlık “proje” ile başlıyor. İlk yıllarda ağırlığı, Amerikalılarla Marmara ve Türkiye Belediyeler Birlikleri’yle yerel yönetimlerin “güçlendirilmesi”, “otonomlaşması” yani özerkleşmesine, siyasal partiler ve devlet reformuna veriyorlar.

IRI-TESEV-Belediye Birlikleri ortak projeleri için 1996’dan 1998’e dek NED’den alınan para 563.597 dolardır. Aynı dönemde TESEV’in yalnız başına AB’nin operasyonel ortaklığı olarak “Türkiye Devlet Reformu” için 600.000 Euro tutan bir çalışma yaptığı da eklenirse işin dış bağlantı ciddiyeti ortaya çıkar. ([1])

IRI, 2000-2006 arasında, KA-DER, ARI Derneği ve TESEV ile gençlik örgütlenmesi, konferanslar, yolsuzluk araştırmaları için NED’den aldığı 673.000 doları kullanıyor. TESEV, 2004’te ABD Ticaret Odası’nın uluslararası “demokrasi ihracı” kuruluşu CIPE’nin NED’den aldığı 100.485 dolarla elektrik reformu işine el atıyor ve aynı yıl NED’den bu kez aracısız 40.000 dolar alarak şeffaflık çalışmaları ve “NGO’lar ve gazeteciler için yasa üstüne eğitim toplantıları” düzenliyor. Bu iş için ayrıca AB’den 86.129 euro alıyorlar.([2])

2006 yılında genel seçim kokusu alınmış olmalı ki IRI hemen devreye giriyor ve Türkiye’de TESEV ve ARI Derneği ile ortaklaşa yürütülecek “Gençlik – siyaset, seçim kampanyaları eğitimi, IRI ayrıca stajyerlik, parlamento okulu, gençlik üstünde siyasi görüş araştırması, milletvekili adayları kampanya eğitimi” için NED’den 400.000 dolar aktarıyor.([3])

 

QUANTUM TEMSİLCİSİ SOROS’TAN MİLYON DOLAR

AMERİKAN MARSHALL FONU’NDAN DESTEK

TESEV, Quantum bankerler şirketinin temsilcisi George Soros’u da ihmal etmiyor. Soros Türkiye’de en yoğun çalışmaları TESEV ile gerçekleştirdiklerini açıklıyor. Soros’un İstanbul’da kurdurduğu Açık Toplum Enstitüsü Derneği yönetiminde TESEV Başkanı Can Paker yer alıyor ve Soros’dan aktarılan paranın tutarı milyon doları geçiyor.([4])

TESEV’in ilişkileri yıllar içinde Amerikan yoğunluğunu aşıp Avrupa’ya yayıldı. GMF (German Marshall Fund of the United States) Türkiye şubesinin açılması ve Suat Kınıklıoğlu’nun temsilciliğe getirilmesiyle birlikte TESEV ile GMF ortak girişimleri de başladı. 2004’de İstanbul “NATO Zirvesi” öncesinde “Yeni Bir Yol Kavşağında Türkiye” konferansını düzenlendi. Konferansta Burak Akçapar, Mensur Akgün, Meliha Altunışık ve Ayşe Kadıoğlu, TESEV adına bir rapor sundular.([5])  

TESEV ve GMF ortak çalışmaları şöyle açıklanıyordu:

“Son olarak iki senedir TESEV’in Avrupa temaslarına destek vermekte olan GMF (German Marshall Fund of the United States) ofisini yapılan ziyarette Fransa’nın Mayıs 2007’de yapılacak seçimlerin yaklaşması sebebi ile iç politikada destek sağlamak için Türkiye’ye karşı söylemler oluşabileceğinin altı çizilmiştir. Girilmekte olan hassas dönemde Türkiye’de yaşanmakta olan gelişmeleri ve süreçleri anlatan yazıların Fransa basınında yer almasını sağlamak için GMF her türlü desteği vermeye hazır olduğunu belirtmiştir. Fransa’dan Türkiye’ye medya mensubu ziyaretleri organize ederek Türkiye’deki gelişmelerin anlaşılması konusunda işbirliği yapılacaktır.”

TESEV, Aralık 2007’de TSK’nın sınır ötesi operasyonuna başlayacağı günlerin hemen öncesinde ilişkilerini geliştirmek için Avrupa’ya gidiyor ve GMF Bürosu’na uğruyor. Daha sonra da Fransa’ya geçiyorlar ve Paris’te yarı-resmi kuruluşlardan IFRI (Institute Français des Relations Internationales) ile bir panel düzenliyorlar.

Anlaşılan odur ki aracılar, “İçimize mi kapanalım?” diyerek tıpkı Osmanlı yöneticileri gibi düşünüyorlar ve adına “konferans” denilen karşılıklı toplantılarda içlerini döküyorlar. Yabancı katılımcılar kendi ülkelerinin ve kurumlarının çıkarlarına uygun bilimsel(!) konuşurken, Bizans İstanbul’undan gidenler, fırsat bu fırsat deyip, Türkiye’yi karalamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

İşin daha kötüsü, toplantıya katılan T.C. Dışişleri görevlileri ya da Ankara’daki kurumlar bu karalamaları yanıtlamıyorlar. Aslında o görevliler o toplantılara katılmakla bir bakıma karalayıcıları onaylıyorlar. IFRI ile yapılan panel-toplantı bu tutuma iyi bir örnek oluşturuyordu.

7 Aralık 2007’de yapılan o panel-toplantıda Helsinki Yurttaşlık Derneği (Her yıl ABD’den 37.500 Dolar alır) kurucusu, Soros’un Açık Toplum Derneği danışmanı, bir zamanların antiemperyalizm kuramcısı Murat Belge ile Woodrow Wilson Center kursiyeri-bursiyeri Osman Cengiz Çandar’ın açıklamaları çarpıcıdır.

Eczacıbaşı-Tekfen-Ankara Üniversitesi Vakfı ortak kuruluşu olan TESEV’in Paris toplantısında Murat Belge ve Osman Cengiz Çandar’ın söyledikleri Türkiye’de yankılanmadı; ancak onlar görevlerini yapmanın huzuruyla İstanbul’a döndüler.

“Huzurlu!” kişilerden Murat Belge de o toplantıda, Avrupa’nın Türkiye’ye karşı daha çok dayatmalarda bulunması gerektiğini şu sözlerle diledi:

“Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyorum ancak benim için AB daha önemli. Türkiye’nin gerekli şartları yerine getirmemesi halinde AB’ye üye olmasını istemiyorum… Ayrıca soykırım zamanında doğmamış olmama ve bunun sorumluluğunu taşımama karşın, Türkiye’nin bugünkü inkârından dolayı kendimi sorumlu hissediyorum…”

“Bunlar bildik şeyler” demeden önce Murat Belge’nin kesin yargısını okuyalım:

“Bu şartlarda Türkiye’nin AB üyesi olmasını desteklemek, Türkiye’de hâkim faşizme katkıda bulunmak anlamı taşımaktadır.”

Murat Belge, şeyhlerle, şıhlarla, azınlık milliyetçileriyle, Amerikan-AB-Suudi hazinesiyle ortaklaşa kurulmuş olan demokrasi cephesinin temel görevinin “anti-faşist” mücadele olduğunu ne de güzel açıklıyor.

Osman Cengiz Çandar’ı ayrıca tanıtmaya gerek yok. O işinin iyi bir ustası olduğundan daha da artistik konuşmuş:

“Türkiye uzun dönem Orta Doğu’ya ilgisiz kalmıştır. Son dönemde Türkiye, anormal olarak nitelenebilecek bu durumdan çıkıp, bölgesini adeta yeni baştan keşfetmekte; birçok sorunda önemli ve etkin bir kolaylaştırıcı rol oynamaktadır. Öte yandan, Türkiye’nin bölgedeki bu etkinliğinin ülkedeki İslami etkiyle ilgili olup olmadığı sorusu akla gelebilir. Bu sorunun cevabı evettir. Bir akademisyen gözüyle, PKK’nın adını her andığımda başına terörist sıfatını ekleme zorunluluğu duymuyorum. Aslında bu yanlıştır da.”

Kendisinin “akademisyen” olduğunu vurgulayan Osman Cengiz Çandar, Paris’de kendini gösterdikçe göstermiş ve demiş ki:

“PKK’nın mücadele gücü zayıftır ve stratejik saldırılarla yetinmektedir, Türk Ordusu ise bu örgütle mücadelesinde merhametsizdir.”

TESEV’in alt müdürlerinden Mensur Akgün, tepe başkanlarından Can Paker, Ahmet İnsel, TÜSİAD temsilcisi Serap Atan da orada konuştular ya da konuşmaları yönlendirdiler; ancak T.C. Dışişleri’nin resmi görevlisi, Avrupa Birliği’ndeki Genel Sekreteri Oğuz Demiralp’in orada bulunma gerekçesi ve bu yaklaşımlara verdiği (ya da vermediği) yanıt her zaman merak konusu olacaktır.

Paris-Almanya dönüşünde TESEV müdürü televizyonlara çıkıp, ABD – Türkiye – AKP işbirliğini allayıp pulladı. ABD – AB – Soros – Alman parasıyla işleyen TESEV’in asıl patronları olan Eczacıbaşı ile Tekfen Holding sahiplerinin bu olan bitene bir diyecekleri de olmalı kuşkusuz.

Ancak şu halimize bir bakınız ki yüzyıl önce yabancılar doğrudan önemli görevlere getirilirken, son yıllarda yabancıların yerine Türkçe adlı temsilcileri, Amerikan ve İngiliz vatandaşları ülke ekonomisini yöneten bakanlık koltuğuna oturuyor,  AKEV tercümanları milletvekili oluyor; eski Hava Kuvvetleri subayı, Marshall Fonu temsilcisi, TBMM Dış İlişkiler Komisyonu’nun sözcülüğüne getiriliyor.

Bu durumdan yüksünmeyip, “Hiç olmazsa bunlar Türk” diyenler de çıkabilir. Özgürlük ve onur duygusu ne de olsa bir tıynet sorunudur.

*

Bu durum şimdilik bir kör düğümü andırmaktadır. Ne var ki, her türden ihanete karşın, bu kördüğümü emekçi halk kendi iktidarında çözecektir. Biraz daha acı çekilecektir, ama kesinlikle çözecektir.

 

(TESEV-1 ve TESEV-2 yazıları Mustafa Yıldırım, Savaşmadan Yenilmek, (UDY 2006), The General (UDY, 2011) kitabından alınmıştır.

TESEV’in NED, Amerikan Cumhuriyetçi Parti-IRI, Amerikan Demokrat Parti – NDI, Amerikan işadamları örgütü CIPE aracılığıyla Amerikan hazinesinden ve Amerikan-Avrupa kartellerinin ortak kasasından aldığı para ve görev listesi, ARI-IRI-NDI buluşmalarının ayrıntıları; Quantum bankerlerinden destek görenlerin listesi ve TESEV kurucularının, yüksek danışmanlarının tam listesi için Sivil Örümceğin Ağında 23. ve 24. Basım ve Ortağın Çocukları son baskılarına bakılabilir.)                                                 

 

DİPNOTLAR:

(1) Türk Belediyeler Birliği Derneği ile Alman Hristiyan Demokrat Parti örgütü Konrad Adenauer Stiftung arasında yapılan katkı sözleşmeleri tutarı, yalnızca 1997-2001 döneminde, 1.650.000 DEM’dir. Ergün Poyraz, AKPapa’nın Temel İçgüdüsü, Toplumsal Dönüşüm Y., İst. 2004, s.283.

(2) AB’nin para akıttığı tüm ilişkiler için bkz. Yılmaz Dikbaş, Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi, Asya Şafak Y. ,İst., 2007.

(3) Güncellenmiş listeler ve ayrıntılar için Bkz. Sivil Örümceğin Ağında, 23 Basım ve Ortağın Çocukları kitapları.

(4) Can Paker, gazetelere Soros’tan 2 milyon Dolar aldıklarını açıkladı.

(5) Dışişleri Bakanlığı elemanlarından Burak Akçapar, daha sonra Washington’da görevlendirildi.

 

Mustafa Yıldırım


 

 

 

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!