Emperyalist Plan Hızlandırılıyor

ABD emperyalizmi Ortadoğu ülkelerini ve Türkiye’yi çıkarlarına uygun biçimde şekillendirme planının hayata geçirilmesi sürecini hızlandırıyor. Bu emperyal planın elemanları durumundaki güçlerin içinde yaşadığımız günlerde tam gaz sahaya sürülmeleri bu gelişmeyi haber veriyor.

ABD emperyalizminin bu bölgeyi yeniden düzenleme planının koçbaşlığını IŞİD adlı Selefi örgüt yapmaktadır. Aynı Taliban, El kaide ve El nursa gibi ABD ve İngiltere’nin istihbarat örgütleri tarafından kurgulanan IŞİD, Arap Baharı’yla yaratılan kaos ortamını derinleştirerek sürdürmek ve BOP doğrultusunda Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini parçalamak için harekete geçirildi. ABD ve müttefikleriyle mücadele ediyor görünen IŞİD aslında bu bölgelerdeki ülkelerin ekonomik, askeri ve toplumsal güçlerini tüketmektedir. Bir yandan karşısına aldığı kendinden olmayan herkesi yok etmeye çalışırken diğer yandan da özellikle Batılı ülkelerde yaşayan Afrikalı ve Asyalı muhalif unsurları içine alarak erimelerini sağlamaktadır. Türkiye’de geniş bir taban bulduğu belirtilen bu örgütün sınırlarımızı yolgeçen hanına çevirmesine ve ülkemizi lojistik üs olarak kullanmasına AKP tarafından göz yumulmasına rağmen Türkiye’nin sırtına yapıştırılan bu akrep ülkemizi de sokmaktan geri durmamaktadır. Reyhanlı, Cilvegözü, Ulukışla, Diyarbakır ve Suruç’ta katliamlar düzenlemekle yetinmemiş en sonunda Oğuzeli sınırında Türk askerine de saldırmıştır.

Emperyalist güçler IŞİD adlı bu cinayet örgütünü politik-stratejik planlarını uygulamak amacıyla yapacakları askeri müdahaleleri, etnik temizlikleri meşrulaştırmak için taşeron olarak kullanmaktadırlar. Önden bu dinci İslamcı örgüte açtırılan yolda milliyetçi Kürt örgütlerinin ilerlemesi sağlanarak asıl hedeflerine doğru yol almaktadırlar. Bu ikili işgalle parçaladıkları bölgenin büyük devletlerinin toprakları üzerinde kurdurdukları kantonlar ve devletçiklerin birleştirilmesiyle oluşturulacak yeni kukla devletleri istedikleri gibi yöneteceklerini planlıyorlar.

Yukarıda belirttiğimiz ABD emperyalizminin bölgeyle ilgili kurguladığı planın hızlandırılmasının son örneğini Türkiye’de görüyoruz. Bir süredir PKK’nın Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere dünyaya duyuracak şekilde eylemler yapmaya başlaması rastgele gündeme sokulan gelişmeler değildir. Uluslararası karayollarını keserek araç yakmalar (bu araçların bazıları İranlılara ait), baraj ve yol inşaatlarını engellemek için düzenlenen saldırılar bu örgütün dünyaya dönük propaganda, özellikle Doğu Anadolu illerinde nüfus hareketleri sağlama ve Türkiye’nin dikkatini güney sınırlarından doğuya kaydırma faaliyetleridir. Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelede ABD ve diğer Batılı güçlerin kazandırdığı prestije yaslanarak Türkiye’de yapacağı kitlesel ve hatta kanlı ama ses getirici eylemlerle kendini uluslararası kamuoyuna duyurma ve kabul ettirmeye, bir bakıma meşrulaşmaya çalışmaktadır. Bu akılın sahipleri sadece askeri eylemlerle sınırlı bir politika izlenmesini istemiyorlar. ABD-AB politikalarını benimseyen partiler, sivil örgütler-çevreler ve medya organlarını da kullanarak Türkiye’nin elini ayağını bağlamayı ve böylece istedikleri koşulları halkın ve bu gidişe direnen güçlerin kabul etmesini sağlamayı amaçlıyorlar. 7 Haziran seçiminde HDP’yi desteklettiren üst akıl şimdi de PKK’yı Kürtlerin meşru örgütü olarak dünya ve Türkiye kamuoyuna kabul ettirmeye çalışmaktadır. Böylece bu örgütün sadece Güneydoğu illerini değil Doğu Anadolu illerini de hegemonyası altına almasını normal bir politik faaliyet olarak sunabiliyorlar. ABD’nin BOP’nin bir parçası olan bu planı aslında AKP de kabullenmekte ama toplumun tepkisini etkisizleştirmek için itiraz ediyor gibi davranmaktadır. Kendilerini sol sayan siyasal grup ve partilerin birçoğu, bazı işçi ve memur sendikaları ve kitle örgütlerinin yönetimleri, bazı Alevi örgütleri, “İkinci Cumhuriyet” Halk Partisi yönetimi, yetmez ama evetçi’ler, “yeni barış gönüllüleri” vb bu emperyal politikanın destekçileri haline geldiler. Dünün anlı-şanlı solcularından bu gidişi görenlerin çoğu da seslerini çıkaramayıp susuyorlar. Bugün rahat yaşadıkları sahil kentleri ve büyük şehirler yarın karışınca, kaos ortamına sürüklenince nereye gidecekler? Avrupa’ya mı?

Kavga IŞİD-PKK Kavgası değildir. Kavga Emperyalizm İle Bölge Halkları Arasındadır.

İngiliz emperyalizminin en önemli yayın organlarından The Times gazetesinin Suruç saldırısından sonra attığı başlık dikkat çekicidir: “Cephede Katliam”. Gazete bu saldırının “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için bir uyarı olması gerektiği” şeklinde yorumda bulundu.

Önemli olan The Times’ın başyazısında “uyarı” ifadesiyle neyi kastettiğidir. Demek ki katliamı bu “uyarı” için yapmışlar ya da yaptırmışlar. Burada sorulması gereken soru; R.T. Erdoğan’ı yani Türkiye’deki yönetimi Suruç katliamını yapanlar/yaptıranlar ne için uyarıyorlar? Ne istiyorlar?

Bu soruların cevabını The Times şöyle veriyor:

“Sayın Erdoğan, IŞİD’e karşı mücadele edenler arasında sahada fark yaratan tek güç olan Kürtlerle işbirliği yapmalı. Türkiye’nin NATO’daki müttefikleri ile de tam bir işbirliği içerisinde olmalı. Müttefikler, Türkiye’nin gerçek desteği ile IŞİD militanlarını bölgeden uzaklaştırma yolunda çok daha fazlasını yapabilir. Burada Amerikan Genelkurmay Başkanı’nın 20 yıl sürebileceğini söylediği bir mücadeleden söz ediyoruz.”

The Times’ın başyazısına göre, birincisi Türkiye’nin IŞİD’e karşı mücadele edenler arasında sahada fark yaratan tek güç olan PKK-PYD ile işbirliği yapması ve Kürt koridorunu tanıması isteniyor.

İkinci olarak Türkiye, NATO’daki müttefikleri ile tam bir işbirliği içerisinde olmalı deniyor. Bunun anlamı sadece IŞİD militanlarını bölgeden uzaklaştırmak olmuyor, Türkiye’den bundan fazlası bekleniyor. ABD Genelkurmay Başkanı’nın20 yıl sürebileceğini belirttiği mücadele içinde Türkiye’nin de yer alması isteniyor. Bu yirmi yıllık mücadeleden asıl kasıt sadece IŞİD’e karşı verilecek mücadele olmuyor, Ortadoğu ve Kafkasya bölgelerinde ABD destekli yaratılacak yeni oluşumları kabullenmek anlamına da geliyor. Bu isteği kabul etmenin ilk adımı İncirlik Üssü’nün ABD’ye tam olarak açılması ve ihtiyaç halinde başka üslerin de kullanılmalarının sağlanması, diğeri de Türk hava unsurlarının koalisyon güçlerine sahada katılmasıydı. ABD’nin atılmasını istediği bu iki adımın da AKP tarafından yerine getirildiğini hükümet çevrelerinin son açıklamalarından anlamaktayız.

The Times’in bu başyazısının İngiliz istihbaratının ve devletinin görüşü olduğu açık. Bu yazı Suruç katliamının arkasında gerçekte kimlerin olduğunu göstermesi bakımından önemli. Bu bakışla Suruç katliamını IŞİD-PKK mücadelesine indirgemek yüzeysel bir değerlendirme olur.

Suruç katliamı bahanesiyle PKK’nın yoğunlaştırmaya başladığı yeni kaos ortamıyla Oğuzeli sınırında meydana gelen IŞİD saldırısını birlikte düşününce Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına ve iç kargaşaya sürüklenmesi için makasa alınmaya çalışıldığını söyleyebiliriz. Bu saldırıların hepsi de emperyalist güçlerin bölge planının hayata geçirilmesine hizmettir.

Öte yandan hem emperyalizmle işbirliği yapıp hem de IŞİD’le mücadele etmenin altında başka amaçlar aramak gerekir. Doğru ve mantıklı olan politika IŞİD’le mücadelenin emperyalizmle mücadeleden bağımsız olamayacağıdır. AKP’nin ABD dayatmasıyla uygulamaya başladığı IŞİD’le mücadele görünümlü absürtlüğün başka bir biçimini koalisyon güçlerinin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde devlet kurma fırsatı yakaladığını düşünen PYD de yapmaktadır. Bir kez daha altını çizelim bu politikadan sonuçta emperyalizm kazançlı çıkacaktır.

Bu günkü koşullarda kendilerini devrimci-demokrat olarak görenlerin her şeyden önce yapmaları gereken şey emperyal planın bir parçası haline gelmemektir. Ortadoğu’da yaşayan ilerici-devrimci güçler açısından asıl eksiklik emperyalizme karşı tutarlı bir mücadelenin yaratılamamasıdır. Yapılması gereken emperyalizme karşı bağımsızlık ve demokrasi mücadelesini geliştirmektir. Bunu yapacak tek irade de devrimciliktir.

Emperyalizmin bu bölgedeki oyunlarını ancak bölge halkları bozabilir. Emperyal güçlere bel bağlayarak, bu güçlerin politikalarının parçası haline gelerek solculuk yapılamaz. Kurtuluş bu güçlerle birlikte gerçekleştirilemez.

Son iki not: İlki, PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, geçtiğimiz günlerde, Amerikan Huffington Post gazetesine yazdığı yazıda “Birleşik Devletler, Rojava halkını terk etmemelidir” diyerek Obama’nın “karadaki ortakları” olmaya ne kadar istekli olduklarını gösterdi.

İkincisi, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani ile Erbil’de 24 Temmuz 2015’te görüşen ABD Savunma Bakanı Ashton Carter ABD’nin, Peşmerge güçlerine silah temin etmeye ve IŞİD’le mücadelede Iraklı Kürtlerle uyum içinde kalmaya devam edeceğini vurgulayarak “ABD ile Kürdistan bölgesi arasında büyük bir ortaklık var” dedi.

Barzani ABD Savunma Bakanına verdiği cevapta IKBY’ye yardımlarından dolayı ABD hükümeti ve halkına teşekkür ettikten sonra, “Ortak çalışmayla büyük kazanımlar elde ettik. Peşmerge güçleri ile ABD ordusu arasındaki uyum, çok yerinde ve isabetli olmuştur… Peşmerge güçleri, tüm özgür dünya adına terörizme karşı mücadele veriyor. Bu bizim için gurur kaynağıdır” diyerek kimin adına mücadele verdiklerini ortaya koyuyor.

editor

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. orhan karakuş

    altetnisite ve alt inanış gruplarını dominat kılan , besleyen ve süreçte beşeri coğrafayayı ketenpereye çeken bir “içte kırım değirmen” kurulmaktadır…şimdi gidişattaki doğal görev Nur’un vicdani ufkunda gönül deminde bir akıl ile sulh yapıcı direnişi organize edecek “amentüyü” bulmaktır…baki selamlar…

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!