Haziran Notları -Mehmet Tanju Akad

Türkiye uzun zamandır kazandığından fazla harcayan bir ülke. Evdeki eşyaları satıp

savan mirasyedi gibi, bu sonsuza kadar devam edemez. Sıkışma noktası yaklaşırken dengeleri daha da bozan Haziran olayları yetkililerin uykusunu büsbütün kaçırıyordur. Suriye’ye saldırılarının başarısızlığa uğraması -ya da beklenen hızla gelişmemesi- ise Yeni Osmanlıcılık heveslerinin boşluğunu daha planın ilk aşamalarında dünyaya gösterdi. (Aksi halde bazı oldubittilere kalkışılacak ve bunların başarısızlığı yeni komplikasyonlar çıkaracaktı. Kapan da kaçan mı?) Dünya “yedirmeyiz” diyordu zaten. Bu durum ülke içerisinde baskının artması sonucunu doğuracaktır. Taksim’de başlayan direnişler olmasaydı da rejimin baskıcı yönü daha fazla açığa çıkacaktı. Böyle olmasında hayır var. Direniş yüksek bir moralle başlamış oldu.

***

Mayıs’ın ilk günlerinde kaleme aldığımız bir yazıda, CHP ve MHP yönetimlerinin değil de, tabanlarındaki unsurların muhtemel tutumlarına değinmiş, vicdanlı bireylerin ne ölçüde muhalefet edebileceklerini görmek gerekir demiştik. MHP’liler için yanıtı erken aldık. Bu taban çok önceleri yiyip bitirdiği vicdanını yeniden oluşturamayacak. Bu ilerisi için de önemli bir gösterge. MHP çevresindeki unsurlar her zaman olduğu gibi en gerici kanattaki yerlerini (şimdilik pasif) aldılar. Şikayet ettikleri yönetimleri üzerinde en ufak bir etkileri olmadı. Bu sırada -sözde- savundukları bütün “onlara göre milli” değerler hükümet tarafından yerle bir edildiği halde sineye çektiler. Tabanlarından ne açık bir protesto, ne de bir istifa duyuldu. Demek ki emperyalizmin bu parti üzerindeki denetiminde kayda değer bir çatlak meydana gelmemiş. Bu durum, söz konusu tabandan gelecekte de olumlu şeyler beklenmemesi gerektiği konusundaki kanımızı pekiştiriyor. Tabandan yansıyan rahatsızlıklar ve ufak tefek arayışlar o kadar önemli değilmiş.

***

İkinci Dünya Savaşı’nda bütün Avrupa ülkelerinde yerel faşistler işgal güçleriyle işbirliğine girmişler, yurttaşlarını ya Gestapo’ya ihbar etmişler ya da kendileri vurmuşlardı. Türkiye’de de hiçbir koşul bu durumu değiştirmiyor. Peki, Türkiye’nin sözde “milli” özde “gayrımilli” partisinin yabancılar tarafından kurdurulduğunu kaç kişi biliyor.

***

CHP biraz daha karmaşık. Bu parti içerisindeki işbirlikçiler de çatlak oluşmaması için gerekeni yapmışlar ve önemli ölçüde başarılı olmuşlar. Gerçi CHP tabanında fiilen direnişe katılan unsurlar yok değil ama arkalarında partileri yok. Cumhuriyete karşı yapılan saldırıları sineye çeken partileri, halka karşı yapılan saldırıyı da fiilen göğüslemiyor. Karşı çıkışlar -bir grup milletvekilinin son saldırıların karşılamak için öne çıkmaları gibi olumlu bir gelişmeye rağmen çok zayıf. CHP kurumsal olarak  aktif bir tavır alsaydı bu saldırılar bu kadar vahşetle, bu kadar iç savaş mantığıyla yapılmazdı. Direnişi siyasetlerinin bir parçası haline getirmekten kaçınıyor gibiler. Eski haliyle oyuna devam etseydik iyiydik, bu nereden çıktı havası hissediliyor.

***

CHP’nin devlet sorumluluğu içerisinde itidalli hareket ettiği, olayları tırmandırmaktan kaçındığı da ileri sürülebilir ve bu kendi mantığı içerisinde tutarlıdır. Ama CHP önemli konulardan hiç birisinde yeterli muhalefet yapmamıştır. En azından, anayasa ihlalleri, Suriye sınırına yığılan teröristler, Arap ülkeleriyle yapılan üstü kapalı para hareketleri, kayıtsız mülteciler, seçimlerde yapılmış olan hileler gibi hayati konularda ciddi birer araştırma komisyonu oluşturulamaz mıydı? Daha neler var. Filme alınan bir cinayetin sanığı olan personelini on altı gün kovuşturmasız bırakan bir hükümet dünyanın hiçbir medeni ülkesinde ayakta kalabilir mi?

***

Kurumsal yapılar çürümüş halde ve direnenler kendi liderliklerini yaratmak zorunda. Şu ana kadar mevcut olan parti, particik veya grupların hiç birisi bu direnişin liderliğini yapacak liyakat ve kapasiteye sahip değil. Olamayacak da. Ama yeni liderlik de ateş çemberinden geçmeden oluşmayacak. Daha yeni başlıyor, ya da yeniden başlıyor ama bu farklı bir başlangıç.  

***

Dinamiğini yitirmiş bir yapıyı canlandırmaya çalışmak boş yere harcanmış bir potansiyel anlamına gelir. Yapılması gereken eski yapının deneyler dosyasını alıp, onun personel unsurlarını geçmişe terk etmektir. Çalışır gibi yapmaya alışmış olan personeli gerçekten çalıştıramazsınız, yaratıcı bir faaliyete sokmanız ise büsbütün imkansızdır.

***

Sağda bunlar olurken, iyice kıyıda köşede kalmış olan bazı sol grupların Komintern zamanından kalan anlayışları artık buharlı lokomotif kadar eski, hatta antika görünüyor. İletişim çağının çocukları bunlara yüz vermiyor. Doğrusu budur.

***

Geçmiş seçimlerdeki hileleri görmezden gelmesi kuvvetle telkin edilen CHP gelecek seçimlerde açık sayımla kağıda dökülecek sandık sonuçlarının il ve ilçe bazında toplamlarını takip etmezse ihanetin ortağı olur. Bu andan sonra AKP’nin yitirdiği oyları geri alması ise ancak muhalefet çok büyük hatalar yaparsa mümkün olur.

***

AKP’nin dayanakları üzerinde durmak gerekir.

Birincisi dış destek ki, bu konuda da sıkıntıya girdiler ama devlet bazında sadece soğuk hesaplar işler. Kamuoyu bazında ise bazı şeylerin değiştiği görülüyor. Bunu önemsemek gerekir. Kurtuluş Savaşı sırasında ne kadar önemli olduğunu hatırlayın.

İkinci desteği yağma ve rant paylaşımıdır.  Rantçılar her şeye gözlerini kaparlar ama sürekli teşhir bir kesimin desteğini gevşetebilir. Özellikle dini bir vicdan meselesi olarak gören samimi inançlılar etkilenmektedir.

Üçüncüsü ise sonu gelmek bilmeyen İtilafçı kinidir. İşte bunun hiçbir çaresi yoktur. İşin acıklı tarafı İtilafçılara katılan bir kısım solcunun bu kini püskürtenlerin başına geçmesidir.

Mehmet Tanju Akad

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!