Hükümet ve Devlet Seul’da

Başbakan R.T.Erdoğan,

 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan,

AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik,

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hulusi Akar,

MİT Müsteşarı Hakan Fidan,

Emine Erdoğan ve kızları…

Medyanın seçkin temsilcilerini de unutmayalım.

Hep birlikte Seul’dalar.

Fotoğrafı görüyorsunuz. Obama kolunu Türkiye’nin Başbakanının omzuna atmış, parmağıyla da “pışt, pışt” yapıyor. Kime “pışt, pışt” yapıyor? Gazetelere göre Türkiye’nin “sıfır soruncu” Dışişleri Bakanına. Fotoğraf bu!

Bu kadar geniş bir heyeti ABD Başkanı’nın karşısına niye diktiler? “Teftiş” mi var, yoksa “tekmil” mi veriliyor? Yoksa İran’a tehdit, Suriye’ye müdahale için devlet ve hükümet esas duruşa mı geçiriliyor? Hepsi birden, dersek abartmış olmayız.

***

Bir gazete Şam Büyükelçisinin Suriye’den ayrılışı ile ilgili başlık atmış:

“Suriye’de Dev Operasyon”

“Talimatı Başbakan Erdoğan Verdi”

Yalakalık gazete boyu! Alt tarafı Büyükelçi ve birkaç görevli Suriye’den ayrılmış. Sanırsınız ki onbinlerce kişi ateş altında tahliye edilmiş. Ama maksat başka. Talimat verene yağcılık yapmak işin bir yönü, asıl olan ise müdahale için kamuoyunu hazırlamak. Suriye’ye müdahaleye karşı olan halkı cafcaflı başlıklarla ve şişirme haberlerle gaza getirmek. Egemen çevrelerin halkı kandırarak ve aldatarak politikalarını daha rahat bir şekilde yürürlüğe koyduklarını örnekleriyle biliyoruz.

ABD’nin Birinci Körfez saldırısı sırasında Batı medyasının sürekli kullandığı, insanların gözüne soktuğu petrole bulanmış karabatak kuşunu hatırlayın. Denize dökülen petrol içinde çırpınan zavallı kuşun bu duruma düşmesinin sorumlusunun zalim Saddam olduğu imajı beyinlere çakılıyordu. Böylece Saddam’ın kuşlara bile zulmeden bir diktatör olduğu algısı herkesin kafasına yerleştirildi. Ama yıllar sonra anlaşıldı ki bu karabataklar Körfez bölgesinde yaşamayan kuşlardandır ve o petrole bulanan karabatak Alaska yakınlarında kaza yapan bir gemiden sızan petrole bulanmıştı. Ama emperyalistler amaçlarına ulaşmak için bu yalan haberi kullanmışlar ve istedikleri sonucu da elde etmişlerdi.

Bu karabatak çarpıtmasını ABD Başkanı Obama’nın Seul’da İran’la ilgili yaptığı değerlendirme üzerine hatırlatmak istedik. R.T. Erdoğan’ın “dostu” Obama İranlı liderleri şöyle tehdit ediyor: “İranlı liderler önlerindeki seçenekten kaçış olmadığını anlamalı. İran ciddiyetle ve aciliyetle hareket etmeli. Sorumluluklarını yerine getirmeliler. Geçmişte insanlar, kandırma ve aldatma yolunu seçtiler. Diplomatik çözüm hala mümkün ama zaman az. Antlaşmalar bağlayıcıdır. Kurallar uygulanacak. İhlallerin sonuçları olur…” diyor Büyük ve Genişletilmiş Ortadoğu’nun patronu.

Obama’nın tehdit kokan bu konuşmasına karşın İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat Duşanbe’de yapılan Afganistan konulu toplantıda ABD ve NATO’ya yükleniyor: “Afganistan’daki tüm kötülüklerin nedenin bu ülkede NATO ve ABD askeri güçlerinin bulunması”nı gösteriyor. Ahmedinejat, “Afgan halkı, kendi evinde saldırılara maruz kalıyor. Bu halde sorumlu Afgan halkı mı? Pakistan’da da, Filistin’de de, birçok Afrika ülkelerinde de durum böyle. Tüm sorun, terörle mücadele maskesi altında Afganistan’a giren NATO’da ve NATO’nun politikasındadır. Şimdi ise yine bu sloganla Rusya ve Çin’in etrafını sarıyor” şeklinde konuştu. İran Cumhurbaşkanı, “NATO ve ABD’nin dünyaya kendi şartlarını dayattıkları günler geride kaldı” dedi. (Hürriyet, 27 Mart 2012).

Dün komünizm düşmanlığı yaratarak ülkeleri gizli veya açık biçimlerde işgal eden emperyalistler bugün de insan hakları ve demokrasiyi kullanarak, terörü önleme adına kendilerine baş eğmeyen ülkelere saldırıyorlar, zengin enerji kaynaklarına sahip memleketleri işgale kalkışıyorlar. Türkiye’yi altmış yıldır yönetenler ise kendi ülkelerini bu zalim sömürücülere teslim etmekle kalmadıkları gibi emperyalizmin Asya’da ve Afrika’da askerliğini yapmaktan da geri durmadılar. Şimdi de emperyalizm adına yeni görevlerin hazırlığı içindeler. Seul seferinden yeni bir görev emri ile dönmeyi arzu ettikleri anlaşılıyor. Çok istekli görünüyorlar. Çünkü ideolojilerinin gereği olan amaçları ile emperyalizmin politikaları uygunluk gösteriyor. Ortadoğu’da kurmak istedikleri Sünni İslam kuşağı ile emperyalizmin bölgesel ve hatta Asya’daki “çevreleme” politikalarının uyum halinde olduğunu söyleyebiliriz. Rusya ve Çin’in kontrol edilemeyecek kadar uzağa savrulmalarını istemeyen ABD, AKP’nin bölgede ideolojik ve politik olarak etkili olmasını istemektedir. Sünni İslam temelinde, AKP’nin kontrolünde bölgesel düzeyde oluşacak bir “kuşak” ABD için güvenli bir ortamın sağlanmasını kolaylaştırmak anlamına gelir. “Model ortaklık” bir anlamda bu yöndeki gelişmenin güvencesi olurken, AKP’nin etkisindeki gelişme de bu ortaklığın bölgedeki belirleyiciliğine güç katacak ve yeni alanlar açma ihtimali yaratacaktır.

Öte yandan BOP’nin içinde düşünülmesi halinde anlam kazanan “model ortaklık” yaklaşımının gereği olarak yaratılmaya çalışılan “Sünni İslam Kuşağı”nın AKP iktidarının ekonomik çıkarlarını da destekler mahiyette olduğunu söyleyebiliriz. Bilhassa Suriye’ye müdahale üzerinden Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan ile kurulacak köprünün başını AKP iktidarının tutacağını ve bu konumun finansal ve ticari yönden taşıyacağı önemi görmek gerekir. Suriye’ye yapılacak bir müdahale halinde Lübnan ve İsrail ile ortaya çıkacak yeni ekonomik çıkar ilişkilerinin de üzerinde durulması gerekir.  Parçalanmış bir Suriye hem Batılı emperyalistlerin, hem Sünni Arapların ve Lübnan’da başta Haririler olmak üzeri bazı kesimlerin, hem de ve özellikle İsrail’in işine yarayacaktır. İsrail için parçalanmış bir Suriye her bakımdan büyük avantajlar sağlayacaktır.

Emperyalizmin ve taşeronlarının istediği böyle bir gelişmeden Filistinliler başta olmak üzere Ortadoğu’nun bütün mazlum halkları ve emekçi sınıfları zararlı çıkacaklardır ve bu olumsuzluk bölgenin ileride daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalmasına uygun ortamı fazlasıyla sağlayacaktır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!