Küçük Kara Balık *-Serkan Yaman

Bu bir öykü de değil, bu bir masal. 7’den 70’e herkesi ilgilendiren bir masal.

80 öncesinden 80’li yıllar sonrasının Türkiyelisi’ne ve yaşı 35 olan 12 Eylül’ün karanlık döneminde doğmuş evlatlarına yüzünü dönmüş bir masal. Yeni kuşağın da yaşamında yer edinen bir masal. Sadece İran’da sevdirmedi yazarını; dünya literatüründe beğenilen eserlere de adını yazdırdı.karabalik

Yaşam alınır satılır değildir bizim için

Yaşamı iyi tanımak esaslı yaşamaktan geçer. Biz neresindeyiz yaşamımızın? Kaç insan ömrü sığdırdık şimdiye kadar? Denizler kaç yaşındaydılar öldürüldüklerinde?

Soru sormalı insan, bu mudur yaşamak diye! Ev ve iş; iş ve ev… Arada diziler diziler… Çocuk yetiştirmek ve içimizdeki faşisti açığa çıkarmak. Çocuğa nasihatler vermek, çok da matah bir şeymişiz gibi kendimizin yaşantısını çocuğa, hatta erişkine dayatmak… Duygu eğitimimiz tammış gibi. Beyinler küçülmüş, ufuklar dar… Pavlov, içinde bulunduğumuz bu şartlı refleks halini incelemeye değer bulur muydu acaba?

Unutmayalım, yanlış bir strateji mahvolmamıza neden olur bizim. Siyaseten de olsa, toplumsal ilişkilerimizde de olsa durum böyledir. 12 Eylül öncesi bu toprakların devrimcileri sokağa çıkmasa, mahallelerde, fabrikalarda, madenlerde, üniversitelerde bulunmasa; yani hayatın her alanında bayrak açmasa bu ülke kazanımlarından, değerlerinden çok kayıp verirdi. Oysa kimi siyasetler farklı farklı yollar önerdi. Mücadelede geri çekilme de vardır ama zamanlama önemlidir. Şu an mücadele adına toplamda yerimizde saydığımız söylenebilir.

Şimdi aydınlar olarak, halkın ilerici unsurları olarak sorumlu değil miyiz bugünümüzden ve sormalıyız artık. Mazereti yok bu yaşananların! 12 Eylül’ün üzerinden neredeyse yarım asır geçecek ve bizler şükredemeyiz yapılana edilene, reva görülene, lütuflara, lokmalara. Onurlu bir halkın mücadelesidir söz konusu olacak olan… Kuşatma altında, baskıcı bir rejim ve onun diktatoryal yönetimi altındaki tüm kurumlar gibi aile de esir alınmaya çalışılmakta… Yaşam alanı daraltılmıştır insanımızın. Bu yaşamaksa buyurun yaşayın, derler insana. Nefes alınacak bir ülkeye de kolay kolay gidemeyeceğinize göre bu ortamda çare üretmeli! Halktan biri olarak, eli kalem tutan biri olarak cesaretimizi toplayıp yola çıkmalı… Tıpkı Küçük Kara Balık gibi… Küçük kırmızı balık gibi… Samed Behrengi gibi…

Ve yolda birleşme sağlanmalı. Kadük değil, prematüre hiç değil. Gerçek anlamdaki ilkelerle mayasında halkın teri olan bir –parti- programı oluşturmalı. Niyet bu olunca anlaşma çabuk olur. Yeter ki dünyayı isteyin! Dünya avuçlarımda deyin (Orhan Taylan’a saygıyla; 1 Mayıs afişi için)…                              

                                 Masalımız başlıyor

Bu masala Hakkı Ağabey ( Zabcı) ELMUT isimli yazısında da değinmiş. Biz de değinelim. Siz de değinin. Hiçbir faaliyetiniz olmayacak mı, değinin… Aktarın… Ben eseri özetleyeyim siz eseri edinin.

Küçük Kara Balık söz dinlemez bir balık. Ne anne, ne komşu ne de elin balığının sözünü dinliyor. O içinde yüzdüğü gölden bıkmış, ha bire kendi çevresinde gezmekten bıkmış, dış dünyayı tanımak isteğiyle yanıp tutuşuyor ve bu isteğini gerçekleştirmek için yola çıkıyor. Arkadaşları onu derinden bir sevgiyle uğurluyorlar. Onu yolda bir sürü tehlike bekliyor. Küçük Kara Balık’a dostça yaklaşan bir bilge kertenkele ise balığımızı uyarıyor. Kertenkele tehlikelere karşı onu hançerle ve bilgi ile donatıyor.

Yolda kurbağacıklarla da karşılaşıyor ve soruyor: “ Siz bu göletten hiç dışarı çıkamıyorsunuz ki… Peki nasıl oluyor da, bütün dünyadan söz edebiliyorsunuz?

Onu korkaklıkla suçlayan yanına yaklaşmadığı yengece ise şu cevabı veriyor: “Ben ne kötümserim ne de korkak. Ben gözümle gördüğümü, aklımla anladığımı söylüyorum, o kadar!”

Yolda pelikan ve tabii ki kesesi vardır. Testere balığı vardır, balıkçıl vardır. Balıkçıl hariç (masal burada sonlanır) diğerleri ile baş etmesini bilir Küçük Kara Balığımız… Ve birliğin ne demek olduğunu da öğrenir ve öğretir denizlere kavuşan balığımız.

Kertenkele: “Onlar (balık sürüleri) birlik olmuşlar ya, balıkçı ağını suya atınca ağa giriyor ve ağı kendileriyle birlikte çekip denizin dibine sürüklüyorlar.”

Bizim balığın haberi balıklar arasında yayılır. Kimisi onun yolunu izler, kimisi ağlar sızlar, korkar.

Evet, o her şeye rağmen denize ulaşmak, başka yaşamları da tanımak için yola koyulur. Korkuları yoldayken kaybolur. Yolda önüne çıkan düzenbaz kuş pelikana kanmaz, bu konuda diğer balıkların gözünü açar. “Pelikan bir insaf küpü değildir. O balıkları birbirine düşürmeye çalışan bir kuştur. Balıkları yiyerek mutlu olan düzenbazın tekidir. Aldanmayın ona” der.

Ve Küçük Kara Balık masalın sonlarına doğru şu sözü söyler:“Şimdi ölüm çok kolay uğrayabilir bana! Ama ben yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmemeliyim. Elbette bir gün ölümle karşılaşırsam –ki karşılaşacağım- önemli değil, önemli olan şu ki benim yaşamım veya ölümüm başkalarının yaşamını nasıl etkileyecek.”

                       Geleceğiyle oynanan insan hayatıdır        

Bugün yaşanılası bir dünya için mücadele verilmeli. Ülkemizdeki muhalif tepkiler tek bir eksende birleşmeli. Çocuklarımızı gönderdiğimiz okullar koyu karanlığın gölgesi altında. Özal Tonton’du, şimdiki de öyle. Eğitim- öğretimin hali ise ortada ve içler acısı halde. Mevzileri, kurumları ne kadar koruyabiliyoruz? Uğruna nasıl bir kavga veriyoruz? Zaman akıp gidiyor, gözümüzdeki perde kalksa diye bekledik, kalktı yine bekliyoruz… Yalanın, talanın, çirkefliklerin hâd safhaya varmasını mı bekliyoruz. Oysa gelişme göstermeden yaşlanacağız ve çocuklarımız bizden miras olarak gözbağı devralacak. Mücadele için de iş işten çoktan geçmiş olacak.

Eğitimden sorumlu olanlar ne derece sorumlular, sorduk mu? Onların derdi gerici yobaz eğitim; birkaç okul kalmış onları da ele geçirmek. Misyonları bu. Bunun için yüksek maaşlar alıyorlar ve rahatları, forsları yerinde, arkalarında Ustaları; değmeyin keyiflerine… Ebeveynlerin eğitime dair çilesi bitmezmiş, kaosmuş, umurlarında değil. Onların amacı beyinleri ele geçirmek. Bu cephedeki savaşın gayesi buydu; dışarıdan tayin edilen kafalar eğitimde bunu başardı. Hukukunu da oturttu. ‘Eğitim-öğretim söz hakkı benim’ diyebildik mi veliler, öğretmenler ve öğrenciler olarak… Okullarda istihdam edilen kimi görevliler olarak başımız dik konuşabildik mi? Peki ya yarın? Bu sefer hangi cephe, hangi mevzi… Teslimiyet mi? ‘Dünya ölçeğinde çözülebilir’ diye başlayan bir cümle kurup kolayına kaçmayasınız sakın… Fakat şunu diyebiliriz:

Rosa Luxemburg’un sözüdür “Ya sosyalizm ya da barbarlık”.

***

Küçük Kara Balık amacına ulaştı. O yılmadı. Öldüyse eğer mutlu öldü; gözü açık gitmedi. Sorularla ilerledi. Mutluluğa erişti. Yolda serpildi, yolda gelişti. Peki, biz insan evlatları olarak nasıl bir hat izleyeceğiz? Beynimizi geliştirecek faaliyetlerin içinde mi olacağız yoksa verili Türkiye Kahvehanesinde zar mı atacağız?

Geleceğimizle (onurumuzla) oynatmayalım. 12 Eylül devam ediyorsa bu saatten sonra biraz da çuvaldızı kendimize batıralım.

                                                                                       Serkan Yaman

  • *Samed Behrengi: Haziran 1939’da Tebriz’de doğdu. İran Azerbaycan’ında 11 yıl köy köy dolaştı, öğretmenlik yaptı. Bir yandan da Tebriz Üniversitesi’nde gece derslerine girdi; İngiliz Dili ve Edebiyatı eğitimi gördü. Halkının sorunlarını, toplumsal yapıyı, ülkesinin folklorik yapısını, öykülerini halkın içinde yaşayarak inceledi. Bu arada Azerbaycan ve İran halk edebiyatından derlemeler yaptı. Yazarın Bir Şeftali Bin Şeftali isimli masal kitabı da daha evvel tanıtılmıştı.
  • *Yararlanılan Kaynak:

Eserin Adı: KÜÇÜK KARA BALIK

Yazarı       : Samed Behrengi

Türü           :Masal

Sayfa sayısı : 52, 1. Basım, 1999.

 Yayınevi     : CAN ÇOCUK

 

 

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Hasiyet Richter-Tugrul

    Cok sayin Serkan Bey, bu kitabi bize tanittiginiz icin ve bu öyküyü bizimle payla§tiginiz icin size cok cok te§ekkür ediyorum. En derin saygilarimla Hasiyet Richter-.Tugrul

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!