Osmanlı’dan Cumhuriyete İmam Hatip Okulları-Tahsin Doğan

Dinci-gerici çevrenin yoğun karşı propagandası ve baskısı nedeniyle bu okullarda öğrenci sayıları

giderek azaldı. 29 yerde açılan bu okulların sayıları iki yıl sonra 20’ye, 1926-27 öğretim yılında 2’ye düştü. İmam Hatipler gerici-dinci çevrelerin bu okullara giden öğrencileri engellemeleri nedeniyle 1931-1932 öğretim yılında da öğrenci gelmediği için kendiliğinden kapandı.

Giriş

Eğitim; egemen güçlerin istediği tip bireyleri yetiştirmesinin bir aracıdır. Bu yalnız Türkiye için değil, tüm toplumlar için geçerlidir. Her siyasi rejim devamını sağlayacak ve koruyacak güçleri eğitim sistemi ile yetiştirir. Bugün Türkiye’de siyasal iktidar istediği insan tipini yetiştirmek için eğitim sistemini ve eğitim kurumlarını araç olarak kullanmaktadır.

Tüm dünyada kalkınmanın gelişmenin itici gücü ve ölçütü, eğitimli, bilimsel bilgiyle donatılmış insan gücüdür. Dinsel bir eğitim, topluma kültürel bir zenginlik vermeyeceği gibi toplumsal kalkınmanın da dinamiği olamaz. Batıyı ve İslam dünyasındaki gelişmeleri karşılaştırdığımızda bu açıkça görülmektedir.

Cumhuriyetin kurulmasıyla uygulanmaya başlanan liberal+devletçi kalkınma modeli süreç içinde eritilerek, yerine İslami kalkınma modeli ikame edilmeye çalışılmaktadır. Bugün yapılmak istenen de tüm devlet aygıtını, bu yeni politikalar doğrultusunda dizayn etmektir. Bugünkü siyasal iktidar, eğitimi bir amaç olmaktan çıkarmış, gerici ideolojilerini gerçekleştirmenin bir aracı olarak kullanmaktadır. Her araç gibi eğitim de egemen İslami sermayenin güdümünde devletin yeniden yapılanmasındaki temel argümanlardan biri olarak görülmelidir.

İmam Hatipler de bu bağlamda Osmanlıdan günümüze kadar işlevini kesintili de olsa sürdürmüştür. Bugün yapılmakta olan, 4+4+4 yasası ile tüm eğitim sisteminin İmam Hatipleştirilmesidir. Süreci doğru okuduğumuzda bu açıkça görülmektedir.

 

İmam Hatip Okullarının Sisteme Girişi

İmam Hatip Liseleri’nin başlangıcı olarak 1913 yılında İmam Hatip yetiştirmek üzere açılan Medresetü-l Eimmeti vel Hutaba, kabul edilir. Bu okul daha sonra Medresetü-l Vaazin ile birleştirilerek Medresetü-l İrşad adını almış ve 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’nce çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na (Öğretimin Birleştirilmesi Yasası) kadar varlığını sürdürmüştür.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu, kapatılan medreselerin yerine, imamlık ve hatiplik gibi dini hizmetlerin görülebilmesi için ayrı okullar açılmasını öngörüyordu. Kanunda öngörülen bu okullar, camilere imam ve hatip yetiştirilmek amacıyla 1924 yılında İmam Hatip Mektepleri adı altında 29 merkezde açıldı. Bu okullar, 4 yıllık ortaöğrenim seviyesinde ve ilkokulu bitiren 12-15 yaş arasında öğrencileri alıyordu.

Amacı Cumhuriyete bağlı, aydın din adamları yetiştirmekti. Ders programları lise programına ek olarak dinle ilgili dersleri içeriyordu. Devlet eliyle açılan bu okullara o zaman yapılan dinci propagandalar nedeniyle (gavur okulları, gavur din adamı yetiştirecekler vb.) halk öğrenci göndermiyor ya da gerici çevrelerin baskısı altında gönderemiyordu. Okullardan çok, tamamı kaçak olan kurslarla din eğitimi gene mollaların denetiminde sürdürülüyordu.

Dinci-gerici çevrenin yoğun karşı propagandası ve baskısı nedeniyle bu okullarda öğrenci sayıları giderek azaldı. 29 yerde açılan bu okulların sayıları iki yıl sonra 20’ye, 1926-27 öğretim yılında 2’ye düştü. İmam Hatipler gerici-dinci çevrelerin bu okullara giden öğrencileri engellemeleri nedeniyle 1931-1932 öğretim yılında da öğrenci gelmediği için kendiliğinden kapandı.

Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerinde de görüldüğü üzere bu okullar, devlet politikası olarak değil, öğrenci sayılarındaki azalma ve giderek hiç talep olmaması nedeniyle kapanmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında çağdaş bir eğitim sistemi yaratmak isteyen CHP, 1940’lı yılların sonlarına gelindiğinde aynı kararlılığı ve direnci gösterememiş, içindeki gerici-dinci unsurların baskısı ile 1946’daki yedinci kurultayda alınan “laiklik ve devletçilikte ılımlılaşma” kararı doğrultusunda din derslerinin ilkokullarda okutulmasını ve ilk İlahiyat Fakültesinin kurulmasını sağlamıştır.

Böylece 1948-1949 öğretim yılından başlayarak ilkokulların 4. ve 5. Sınıflarına din dersi konulmuştur. Daha sonra Demokrat Parti döneminde din dersi ortaöğretim kurumlarında da okutulacaktır.

15 Ocak 1949’da ortaokul mezunu ve askerliğini yapmış kişilerin alındığı 10 ay süreli İmam Hatip Kursları açılarak din hizmeti görevlisi yetiştirme uygulaması başlatıldı. Bu kursların süresi daha sonra iki yıla çıkarıldı ve meslek okulu mezunlarının da bu kurslara alınmasına karar verildi.

Demokrat Parti iktidara gelince ilk işi, cumhuriyetin ilk yıllarında dinci- gerici çevrelerin şiddetle karşı çıktıkları imam hatip okullarını tekrar açmak oldu. Öncelikle yedi ilde açılan imam hatip okullarının yapımı ve öğrencilerine burs sağlanması siyasal iktidarın desteklediği muhafazakar bir sivil örgütlenme olan İlim Yayma cemiyetleri tarafından gerçekleştirildiğinden imam hatip okullarının sayısı hızla artmıştır. 1959’da bu okullara öğretmen yetiştirmek amacıyla ilki İstanbul’da olmak üzere Konya, Kayseri, İzmir ve Erzurum gibi kentlerde 4 yıllık Yüksek İslam Enstitüleri açılmıştır.

Ülkemizi emperyalizmin hegemonyası altına soktukça, bağımlılık artırıldıkça eğitim sistemi bu gidişe paralel bir şekilde adım adım gericileştirilmiştir.

Darbeler Dönemi

12 Mart döneminin de etkisiyle 1972 yılında, ortaokuldan sonra 4 yıl eğitim veren meslek okulu halini alan bu okullar, İmam-Hatip Lisesi adını aldı. Bir yıl sonra da bu okullardan mezun olanlara fark dersi vermeden üniversitelerin edebiyat kollarına gidebilme hakkı tanındı.

1974 yılında CHP-Milli Selamet Partisi hükümeti döneminde İmam-Hatiplere, İmam ve Hatip olması dince olanaksız olan kız öğrenciler alınmaya başlandı. 1978’e kadar, öğretmen liseleri, teknik lise ve diğer liselerde gerekli artış yapılmazken Milli Selamet Partisi’nin ortağı olduğu MC hükümetleri döneminde 230 yeni İmam Hatip Lisesi açıldı.

12 Eylül yönetimi tarafından Temel Eğitim Kanunu’nun 32. maddesinde yapılan bir değişiklikle imam hatip lisesi mezunlarının üniversitelerin tüm bölümlerine gidebilmesine olanak tanındı. Dönemin resmi ideolojisi olarak benimsenen Türk-İslam Sentezi’nin gereği olarak bu okulların öğrenci sayılarında büyük artışlar sağlamakla kalınmadı ayrıca İmam Hatip liselerine bağlı şubeler açılırken, Anadolu İmam Hatip liseleri de açılarak devletçe bu okullara büyük destek verildi.

28 Şubat sürecinde 8 yıllık zorunlu eğitime geçilmesiyle İmam-Hatiplerin orta kısımları kapatıldı.

Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran ve kamuoyunda 4+4+4 yasası olarak bilinen düzenlemenin ardından AKP iktidarı Türkiye genelinde, 733’ü bağımsız olmak üzere 1141 imam hatip ortaokulu açıldı.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile aydın din adamı yetiştirmek gerekçesiyle kurulan İmam-Hatipler, cumhuriyet ve laiklik karşıtı tutumlarıyla, devlet okullarına alternatif eğitim kurumları olarak sistem içinde yerini aldı. Böylece “Tevhidi Tedrisat Kanunu”nun öngördüğü “ öğretimde birlik” ilkesi önce tartışılır hale getirildi, sonra söz konusu kanunun yürürlüğü sürerken işlerliği fiilen sonlandırılmış oluyordu. Yürürlükteki yasayla çelişen kamusal düzenlemeler, sağ iktidarların rutin uygulaması haline gelmiştir.

Dini Eğitimin Programı ve Hedefleri

İmam Hatip okullarında 1970 ve 80’li yıllarda “Türk-İslam Sentezi”ni, son dönemlerde de “İslamcı”lığı esas alan bir program uygulanmaktadır. İmam Hatiplerin dışındaki tüm ilk ve ortaöğretim okullarının programlarında da dinsel eğitim doğrultusunda önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu gelişmeler, demokratik, bilimsel eğitimin yerine “dindar nesiller yetiştirmek” sözüyle dile getirildiği gibi tümüyle dinsel eğitimin alt yapısının oluşturulduğunu göstermektedir. 4+4+4 düzenlemesinin de bu hedefin önemli adımlarından biri olduğu kuşkusuzdur.

Siyasal iktidar ve siyasal gericilik İmam-Hatiplerle, zincir özel okul ve dershanelerle, resmi-kaçak kuran kurslarıyla, öğrenci yurtlarıyla eğitim sistemini tümüyle ele geçirmiştir. Dolayısıyla birçok gencin beyinlerini ve düşünce sistemlerini de elde etmektedir.

Bu okulların kurulmasındaki amacın din adamı yetiştirmek olmadığı ülkemizdeki cami sayısı ile bu okullardaki öğrenci sayısını karşılaştırdığımızda rahatça anlaşılır. Gelişmeler göstermektedir ki İmam Hatip Liseleri kuruluş felsefesinin ve amacının ne olduğuna bakılmaksızın sürekli genişleme ve tüm eğitim sistemini kapsama doğrultusunda bilinçli olarak geliştirilmektedir.

Öğretmen liseleri, Sağlık Meslek liseleri başta olmak üzere tüm mesleki ve teknik liselerin, meslek akademilerinin (adalet, polis vb.) giderek öğrenci kontenjanları daraltılırken İmam Hatip Liselerinin kontenjanlarının ve sayılarının artırılması, 21. yüzyılda dine dayalı bir devlete yönelmenin ve temellerinin oluşturulmasından başka bir şey değildir.

Son 60 yıldır İmam Hatip Lisesi mezunlarının imam ve hatip olmak dışında hemen her mesleğe yönelmeleri, okudukları alan ve meslek dışında devlet organizasyonunda idari kadrolarda konumlandırılmaları iktidarın hedefini ortaya koymaktadır.

Bugünkü siyasal iktidarın, tüm öğretim kurumlarını hem de 5 yaşlarına kadar indirerek İmam Hatipleştirme çabaları ve bunu açıkça dile getirmeleri eğitimde gelinen durumu ortaya koymaktadır. Böylece bireysel ve toplumsal hayat ve siyasal alan tümüyle dinciliğin işgali altına sokulmaya çalışılmaktadır.

Batıda 1789 Fransız devrimiyle başlayan ve tüm Avrupa’ya yayılan gelişmelerle din eğitimi tamamen eğitim sisteminin dışında tutulmuştur. Kilisenin devlet yönetiminden uzak tutulmasıyla batıda toplumsal ve ekonomik gelişmenin önü açılmıştır.

Tüm dünyada toplumsal ve ekonomik gelişmelere ayak bağı olarak görülen din ve din eğitimi çağdaş ve erişkin demokrasilerde Kiliselere, cemaatlere ve ailelere bırakılmıştır. Oysa Türkiye’de devlet eliyle verilen din eğitimi giderek yaygınlaştırılmaktadır. İmam Hatip liseleri, din eğitiminin devlet eliyle verildiği ama eğitim sonunda İmam ve Hatipten çok farklı meslekleri icra eden okullar olarak gelişmenin, çağdaşlaşmanın önünü tıkayan ve devlet eliyle eğitim sisteminin lokomotifi yapılmaya çalışılan eğitim kurumları olarak düzenlenmektedirler. İşi, uğraşısı, mesleği ve branşı ne olursa olsun insanları dindar kılmak amacını taşıyan bir politikanın hayata geçirilmesi süreci yaşanmaktadır. Dinsel yaşam tarzı tüm topluma dayatılmaktadır. Görüldüğü gibi sorun eğitim alanıyla sınırlı olmayıp toplumsal yaşamın tümünü kapsayacak bir boyutta yaşanmaktadır.

Oysa 4+4+4 sistemiyle eğitimin tümüyle İmam Hatipleştirilmesi, anayasanın 24. Maddesi’nde belirtilen “din kültürü ve ahlak öğretimi” kapsamı dışına çıkılarak tüm eğitim sistemini “dinsel eğitim” temelinde dönüştürerek, yasal olmayan bir şekilde devlet eliyle ve imam hatipler aracılığıyla gerçekleştirilmesidir.

Bugün idarede ve yargı başta olmak üzere tüm kamuda görev yapanlar içinde İmam-Hatip mezunu olanların sayısı özellikle idari kadrolar ve üst düzey yöneticilerde hızla artırılmaktadır. Yani tüm devlet aygıtı Cumhurbaşkanı ve Başbakan’dan başlayarak hızla İmam-Hatip mezunlarına teslim edilmektedir.

Son 62 yıldır tüm siyasi iktidarlarca desteklenen ve geliştirilen İmam-Hatip Liseleri sıradan meslek lisesi olmaktan çıkmıştır. Bu dinci-gerici partinin tüm önemli kadroları bu okullarda yetişmiş, uzun ve planlı bir çalışmanın sonunda da iktidar olmaları sağlanmıştır. Türkiye’de sağ siyasetin yüzde 60’lara varan bir desteğe ulaşmasında, bu okullardan mezun olan militan siyasetçiler ve devlet kadrolarındaki yöneticilerin oynadığı rol çok önemlidir.

İmam-Hatipler kurulduğu günden beri sağ partilerin temel dinamiği oldular. Bu okulları “arka bahçeleri” olarak gören sağ partiler hem militan öğrenciler yetiştirerek kadrolarını oluşturdular, hem de bu öğrenciler kanalıyla onların aile ve yakınlarına ulaşarak kendilerine büyük bir oy tabanı yaratmayı başardılar.

Cumhuriyetin kurucu gücü ve çağdaşlaşmanın temel dinamiği olarak görülen CHP bu gelişmelerden etkilenmiş olmalı ki, daha önce İmam Hatip okullarının “… çok programlı okullar statüsüne dahil edilerek, yalnızca din adamı yetiştirmeye yönelik eğitim yapması” CHP programında belirtilmişken, yeni programdan bu ifadeler kaldırılarak bir anlamda dine dayalı rejimin önündeki barikatları tamamen ortadan kaldırmıştır. Kuşkusuz, bu durum cumhuriyet ve demokrasi düşmanlarının daha da güçlenmesini sağlayacaktır.

Bulunduğu yeri, kuyusunu kazdığı Cumhuriyet’e borçlu olan Başbakan,  “Terörist yetiştirmediği için mi, vatana hizmet aşkıyla yandıkları için mi, İmam Hatipleri kapattınız?” diyerek tüm eğitim kurumlarına savaş açıyor. Bu eğitim kurumlarını terörist yuvası olarak görmesi ve göstermesi, ilginçtir. İmam Hatipleri açan ve geliştiren kendinden önceki tüm iktidarlara da saldırması gelecekteki tehlikenin boyutlarını göstermektedir.

İmam Hatipleri şiddetle savunan iktidar kadrolarının birçoğunun kendi çocuklarını bu okullara göndermedikleri, yurt dışına gönderdiklerini ya da Türkiye’nin seçkin özel ve kamu okullarında okuttuklarını basından izlemekteyiz. Bu okullara yoksul ve dar gelirli aile çocuklarının yönlendirildiği bilinmektedir.

Ayrıca pedagojik olarak küçük yaşlarda çocukların dinsel eğitime yönlendirilmesi, gelişim psikolojisinin ilke ve yasalarına aykırıdır. Çocuk ilköğretim yaşlarında (10-11 yaşına kadar) soyut kavramları anlamaz. Somut kavramlarla eğitime başlanır. Bu yaşlarda çocuğun sosyalleşmesi ve temel olumlu alışkanlıklar kazanması hedeflenir. Çağdaş eğitim programlarında soyut kavramlara daha ileri yaşlarda geçilir. Toplumu düzenleyen yasalar olduğu gibi, bu da eğitimin ve çocuk gelişiminin yasalarıdır, aksi düşünülemez.

Çağdaş bir ülkede imamdan vali, hafızdan kaymakam, vaizden öğretmen düşünülemez. Devlet eliyle ne din eğitimi ne de tüm eğitim kurumları dinsel eğitimi hedefleyemez. Kamuda demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü, toplumsal, laik, parasız ve nitelikli bir eğitim hedeflenir.

Oysa AKP, iktidara geldiği 2002’den beri eğitimi tümüyle dinselleştirme, piyasalaştırma yolunda büyük mesafeler kat etmiştir. Yoksul halkın hepsi de dinci olduğundan değil, çocuğunun geleceğini kurtarmak, devlet memuru kadrolarına ancak bu eğitimden geçenlerin alındığını, yani bu okulların işe girişte iyi bir referans olduğunu bildiği için buralara göndermektedir.

4+4+4 sistemiyle getirilen ilk 4 yıldan sonra “evde eğitim”, “açık öğretim” uygulamaları bu çocuklar için korkunç kavramlardır. Bu yaştaki çocukları, özellikle kız çocuklarını eve kapatma, erkenden evlendirme ve çırak ihtiyacını karşılama projelerinin ilk adımıdır.

 

Sonuç

Uluslararası tekelci sermayenin dayattığı neoliberal politikaların taşeronluğunu yapan AKP iktidarı, BOP’ un bölgemizdeki uygulayıcısıdır. İslami sermaye çevrelerini de egemenliği altında tutan, içselleştiren uluslararası finans kapitalin Ortadoğu bölgesindeki muhafızlığını yapan en önemli aktör AKP iktidarıdır.

Bu politikanın hayata geçirilmesi için, gerekli kadroları yetiştirmek amacıyla eğitim sistemi, ılımlı İslamcılığı vaaz eden neoliberal politikalara göre yeniden düzenlenmektedir.

Bu nedenle siyasal iktidarın eleştirmeyen, sorgulamayan, hak aramayan, sadece biat kültürüyle yetişmiş bireylere, bu anlayışa göre dizayn edilen topluma ve bunu sağlayacak bir eğitim sistemine ihtiyacı vardı, bunu da beklenenden daha hızlı bir şekilde gerçekleştiriyorlar. Bu amaçla sadece imam hatipleri değil, tüm sistemi kullanıyorlar. Giderek pozitif bilim yapan eğitim kurumlarının eğitimin metalaştırılması politikaları doğrultusunda ödenekleri bilinçli olarak kısılmakta, buna bağlı olarak ta Anadolu liseleri de dahil tüm ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki öğrenci sayıları görece olarak azalmaktadır. Doğal sonuç olarak öğrencilerin tercihleri de buralar değil, iktidarın gözdesi imam hatipler oluyor, çünkü fakir halk çocukları, yukarıda da belirttiğim gibi bu okullara dini amaçtan çok iş bulabilme, istihdam kaygısıyla gidiyor.

Bilinçli olarak politikleştirilen bu okullardaki öğrenciler, AKP ve yandaşları tarafından siyasi-ekonomik alanlarda kullanılmakta ve aileler başta olmak üzere önemli huzursuzluklara da neden olmaktadırlar.

AKP iktidarı döneminde toplumun dinsel esaslara göre yeniden biçimlendirilmesi doğrultusunda imam hatip okulları dışında, resmi ve kaçak binlerce kuran kursu açılmıştır. Yetişkin, genç ve çocukların alındığı bu kurslar çeşitli promosyonlar ile desteklenerek milyonlarla ifade edilen öğrenci sayılarına ulaşmıştır. Bu arada, çeşitli tarikat ve cemaatlerin olur olmaz yerlerde açılan camilerde, mescitlerde, kurslarda ülkenin geleceği olan çocukların ve gençlerin beyinlerinin gericilik ideolojisi ile yağmalamalarına siyasal sistem her türlü olanağı sağlamaktadır. Sosyal devlet tümüyle yok edilmiş yandaşlara rant alanları yaratan ve vatandaşa sadaka dağıtan bir aygıta dönüştürülmüştür.

Eğitim programları ve ders kitaplarının içeriği sürekli dinsel ağırlıklı bir eğitime endekslenmekte, kitaplarda dini tema ve referanslar giderek artırılmaktadır. Eğitim araç-gereçleri bile eğitimin dinselleştirilmesine yönelik temalar içermektedir. Kütüphaneler bilimsel eserlerden çok dini konuları içeren kitaplarla doldurulmuştur. Bu kitapların yazarlarına ve din adamlarına da bölgelerde konferans ve benzeri etkinliklerle vaaz verdirerek öğrencilerin ilgi göstermeleri ve katılmaları sağlanmaktadır.

Bu bağlamda, Temel eserler (1000 Temel Eser, 100 Temel Eser) ve dünya klasikleri dinsel söylem ve motifler konarak yeniden bastırılıp okullara gönderilmiştir.

4+4+4 yasası; eğitimi sorgulayan, bilgiye eleştirel bir yaklaşımla bakan yurttaşlar yetiştirmek yerine, neoliberal-muhafazakar sisteme tümüyle “insan sermayesi” olabilecek yurttaşlar yetiştirmeye odaklanmıştır. Birbiriyle daha ana sınıfında başlayarak yarışan, yıkıcı rekabetin içinde ezilen ve neoliberal sistemin normlarını içselleştiren yurttaşlar hedeflenmiştir. Bu da demokrasinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülmelidir.

İslami sermaye bu eğitim sistemi ile uluslar arası tekelci sermayenin neoliberal politikalarını yurttaşlara enjekte ederken ve onları demokratik zeminden uzaklaştırırken, kısmi de olsa kendi rekabet gücünü artırmak için de 4+4+4 sistemi ile çocuk yaşta ucuz işgücü yaratmayı hedeflemiştir. Çünkü 4+4+4 yasasında ilk dört yıldan sonra çocuk açık öğretime geçirilerek İslami sermayenin güdümüne bırakılmıştır.

Bu dönemde çocuğun kendini tanıması, geliştirmesi ve kendiyle birlikte çevresini olumlu yönde dönüştürmesi gerekirken, güdümlü, itaatkar, kişiliksiz, ruh sağlığı bozuk, dini motiflerle donatılmış bir nesil yetiştirilmektedir. Çocuk geleceğini görememekte, kendini planlayamamaktadır. Eğitimin özgürleştirici niteliği ortadan kaldırılmıştır. İslami sermayenin güdümünde çocuklarımızın geleceği tümüyle ilahi iradeye teslim edilmiştir. Neoliberalizmin rekabetçi politikalarını içselleştiren, sömürü ve asalaklığın, karşısındakini ezme, yok etme politikalarının yaşam biçimine dönüştürüldüğü ve insanın insan olma, var olma hakkını elinden alan bu politikaların meşrulaştırıldığı bir zemin yeni eğitim sisteminin özünü oluşturmaktadır.

Her toplumda egemen güçler eğitimi, gücünü korumak, geliştirmek ve yeni mevziler kazanmak için araç olarak kullanır. Türkiye’de de yapılan bu. Halkın güçlü bir direnişi ile karşılaşmadıkça, bu uygulama ve dayatmaya örgütlü, inançlı bir güçle karşı konulmadıkça, salt eğitim sisteminde değil, sağlıkta, hukukta, turizm ve yaşamın tüm alanlarında dine dayalı düzenlemelere ve dini sembollerin günlük yaşamımızı etkilediğine tanık olmaya devam edeceğiz.

Emperyalist saldırının bir politikası olan ülkeyi gericileştirme siyasetinin en önemli kısmı olan eğitimin dincileştirilmesi faaliyetine karşı ilerici-devrimci kesimler olarak, kitle örgütleri olarak top yekun ve çok yönlü bir mücadele yürütmek zorundayız.  Uyuşturulan toplumsal refleksin yeniden canlandırılması gerekmektedir.

Şu bilinmelidir ki en zorba güçler bile, halkın ezici gücü karşısında bir “hiç”tir. Yeter ki demokrasi güçleri, sınıf temelli politikaların ışığında ve doğru önderlikle halkın bu devasa gücünü, dayanışma ve mücadele pratiği temelinde büyük bir dinamiğe dönüştürebilsinler.

Tahsin Doğan

Kaynakça

Neoliberalizm ve Eğitim Politikaları Üzerine Eleştirel Yazılar (EĞİTİMSEN yay. 2004)

C.Baker.  Zorunlu Eğitime Hayır (Ayrıntı Yayınevi 1991 İstanbul)

N.Kurul Tural . Eğitim Finansmanı (Anı yayıncılık 2002 Ankara)

M.G.Gülcan. AB ve Eğitim Süreci (Anı Yayıncılık 2005 Ankara)

N.Altunya. Eğitim Sorunumuza Kuşbakışı (Ürün yayınları Ankara 1995)

İ.Erdoğan. Çağdaş Eğitim Sistemleri (Sistem Yayıncılık 200 İstanbul)

B.Russel Çv.Nail Bezel Eğitim Üzerine (Say Yay. 2004 İstanbul )

D.Koçer. Çocuklarımız ve Bilmediklerimiz (Paragraf Yay. 2005 Ankara)

B.J.Braham. Öğrenen Bir Organizasyon Yaratmak (Rota Yay. 1998 İstanbul

N.Stimson. Eğitici Önderlik (Rota Yay. 1997 İstanbul.

R.Clark. Öğretmenin 55 Altın Kuralı (Arkadaş Yay.2005 Ankara)

ABECE Eğitim ve Ekin Dergisi (Sayı 307-311. 2012 Ankara)

Eğitim Bilim Toplum EĞİTİMSEN Yay.( 20-39 Sayılar 2012 Ankara)

R.Günlü. AB’de İstihdam, eğitim ve Meslek Eğitimi (Türkiye-AB Koord. Komisyonu  2003 Ankara)

DİE (1973) Milli Eğitimde 50 Yıl 1923-1973

MEB.   Örgün Eğitim İstatistikleri 2010-2011

Rifat Okçabol. Türkiye Eğitim Sistemi (2005 Ütopya yayınevi- ANKARA)

DPT  (2006) Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı

Eleştirel Pedagoji Sayı 21 Mayıs-Haziran 2012

TÜSİAD  Türkiye’de Mesleki ve Teknik Eğitimin Yeniden Yapılandırılması (1999)

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!