Saldırıya Uğrayan ODTÜ’lülere Soruşturma Açıldı

Tayyip Erdoğan protestosu sırasında polis saldırısına maruz kalan ODTÜ’lü öğrencilere soruşturma açıldı. Ankara Emniyeti’nin suçlamalarına dayanan ve Rektörlük tarafından açılan soruşturma da öğrenciler, “yüzünü kapatmak, polise cam şişe, çekiç ve taş atarak kamu düzenini bozmak”la suçlanıyor.

18 Aralık’ta Çin’den fırlatılan “Göktürk-2 Uydusu” için ODTÜ’ye gelen Tayyip Erdoğan’ı protesto ettikleri için polis saldırına maruz kalan öğrencilere ODTÜ rektörlüğü, Ankara Emniyeti’nin “cam şişeler, çekiç ve taş atarak kamu düzenini ve güvenliğini sağlamakla görevli bulunan emniyet mensuplarına saldırıda bulunmak, çevreye ve kamu malına zarar vermek” suçlamasını veri alarak soruşturma açtı.

Emniyet suçladı rektörlük soruşturma açtı

Soruşturma açılan 21 öğrenciye Rektörlük tarafından gönderilen tebligatla, haklarında Ankara Emniyet Müdürlüğünün 31.12.2012 ve 15.01.2013 tarihli yazılarıyla yönelttiği, ” 18 Aralık 2012 tarihinde kimliğinizi gizlemek amacıyla yüzünüzü kapatarak, yanınızda getirdiğiniz cam şişeler, çekiç ve çevreden topladığınız taşları atmak suretiyle kamu düzenini ve güvenliğini sağlamakla görevli bulunan emniyet mensuplarına saldırıda bulunmak, çevreye ve kamu malına zarar vermek” suçlamaları üzerine Rektörlük makamı tarafından disiplin soruşturması başlatıldığı bildirildi.

Tebligatta haklarında soruşturma açılan bütün öğrencilere aynı suçlama yöneltilirken, “Bu çağrıya özürsüz uymadığınız veya özrünüzü zamanında bildirmediğiniz takdirde savunmadan vazgeçmiş sayılacağınız ve diğer delillere dayanılmak suretiyle hakkınızda gerekli kararın verileceğine, bilgilerinizi rica ederim” denildi.

O gün okulda bile olmayan öğrencilere soruşturma

Disiplin soruşturması kapsamında öğrencilerin bir kısmı bugün Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı’nda bulunan burs ve yardım ofisine giderek savunmalarını verdiler. Görüştüğümüz öğrencilerden bazıları o gün okulda olmamalarına karşın daha önceki protesto eylemlerine katıldıkları için hiçbir dayanağı olmamasına rağmen kendilerine de soruşturma açıldığını ifade ettiler.

Soruşturma sırasıda öğrencilere “Çatışmanın yaşandığı gün orada mıydın?”, “Polise taş ve ya başka bir cisim attın mı?” gibi sorular yöneltildi. Soruşturmanın 1 ay içerisinde sonuçlanacağı öğrenildi.

ODTÜ yorum yapmadı, hükümet Rektörlüğe yüklenmişti

Soruşturma hakkında bilgi almak için aradığımız ODTÜ yönetimi ise soruşturma konusunda bilgilendirme yapamayacaklarını belirtti. ODTÜ’de yaşananların ardından ODTÜ yönetimi öğrencilere sahip çıkan bir açıklama yapmış, polis şiddetini kınamıştı. Ancak savcılık Erdoğan’ı protesto eden öğrencilere “terör” soruşturması açarken, YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya da YÖK Denetleme Kurulu’nu ODTÜ’yü denetlemekle görevlendirmişti.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, “Gönül isterdi ki bir üniversite yönetimi bu hadiselerin olup biteceğini tahmin edemese de olup bittikten sonra gereğini yapsın ve özerk bir yönetim anlayışı içerisinde kendi sorularını ve soruşturmalarını yapabilsin” demiş, Başbakan Erdoğan ise, “Bu öğrencilere karşı elinde disiplin kuralları var bunları uygulaması lazım. Önce bir hafta uzaklaştırır, tekrar mı yaptı 15 gün olmadı mı tamamen uzaklaştırır” diyerek ODTÜ Rektörlüğüne yüklenmişti

(soL-Ankara)

***       ***

Suriye Baş Müftüsü: Erdoğan beni çok şaşırttı

Hürriyet Planet16 Şubat 2013

Suriye Baş Müftüsü Ahmet Bedrettin Hassun,   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Beşar Esad’la ilgili tutumunu değiştirmesinin kendisini çok şaşırttığını” söyledi.

Lübnan televizyonu El Mayadin’e konuşan Hassun, “Türkiye Başbakanı Erdoğan ile kriz başlamadan önce yaptığımız konuşmada Devlet Başkanı Esad‘a saygı gösterdiğini ve Suriye’nin kaosa sürüklenmesinden endişe duyduğunu söylemişti. Fakat sonraki tutumları beni çok şaşırttı” dedi.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bildirdiğine göre, Baş Müftü Hassun, Türkiye’nin “sınırlarını katillere, hırsızlara ve suçlulara açarak” kime hizmet ettiğini anlamadığını sözlerine ekledi.

“Türk Subaylar Öldürüldü”İddiası

Bu arada İran resmi yayın organı Press TV’nin “Syria Now” haber sitesine dayandırdığı iddiaya göre, dün Halep’teki çatışmalarda dört Türk subay öldü.

Haberde, El Bab bölgesinde öldürüldüğü öne sürülen Türklerin rejim güçlerine karşı muhaliflerle beraber savaştığı iddia edildi.

***      ***

Suriyeli Türkmenler Erdoğan’a öfkeli

İBRAHİM VARLI-ŞAM

Savaş ve çatışmaların en büyük mağduru her zamanki gibi çocuklarla kadınlar. Afganistan’dan Sudan’a, Filipinler’den Sri Lanka’ya, Mali’den Libya’ya kadar dünyanın dört bir tarafındaki çatışmalı bölgelerin değişmeyen ‘yasa’sı Suriye’de de geçerli. Çatışmalar birkaç hafta sonra ikinci yılını geride bırakacak. Ve daha şimdiden on binlerce kişi yaşamını yitirdi, yüz binlerce kişi de yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı.
İç savaşa evrilen çatışmalar yüzünden yüz binlerce kişi komşu ülkelere kaçarken, bir o kadar Suriyeli de Şam, Lazkiye, Tartus gibi ülkenin görece daha güvenli kentlerine sığınmış durumda. İç göç nedeniyle başkent Şam’a göçenler kent genelinde kurulu yirmi civarındaki sığınma kampında ağırlanıyor. Dummar, bu kamplardan biri. Ağırlıklı olarak Halep bölgesinden gelen Türkmenler Dummar’a yerleşmiş.

 ERDOĞAN’A ÖFKE BÜYÜK

Silahlı çetelerin köylerine saldırmaları sonucu tüm eşyalarını geride bırakıp yollara düşmek zorunda kalan Halepli sığınmacılar, haftalarca ormanlık alanlarda, köprü altlarında aç susuz yaşamak zorunda kalmış.

 Bir grup Türkiyeli gazeteci olarak Suriye ziyaretimizin üçüncü gününde 267 savaş mağdurunun kaldığı Dummar kampındayız. Silahlı askerlerin kontrol ettiği kampta Başbakan Tayyip Erdoğan’a karşı büyük bir öfke var. Türkiye’den geldiğimizi öğrenen sığınmacılar kampa adımımızı atar atmaz başlıyorlar Erdoğan ve AKP hükümetine ağır hakaretler yağdırmaya.

Aylarca köprü altlarında yaşamak zorunda kaldıklarını söyleyen Adle Mahalli isimli genç kadın yaşanan tüm bu olumsuzlukların sorumlusunun Erdoğan olduğunu söyledikten sonra “Birgün tüm bu acılar sonlanacak, ancak hiçbir zaman Erdoğan’ı affetmeyeceğiz. Acımızdan ölsek de asla yurdumuzu terk etmeyeceğiz” diyor.
“Erdoğan bize acımıyor mu, çoluk çocuk herkes perişan” diye söze başlayan Halep’in Haydari bölgesinden gelen Ali Hassan ise kendi ailesinin yaklaşık yedi aydır kampa yerleştirildiğini evlerinin militanlar tarafından yıkıldığını anlatıyor. Hassan, bu yıkımdan militanlara her türlü desteği sunan Erdoğan yönetiminin sorumlu olduğunu söylüyor.
Otuzlu yaşlardaki Ahmet Al Hasan ise en öfkelilerinden. Ağır hakaretler yağdırdığı Erdoğan’ın izlediği taşeron siyaset nedeniyle kendilerini sattığını, buna karşılık Şam yönetiminin kendilerine kapıları açtığını ifade ediyor

ÇOCUKLARIN ELİNDE RUSYA BAYRAKLARI

Çocuklar tüm enerji ve yaşam sevinçleriyle bizleri daha kampın girişinde büyük bir gürültüyle karşılıyorlar. Olup bitenin pek bir farkında değiller. Fotoğraf çektirmek için koşuşturuyorlar. Bu koşuşturmaca içinde aralarına kısa süreliğine kavgaya tutuşsalar da fotoğraf çektirme istekleri mini kavgalarına galip geliyor.

 Henüz emekleme çağındaki çocuktan on-on bir yaşındakine kadar tüm çocuklar etrafımıza üşüşmüş durumda. Bu durum annelerini rahatsız etse de durum değişmiyor. Çocuklar attığımız her adımı takip ediyor, Esad ve rejim yanlısı sloganlar atıyorlar. Muhtemelen daha önceden öğretilmiş sloganları dakikalarca tekrarlayıp duruyorlar. Suriye bayraklarını taşıyan çocukların ellerindeki mavi-kırmızı-beyaz renkli Rusya bayrağı ise dikkati çekmeyecek gibi değil.

 Hemen yanı başımıza sokulan Besim Kasam isimli yedi yaşındaki çocuğa elindeki bayrağın kime ait olduğunu soruyoruz? Yanıt anında geliyor: Rusya. Çocuklar da büyükleri gibi Rus yönetimine büyük minnet duyuyor, tıpkı ülkenin kuzeyindeki Kürtlere duyduğu gibi. Serekaniye ve diğer bölgelerde cihatçı militanlarla savaşan, bu çeteleri ısrarla topraklarına sokmayan Kürtler kamptaki Türkmenlerin gönüllerini fethetmiş.
Bizleri adım başı takip eden sekiz yaşındaki Rifat Aziz isimli çocuk geride bıraktığı Halep Haydari’deki evlerini özlediğini söylese de buradaki yaşantısından da oldukça memnun olduğunu söylüyor. Henüz beş yaşında olan küçük Zeynep için ise bir şey fark etmiyor. Çevresindeki silahlı askerler, gelen yabancılar, dağıtılan oyuncaklar onu bir hayli memnun etmiş görünüyor.

 GÖNÜLLÜLER ÇOCUKLARIN YANINDA

Şam valiliğinin denetimindeki kampta Suriyeli gönüllü gençler hiçbir karşılık almadan görev yapıyor. Çocukların ve kadınların yaşadıkları travmaları atlatmaları için seferber olan genç gönüllüler kamptakilerin topluma entegrasyonu için çeşitli kurs ve aktiviteler de düzenliyor. Çocukların eğitimlerinden mahrum kalmamaları için en yakın okullara kaydı gerçekleştirilmiş. Gezici hastaneler kampı sürekli olarak salık taramasından geçiriyor. Öğle yemekleri valilik tarafından karşılanan sığınmacılar akşam yemeklerini ise kendilerine verilen iaşelerden karşılıyor.

BM’DEN YARDIM GELMİYOR

Hiçbir uluslar arası yardım kuruluşu sığınma kamplarına elini uzatmıyor. Sosyal İşler Bakanı Prof. Dr. Kinda Şammat bu durumu siyasi nedenlere bağlıyor. Şammat, kuruluş felsefesi gereği Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin bu insanlara yardım etmesi gerektiğini ancak siyasi gerekçelerle yardımda bulunmaktan özellikle kaçındığını ısrarla vurguluyor. Suriye’nin emperyalist bir ablukaya alındığı belirten Şammat, bu ikiyüzlü tutumu BM’ye taşıdıklarını ancak yine de gelen yardımların sembolik düzeyde kaldığını söylüyor.

 Yardımların sadece sığınmacıları kapsamadığını, çocukları muhalif saflarda savaşan ailelere de yardım ettiklerini belirten Şammat, çocukları yüzünden ailelerinin cezalandırılamayacağını söylüyor.

 Bir sonraki durağımız olan Cemaliye kampı ise daha organize ve derli toplu. Okuldan bozma kampta BM’nin de kısmi katkısı var. Yetkililer normalde BM’nin bu tür durumlarda daha aktif roller üstlendiğini ancak söz konusu Suriye olunca yardımları minimum düzeyde tuttuğunu ifade ediyor.

***

SAVAŞ YORGUNU SURİYELİLER BARIŞINI ARIYOR

Suriye’de diyalog ve çatışma sesleri iç içe geçmiş durumda. Başkent Şam’ın birkaç kilometre yakınındaki Dareyya ve Zebedani kasabalarında günlerdir çatışmalar sürüyor. Tanklar gece gündüz aralıksız bombardımana tutuyor her iki bölgeyi de. Kentte top sesleri eksik olmazken, başkente sızmaya çalışan Nusra Cephesi’ne bağlı ‘Ubada Taburu’ ve Şam Tugaylarıyla ordu birlikleri arasında kıyasıya çatışmalar yaşanıyor.
Çatışmalar şiddetini artırırken, iki yıla yakın bir süredir silah sesleri altında yaşamaya çalışan Suriyeliler ise savaş yorgunu. Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, öğrencisinden işçisine kadar bütün Suriyeliler bir an önce silahların susmasını arzuluyor. Bu arzu devlet katında da yankısını buluyor.

 

DİYALOG YOLLARI AÇIK

Ülkedeki çatışma sürecini sonlandırmak ve taraflar arasında uzlaşı sağlamak amacıyla geçtiğimiz mayıs ayında oluşturulan Ulusal Uzlaşı ve Diyalog Bakanı Dr. Ali Haydar da silahların susmasından yana. “Her türlü diyalog girişimine açık olduklarını” söyleyen Dr. Haydar, müzakereye başlamanın tek şartı olarak ise silahların susmasını öne sürüyor. Aynı zamanda muhalif Suriye Milliyetçi Sosyal Partisi’nin başkanı da olan Dr. Haydar, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu (SUKO) Başkanı Muaz El Hatib’in “diyalog” çağrısı karşısında ihtiyatlı bir iyimserlik içerisinde.

 Cilvegözü’ndeki saldırı ve SUKO lideri Muaz El Hatip’in ABD’nin bastırmasıyla yaptığı diyalog çağrısının ardından görüştüğümüz Ali Haydar, kendilerinin de Esad yönetimine karşı olduklarını ancak itirazlarını silaha başvurmadan demokratik yollarla dile getirdiklerini özellikle vurguluyor.

 BÜTÜN GİRİŞİMLER AKAN KANIN DURMASI İÇİN

Muaz El Hatip’in çağrısına benzer bir çağrıyı kendilerinin daha önceden yaptıklarını dile getiren Uzlaşma ve Diyalog Bakanı, “SUKO lideri Hatip’in açıklamaları siyasal diyalog sürecine girişin ilk adımı olabilir” diyor.

 Batılı güçlerin zorlamasıyla oluşturulan muhalefetin ülke gerçekliğinden yoksun olduğunu kaydeden Uzlaşma ve Diyalog Bakanı, sorunun diyaloğu reddeden karşı tarafta olduğunu her fırsatta tekrarlıyor. Bütün imkanların diyaloğa seferber edildiğini, diyalog ve iletişime açık olduklarını vurgulayan Ali Haydar, akan kanın ve çatışmaların durması için kim olursa olsun diyalog istedikleri müddetçe kendileriyle görüşmeye hazır olduklarını belirtiyor.

 KÜRTLER SURİYE’NİN BİRLİĞİNDEN YANA

Ülkede süregiden kaostan en çok etkilenenlerin başında Kürtler geliyor. Şam’da yaşayan Kürtler silahlı muhaliflere öfkeli. Kürtler, ülkeyi batılı güçlerin hedefleri doğrultusunda iç savaşa sürüklemekle suçladıkları silahlı muhaliflerin en önemli hedefleri arasında. Adalet ve Kalkınma için Gençlik Partisi’nin Kürt lideri Perwin İbrahim, Kürtlerin kesinlikle Suriye’nin bütünlüğünden yana olduklarını vurguluyor. İsyanın başlamasıyla birlikte Kürtlere birçok hakkının verildiğini kaydeden İbrahim, silahlı çetelerin ülkeden kovulmasının tüm halkların yararına olduğunu belirtiyor.

 CADDELER VE SOKAK BAŞLARI TUTULMUŞ

Süren çatışmaların izlerini başkent Şam’ın tüm sokaklarında görmek mümkün. Caddeler ve sokak başları bariyerlerle kesilmiş, askeri kontrol noktaları her köşe başını tutmuş. Buna rağmen gündelik hayat ise olağan temposuyla devam ediyor. Okullara giden öğrenciler, işlerine koşuşturan işçiler, sokak satıcıları dilenciler tüm sıkıntılara rağmen hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

 BARIŞ İLLE DE BARIŞ

Sokakta görüştüğümüz ancak güvenlik kaygısıyla adını vermek ve fotoğraf çektirmek istemeyen Şamlıların en büyük dileği ülkenin bir an önce huzura ve barış kavuşması. Her an yanı başlarında patlayacak bir bombanın kaygısıyla yaşamak üzerlerinde olumsuz etkiler bırakmış durumda. Kriz nedeniyle gün geçtikçe daha da pahalılaşan hayat ise bir diğer sıkıntıları. Taksi şoförleri benzin, çarşıdaki kadınlar ise artan yiyecek fiyatlarından şikâyetçi.

 ***

TARİHİ ESERLER YAĞMALANIYOR

Suriye’de muhalif grupların, yaşanan savaş sırasında müzelerden çaldıkları tarihi eserleri, Ürdün’deki pazarlarda sattığı açıklandı.

Washington Post Suriyelilerin 30 dolara sattıkları tarihi eserlerin batı ülkelerinde 50 bin dolara kadar alıcı bulduğunu yazdı. Habere göre, bu yağma, kendilerine ”gündüz savaşçı, akşam arkeolog” diyen muhalifler, eserleri silah satın almak için satıyor. Ülkenin tarihi zenginliklerini yok pahasına satan, müzeleri ve tarihi binalardaki eşyaları yağmalayan Esat karşıtı muhaliflerin ele geçirdikleri tarihi eserleri Türkiye ve Lübnan üzerinden pazarladıkları, en büyük karaborsanın Ürdün’ün başkenti Amman’da kurulduğu belirtiliyor.

Amman’da antikacılık yapan Muhammed Halil şöyle konuşuyor: “Her gün Suriye’den gelen mozaikler, heykeller, altın paralarla ilgili haberler alıyoruz, burada Suriye tarihi parça parça satılıyor.”

IRAK’TA DA AYNISI OLMUŞTU

İç savaşın başlamasından bu yana Suriye’deki 36 müzeden 22’sinden tarihi eser çalındığı biliniyor

UNESCO’nun Amman Ofisi Müdürü Ann Paolini, “Suriye’de bugüne kadar yaşananları göz önüne aldığımızda ülkenin tarihi mirasının yağmalanma riski çok yüksek” dedi. Suriye’deki durumun henüz Irak’ta yaşananlar kadar ağır olmadığını söyleyen Ürdünlü yetkili Neyef Fayez ise, ”Ancak ülkedeki güvenlik eksikliği göz önünde tutulursa, şu an olanların gelecekte çok daha büyük ölçekte yaşanacağını bekleyebiliriz” dedi.Suriyeli

 

BirGün Online 15 ŞUBAT 2013

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!