Şeker fabrikaları halkındır

Şeker fabrikaları hükümetlerin keyfine göre satılamaz, kapatılamaz. Her sıkıştıklarında “millet, benim milletim” diyen iktidar şeker fabrikalarını satışa çıkarırken neden millete sormaz? Milletten korkuyorlar da ondan. Şeker fabrikalarını satarak millete ihanet ettiklerini biliyorlar. Şekeri satarak halk sağlığına zarar verilmekte, yüzbinlerce üreticiye, on binlerce işçiye, taşımacılık yapan kamyoncuya, traktörcüye, hayvancılık yapan insanlara ve milyonlarca tüketiciye ihanet edilmektedir. Şeker fabrikalarının kuruluşundan beri bulunduğu çevrede yaratılan ilerici kültür de yok edilmek istenmektedir.

Günümüzde emperyalizm her zamankinden daha yoğun biçimde yaşamaya başladığı çürüme sürecinde bocalarken, uluslararası finans çevrelerinden alınan borçlarla, sıcak parayla ayakta durmaya çalışan AKP ekonomisi giderek artan güçlükler içinde. Kapitalizmin yaşamakta olduğu kriz nedeniyle dünyada dolaşan döviz miktarını azaltmasıyla birlikte borç bulmak, borçları yeni borçlarla ödemek zorlaşmaktadır. Bu gelişme karşısında, planlı-kamucu-üretimci ekonomiden uzak duran, uluslararası tefecilerden aldığı borçlarla ekonomiyi döndürmeyi ilke edinmiş olan AKP iktidarı, her zamankinden fazla biçimde gözünü vatandaşın cebine, halkın fabrikalarına, tesislerine ve arsalarına dikmiş durumda. Cumhuriyetin başlarından beri ülkeye hizmet veren halkın şeker fabrikalarını işte bu nedenle satışa çıkardılar.

Dolar dört liraya dayandı

“Dolardan bize ne, bizim ‘Yeni’ TL’miz var” diyen AKP yandaşları olabilir. Ama gerçek hiçte öyle değil. “Yerli ve milli” AKP iktidarının sürdürdüğü neoliberal ekonomi politikası dolara endekslidir. “Eyy Amerika” naralarının popülizmden öteye geçmediğini en iyi ortaya koyan unsur dolara olan bağımlılıktır. Köprülere Osmanlı padişahlarının isimlerini koyarlar ama vatandaşın geçişini dolar üzerinden ayarlarlar.

2001 krizinin üstüne iktidar olan AKP, 2005’de TL’den altı sıfır atınca dolar 1.34 TL olmuştu. AKP iktidarının övünüp durduğu TL-dolar ilişkisi bugünlerde hızla dolar lehine değişmekte, dolar dört liraya tırmanıyor. O beğenmedikleri dönemlerde, mesela 1938’de dolar 1.26 TL’ydi, İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu günlerinde ise 1.28 ile 1.38 lira arasında değişmekteydi.

Dövizin yükselmesi yatırımları, üretimi, enflasyonu, ithalata dayalı ihracatı doğrudan olumsuz olarak etkiler.

Dahası dövizdeki her artış dış borçları otomatik olarak büyütür.

AKP döneminde dış borç zirve yaptı

30 Eylül 2017 tarihi itibariyle Türkiye’nin toplam brüt dış borcu 437.9 milyar dolardır.  Bu rakamın ülke ulusal gelirine (GSMH) oranı yüzde 51.9’dur. Bu oran, iki kısa dönemli istisna dışında, son 18 yılın en yükseğidir.

Aralık 2018 itibariyle kısa vadeli toplam dış borç miktarı 117.7 milyar dolardır. AKP’nin iktidarı aldığı 2002’deki kısa vadeli dış borç tutarı ise 28 milyar dolardı. AKP’nin 15 yıllık iktidarı döneminde kısa vadeli dış borç 4.2 kat arttı.

Türkiye’nin 2002 yılında 129.6 milyar dolar olan toplam dış borcu, AKP iktidarı döneminde, 308.4 milyar dolar artışla 2017’de 437.9 milyar dolara çıktı, yani bu iktidar onbeş yılda Türkiye’nin toplam dış borcunu 3.3 kat arttırdı.

Milletin önünde, kürsülerde övündükleri ekonomi performanslarının sonucu budur.

Bir başka övündükleri konu da IMF’ye olan borcu bitirdikleri hikâyesidir.

Tayyip Erdoğan sürekli IMF’ye olan 28 milyar dolar borcu ödediklerini anlatır. Ama bu borcu kimin yaptığından hiç söz etmez.

Erdoğan döneminin Merkez Bankası Başkanlarından Durmuş Yılmaz bu övünmeleri geçtiğimiz günlerde şöyle düzeltti:

-IMF’ye olan o borç AKP iktidarı döneminde kapatıldı.

– Ancak 28 milyar dolarlık IMF kredisinin 24 milyar doları zaten AKP iktidarı döneminde Türkiye’ye verildi. Yani AKP kendi kullandığı krediyi kapattı.

– Türkiye, AKP iktidarı döneminde düşük faizli IMF borcunu kapatırken, yüksek faizle finans tekellerinden 308.4 milyar dolar borçlandı, yani 129.6 milyar dolar olan dış borcu 437.9 milyar dolara çıkardı…

Özelleştirmelerden elde edilen paralar borçlara gitti

Bu arada geçmiş iktidarlar dönemlerinde kurulan fabrika, baraj, liman, elektrik santralı, iletişim kurumu, rafineri, maden yatağı vb. özelleştirmelerden elde edilen paraların iç ve dış borçların kapatılması için harcandığını da unutmayalım. Özal döneminde başlatılan halkın fabrikalarını ve diğer işletmelerini satma faaliyetlerinin AKP iktidarı döneminde zirve yaptığı bir gerçektir. Bu özelleştirmelerden elde edilen toplam 68.2 milyar dolar borçları kapatmak için kullanıldı.

Bugüne kadar ekonomi çarkını daha fazla borçlanarak, kurulu fabrikaları-tesisleri satarak, halkın sırtına dolaylı vergiler ve zamlar yükleyerek döndürdüler.

Türkiye’yi iktidarı teslim aldıkları döneme göre 3.3 kat daha fazla dış borç batağına sokan, doların yükselişini durduramayan AKP iktidarı, tek adamcı rejimi kurma amacıyla yapılacak seçimlere para gerektiği için de halkın şeker fabrikalarını satmak istiyor.

Amerikan tekeli istediği için de şeker fabrikalarını satmak istiyorlar

Dünyanın en büyük on tarım-sanayi şirketinden biri olan, içlerinde Türkiye’nin de olduğu 61 ülkede faaliyet gösteren Amerikan tekeli Cargill’in ulusal şeker sektörümüzü ve pazarı ele geçirmek için hazırladığı raporlara dayanarak şeker fabrikalarını satışa sunmak, “yerlilik ve millilikle” bağdaşmayan, emperyalist tekellere teslim olunduğunun açık kanıtıdır.

Lafla emperyalizme karşı olunmaz. En başta onun sömürüsüne ve siyasetine gerçek hayatta karşı durularak anti-emperyalist olunur.

Halk bu talana, hazır yiyiciliğe ve Amerikancılığa izin vermeyecektir…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!