Sen misin ÇYDD’ye Destek Olan?

> Kapıda bir çağrı notu. Ertesi gün sabah saat 9.00’da Bomonti’deki vergi dairesinde

vergi müffettişi … Bey’le görüşmeye çağrılıyorum. Hayırdır inşallah. Adresi de yazmışlar.
>
> Kalkıp, sabah 9’da Birahane sokak’taki vergi dairesine dayanıyorum. Sokağın adını nasıl hala böyle tutuyorlar. Allah bilir vergi dairesinde de kızlı erkekli çalışıyorlardır.
>
> Kapıdan içeri girmek öyle elini kolunu sallayarak değil. girer girmez kime geldin niye geldin diye soruyorlar. Bilgisayara kaydın yapılıyor. Sonra güvenlik kontrolünden geçiyorsun. Güvenlik bayağı sıkı. Giriş bölgesinde çeşitli görevliler 5 kişi.
>
> Tebligat memurlarının olduğu odaya yönlendiriyorlar. 3 görevli var. Adımı söyleyince zarflar arasından ararken bir koltuğa oturtuyorlar. Çok kibarlar. Gerçekten. Benimle ilgili zarf bulunuyor. Görevlilerden biri zarfı açmama yardın da ediyor. Çay söylüyor. Daha önceden hiç bir tanışıklığım yok. Şaşırıyorum. Çok şükür şu ana dek dişi sinek bile yok vergi dairesinde. Yok, çünkü Bomonti’de hava öyle soğuk ki, sinekler çoktan kış uykusunda. Da! Kadın memur niye yok hala ortalıkta.
>
> Çay bitene kadar memurlarla zarf muhteviyatı üzerine sohbet ediyoruz. Çay bitince beni 2. kattaki … Bey’in odasına yönlendiriyorlar. Odanın girişinde levhada 3 erkek adı var. Kapıyı tıklayıp giriyorum. İçeride bir kişi var.
> “… Bey?”
> “Şimdi gelir, siz kapının önünde bekleyin”
>
> Beklerken yan odanın girişindeki levhaya bakıyorum. Orada da erkek isimleri. Benimle beraber kel kafalı bir adam da bekliyor. Saat 10’a gelirken tekrar giriyorum.
> “… Bey dairede mi yoksa henüz gelmedi mi?”
> “Yoldadır geliyordur. Malum trafik!”
>
> Kel kafalı adam da başka birini bekliyormuş. Odaya dalıp, huysuzlanıyor.
> “Bana da saat 10 demişlerdi!”
> “Daha saat yeni 10 oldu ama!”
> “Eee?”
>
> Söz yine bende (biraz abartıyorum, biraz ama):
> “Bu tebligatın altında ifademi mail yoluyla da gönderebileceğim yazıyor. Bu kastedilen e-mail mi?”
> “Başka mail olur mu?”
> “İngilizce mail normal posta demek de o yüzden yani.”
> “Sizin elinizdeki tebligat İngilizce mi?”
> “Mail Türkçe mi?”
> “Türkçe mail, e-mail demek.”
> “Pardon. Peki, mail olarak yollayabilir miyim?”
> “Tabii. Buraya kadar gelmenize gerek yoktu ki. Dilekçenizi mail yoluyla da yollayabilirdiniz.”
> Sabrın sonuna geldim.
> “Güzel kardeşim, ne dilekçesi? Ben bir şey dilemiyorum ki. Siz çağırdınız.”
> “Gelmeseydiniz. Maille yollasaydınız ifadenizi.”
> “Yahu siz çağırdınız. Ben durup dururken neyin ifadesini kime vereceğim?”
> “Tebligatta yazıyor ya hangi konuda ifade vereceğiniz.”
> “Tebligatı bana yollamadınız ki. Kapıya kâğıt bırakıp beni buraya çağırdınız. Tebligatı burada elime tutuşturdunuz. Nerede bu … Bey?”
> “Gelir birazdan.”
> “Saat 10’u geçiyor. Ne demeye beni 9’da çağırdınız o zaman?”
>
> Şimdi gelelim asıl konuya. Kâğıtta ne yazıyor? Devletin vergi dairesi antetli, vergi müfettişi … Bey imzalı, mühürlü tebligatta ne yazıyor? (zerre kadar abartmıyorum)
> “Yapılmakta olan bir vergi incelemesi ile ilgili olarak, yazı ekinde yer alan tabloda ayrıntılarına yer verilen şahsınıza ait .. Bankası A.Ş … numaralı kartla, 2010, 2011 ve 2012 takvim yıllarında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Beşiktaş Şubesi’ne ödemede bulunduğunuz tespit edilmiştir. Söz konusu ödemeleri hangi amaçla yaptığınıza, ödeme karşılığında herhangi bir mal veya hizmet alımı yapıp yapmadığınıza ilişkin…”
>
> (aynıyla vakidir)
> “Kardeşim siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz? Türkiye Cumhuriyeti anayasasına ve ve yasalarına uygun olarak kurulmuş bir dernek. Üstelik bakanlar kurulu kararıyla kamu yararına ilen edilmiş ve resmi gazetede ilan edilmiş. Siz bana ne hakla bu derneğe niye düzenli olarak ödeme yaptığımı soruyorsunuz? Amacınız bu derneğin çalışmalarına katkı koyan insanları sindirmek. Bu yaptığınız demokrasi dışı, hukuk dışı bir uygulama.”
> “İnceleme yapmayacak mıyız?”
> “Neyin incelemesi ya. Bırakın Allah aşkına. Sizce her ay düzenli olarak ÇYDD’ye kredi kartımdan yaptığım ödeme dernekten alacağım bir mal veya hizmetin karşılığı olabilir mi? Benimle dalga mı geçiyorsunuz? Bana sorduğun sorunun yanıtını bilmiyorsan, seni boşuna vergi müfettişi yapmışlar. Biliyorsan ne soruyorsun. Ya da işiniz vergi müfettişliği değil, yargı yerine hükümetin verdiği kararların infaz memurluğu.”
> “Biz görevimizi hukuk çerçevesinde yerine getiririz.”
> “Neymiş o hukuk? ÇYDD’ye bağış yapanlara bunun hangi mal ve hizmet karşılığı ödendiğini sormak mı? Bunun adı faşizm. En kanlı faşist diktatörlerin memurları, cellâtları da diktatörün yazdığı yasaları, emirleri uyguluyorlardı. Soranlara emir kuluyuz diyorlardı. Siz emir kulu musunuz, devlet memuru mu? Bu hukuksuzluktan, ceberutluktan yalnız ben mi mağdur olacağım sanıyorsunuz? Siz çocuklarınızın, ailenizin böyle bir ülkede mi yaşamasını istiyorsunuz? Yarın öbür gün senin ya da çocuklarının kapısına dayandıklarında sığınacağın hangi hukuk olacak, demokratik hakkın, güvencen var mı? Bana, dilekçe yaz diyorsun. Size akıl sağlığı diliyorum. Yazılı da yollayayım mı? Tebligatla ilgili yanıtımı yazılı yollayacağım. İstediğiniz gibi olacağını sanmıyorum. … Bey’e selamımı söyleyin.
 
> Saat 10.30. Vergi Dairesinde kızlı erkekli çalışıldığına tanık olup, yüzüm kızarmadı çok şükür. Soğuk moğuk vız geliyor. Hırsımdan ateş basmış vaziyette Bomonti’den Taksim’e kadar yürüyerek dönüyorum
 

 Cem Tüzün

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!