Sol pusulasını mı yitirdi?-Av. Mehdi Bektaş

Günlük konuşmalarından, görsel ve yazılı basındaki tartışmalardan, siyasilerin atışmalarından, medya bülbüllerinin derin(!) çözümlemelerinden, cumhuriyetin kuruluş felsefesiyle sorunu olan sorunlu çevrelerin, eline birazcık güç geçirince baltasını kapıp koşarak cumhuriyetin değerlerine saldırdığını, toplumun ortak yaşama duygusunu yok ederek, kardeşi kardeşe kırdırarak, ham hayallerini (!) gerçekleştirmek niyet ve hevesinde oldukları anlaşılıyor.

Her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da tarihten gelen sorunlar, sorunların yarattığı ayrışmalar vardır. 1923’te kurulan Laik Cumhuriyet, millet olgusu içinde, bireyi (yurttaşı) temel alan, halk egemenliği, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan parlamenter sistemi benimseyerek; tarımı, hayvancılığı, sanayiyi, planlı ekonomiyi geliştirerek; halkı aydınlatıp genç kuşakları eğiterek; düşüncede, eylemde çağdaş bir toplum yaratmaya, sorunları çözerek, düşmanlıkları ortadan kaldırmaya çalışmış, büyük emekler vererek çok da işler başarmıştır.

Cumhuriyetin bu çağdaş yürüyüşü, II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yavaşlamış, Türkiye’nin NATO’ya girmesi ve emperyalizmin işbirlikçisi siyasi iktidarların iktidarı ele geçirmesiyle durmuş, “milli irade” söylemiyle de önü kesilip tersyüz edilmiştir. 12 Mart, 12 Eylül faşist askeri darbeler sonucu iktidara gelen dinci liberal siyasi kadrolar eliyle de kazanımlar birer birer ortadan kaldırılmaya, birikimleri haraç mezat satılmaya, halk kitleleri ayrıştırılarak birlik ve bütünlük bozulmaya, kardeşlik duygusu dinamitlenmeye başlanmıştır.

Bu gelişmeler karşısında açık tavır alması, emeğin iktidarını kurmak için anti-kapitalist, anti-emperyalist mücadeleyi sürdürmesi, ülke bağımsızlığını savunması, siyasi iktidarın saldırılarına karşı ideolojik mücadeleyi yükseltmesi, halkı ve emekçileri örgütlemesi gereken sol, cumhuriyetin değerlerini küçümsemekten, “ezilenler” kavramı içine sokulan etnik ve dinsel ayrımcılığa teslim olmaktan, cılız sesler çıkarmaktan öte geçememiştir.

Solun ve özellikle sosyalist solun amaç ve hedefleri açıktır, yolu bellidir. Bu, diyalektik materyalizmin yol göstericiliğinde, zaman ve mekân kavramına bakarak, somut şartların somut tahlilini yaparak, ilerlemek ve emeğin iktidarını kurmak için mücadele etmektir.

Yaşananlara bakıldıkça, bu yol ve hedeften sapanların, liberalizmin ve ayrılıkçılığın etkisiyle cumhuriyetin değerlerine karşı savaşanların olduğunu görüyoruz.

Bu yolun iyi bir yol olmadığını bilmek, halkın ortak yaşama duygusunu yok edeceğini, yaşamı çekilmez hale getireceğini, cumhuriyetten önceki süreçte var olan ve cumhuriyetten sonraki süreçte ortaya çıkan kimi ayrışmaları körükleyeceğini görmek, olası iç savaş riskini artıracağını anlamak gerekir.

Bunu, tarihten gelen, cumhuriyetin kuruluş süreciyle birlikte millet olgusu içinde çatışma kaynağı olmaktan çıkarılan ayrışmaları, tarihte yaşanan kanlı olayları anımsadığımızda daha net görürüz.

Bilindiği gibi toplumumuz,

Müslim-Gayri Müslim;

Milli- Gayri Milli;

Türk-Gayrı Türk ayrımından çok çekmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra da buna:

İlerici-gerici;

Laik- Anti Laik ayrımı eklenmiştir.

 

Müslüman’ı Alevi, Sünni, Şii ve hatta Bektaşi, Kadiri, Mevlevi olarak tarikatlara; Sünni’yi Şafi, Maliki, Hambeli, Hanefi olarak mezheplere, Erenköy, Işıkçılar, Gülenciler, İskenderpaşa, İsmailağa, Menzil, Nur, Süleymancı gibi cemaatlere;

 

Gayri Müslim’i Hıristiyan (İsevi) ve Yahudi(Musevi);

 

Milli, etnik kimliğim şudur, ancak ben Türk milletindenim, gayri milli ise ben Türk milletinden değilim diye,

 

Türk’ü Oğuz, Kırgız, Tatar, Tacik vs olarak;

 

Oğuz’u Kayı, Bayat, Kınık boyu diye 24’e;

 

Gayrı Türkü Arap, Arnavut, Çerkez, Gürcü, Laz, Kürt, Rum, Ermeni, Moğol olarak milliyetlere ayırmak mümkündür.

 

Bu ayrımlar, toplum içinde bir aidiyet duygusundan öte içi yanan, kabaran, kimi parti, dernek ve çevrelerce sorumsuz biçimde kullanılan, iç çatışma kaynağı olarak ateş topuna dönüştürülmek istenen farklılıklardır.

 

Bütün bu ayrımlar ve kışkırtmalar karşısında Sol, bilimden, demokrasiden, laiklikten, millilikten yana tavır alarak emeğin iktidarı için düşünsel, eylemsel ve örgütsel mücadeleyi sürdüreceği yerde, halkın boğazlaşmasına neden olacak dinciliğe/mezhepçiliğe (Müslim-Gayri Müslim), etnik ayrımcılığa (Türk-gayri Türk) sessiz kalması anlaşılır gibi değildir.

 

Türkleri her kötülüğün nedeni ve başı göstererek, diğer milliyetleri sütten çıkmış ak kaşık gibi sunarak, geçmişin acı olaylarını eşeleyip deşeleyerek, tarihle yüzleşin diye kini ve husumeti dirilterek, ne elde edilmek isteniyor, anlayan var mı?

 

Bu ülkede geçmişte olduğu gibi Müslim- gayri Müslim, Alevi-Sünni, Kürt-Türk vs. karşıtlığı üzerinden kavga çıkarsa, bundan halkın, yurttaşın ve de solun ne çıkarı olabilir?

 

Halkı birbirine kırdıracak böyle bir gelişmeye sol nasıl sessiz kalır, hatta utangaç biçimde destek olur? Sol parti, hareket, sendika, dernek ve basın yayın organlarını, ülkenin, solun tarihini, gerçeklerini, değerlerini bilmeyenler mi yönetiyor?

Sol rotasını mı şaşırdı, pusulasını mı yitirdi? Solu, başına musallat olmuş emperyalizmin beslemesi “Neoliberal”lerden, “Yetmez ama evet”çi döneklerden, “Yerimi buluyum yolumu buluyum” diyen yanardöner çıkarcılardan, “Evet efendim tamam efendim” nakaratçısı şaklabanlardan, eyyamcılardan; milliciliği ırkçılık gibi sunan ve gösteren aymazlardan kurtarmak, ayağa kaldırmak, çok mu zordur?

Sol, bu kötü gidişe dur demeyi kendi iç dinamikleriyle başaramazsa, ülkenin de, halkın da, solun da geleceği karanlıktır. Umutsuzluğa kapılmadan, rotayı şaşırmadan, pusulayı yitirmeden, sahte demokrasi söylemlerinin altına girmeden, ülkenin bağımsızlığı, halkın mutluluğu, emeğin iktidarı için bağımsız ve kararlı yürüyüşü sürdürmek sorumluluğu solun üstündedir.

 

Solun amaç ve değerlerini bilen, sosyalizme inançla, sevdayla, bilimle, akılla bağlı olan, sosyalizm mücadelesini kararlılıkla sürdürenlere hem ülkenin, hem halkın hem de emekçilerin ihtiyacı vardır. Bunun ayırdında olanlara selam olsun!

                                                                           Av. Mehdi BEKTAŞ

Benzer yazılar

12 Yorum

  1. Kemal Ö

    Eski yoldaslarimizin bazilarinin yazilarini okurken saskinliktan kücük dilimi yutuyorum. Analizleri ve yaklasimlari hakkinda tuhaf duygulara kapilirken, kullanilan dil ve secilen kavramlar yazilari okumayi zorlastiriyor, okuma istegini kiriyor. “millilik, cumhuruyet, bölücülük, ayrilikcilik, cumhurriyet degerlerine sahip cimma, cumhuriyetin egemenligin kalka devri iddialari vs. vs.” gibi devrimci mücadele icinde kullanmadigimiz, hatta kullananlarin sosyalislikle iliskilerini sorguladigimiz kavramlar bugün bazi arkadaslarimiz tarafindan sosyalizmin savunusu dili imis gibi kullaniliyor. Bu ve benzeri kavramlarla ne solun tarihi ne de bir sol gelecek dili insa edilebilinir. Emperyalizmin bu kadar icsel olgu haline geldigi bir dönemde dahi bu kadar kaba bir emperyalizm vurgusunun, epmeryalizm karsitligindan ziyade daha cok bir kürt karsitligi hissi yaratiyor. Kullanilan kavramlardan PKK’nin yada kürt siyasetini elestiriyi degil, direkt anti kürtcülük yapilmak istendigi anlasiliyor. Burada da ‘cumhuruyetin yurttas esasina dayali’ bicimde kuruldugu iddiasina siginiliyor. O kadar nefret doluyuz ki; sosyalistlerin enternasyonalizmi savunma zorunlulugunu es gecip ‘milli birlige’ dikkat etmediklerini sol adina dile getirebiliyoruz. Bizim öncelikle yeniden kendimize gelmemiz gerekiyor.

    Yanıt
  2. zeki

    Eski yoldaşlarımızın böyle yanlış yorumlar yaptıklarını yapacak eksiklikte olduklarını görmek beni çok üzüyor. Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri üzerine ne Mahir’in ne DY’nin tek bir sayısında tek bir sözcük yoktur. Cumhuriyet vatandaşlığını savunmanın etnik ve dinsel ayırımları öne çıkarmak… gibi feodal tavırdan daha ilerici olduğunu, ancak bu geçiş döneminden sonra sosyalist toplumun oturabileceğini ve enternasyonalist kampa sağlıklı katılınabileceğini bilmek gerekiyor. (Acaba Kürdistan kurulunca vatandaşlık temelinde kurulmayacak mı? Etnik temelde mi olacak? Kobani’deki Arap Türkmen ve Süryaniler vatandaş kabul edilmeyecek mi? Yoksa onların da ayrı bir devlet kurmalarına mı olanak tanınacak?) Arkadaşımızın yaptığı burada açık bir Türkmlerin öncülüğünde kurulan Cumhuriyete bir düşmanlık… Türk halkına düşman bir DY’ci olabilir mi? Yoksa arkadaş, ey emekçi Türk halkı sana düşman değilim; senin sosyalizme ve enternasyonalist bilince ulaşman, Kürtlerin gaspettiğin topraklada bir Kürt devletine izin vermenle ancak olur mu demek istiyor! (Yani Ermeni soykırımını tanı, o zaman sen de demoğratikleşeceksin, özgür kalacaksın dayatmasındaki AB solculuğunun aynısı!) “Demokratik devrim tamamlanmadan sosyalist devrimin gerçekleşemeyeceği bilimsel bir gerçeklik olarak sosyalistlerce de saptanıp kabul edilmişken Kemalistlerin yaptıklarını kimse görmezlikten gelip yok sayamaz.” (Mehdi Bektaş, Kemalizm ve Sosyalizm, İmge Y. Ankara. Mayıs 2015)

    Yanıt
  3. Kemal Ö

    “Emegin iktidarini olusturma” mücadelesinin dilinin vatan, millet, Türkiye’nin birligi, bölücülük vs. gibi kavramlar olmadigini yazarin benden daha iyi bildiginden eminim. Mahir’in ve DY’un cumhuruyete iliskin analizleri hafizamizda. Sorun; yine Mahir ve özellikle DY’un kürt meselesinde söylediklerini (“birlikte yasamak icin kürtlerin ayrilma hakki dahil bütün ulus olmaktan kaynaklanan haklarini savunmaliyiz”) diye ifade ettiklerini hafizamizdan silmemiz. Kürtlerin ne isteyip istemediklerinden bagimsiz olarak ve onlara katilip katilmadigimi ima etmeden bu sitede yazan bazi eski yoldaslarimizin meselelerin anlatiminda milliyetci denebilecek bir dil kullanmalari idi. Bu yazilari imzasiz okutun ve insanlarin fikrini sorun, eminim ki yüzde dosanbesi yazilarin vatan partililerce yazildigini söyleyecektir.
    Burjuva demokratik devrimini tamamlamamis bir Türkiye’de sosyalisler demokratik devrimi tamamlama gibi (ki bunun en önemli ayagi ulusal sorundur) bir görevle de yükümlüdürler. Sosyalislerin demokratik devrimdeki rolü ve görevlerini anlamak icin kemalizme bakma ihtiyaclari yoktur. O acidan kemalizmi ve sosyalizmi ayni cümlede “kemalizm ve sosyalizm” birlestirmenin enteresan olabilecegini düsünüyorum. Kemalislerin yaptiklarini görmezlikten gelen yok fakat, onu kimsenin yok sayip saymiyacagini söylemek sizlere uygun düsmüyor. Birakin onu kemalisler söylesin. Sosyalizmin devasa sorunlari hakkinda bir kac söz dahi etmeden kemalizme rücu etmek cikar yol degildir kanisindayim.

    Yanıt
  4. zeki

    Zaten temel sorun burada: Antiemperyalist mücadele vermiş ve Mahir’in deyimiyle öyle küçükburjuva,, burjuva filan da değil küçükburjuvazinin en DEVRİMCİ unsurları olarak nitelediği “Kemalistler”i görmemek… Ancak emperyalizmle her türlü karanlık ilişki içinde, BOP gibi büyük bir emperyalist projenin merkezi olarak tasarlanmış ve bunu görev olarak kabul eden (bkz. Levent Yakış PKK: Emperyalizmin Müstakbel Taşeronu yazısı) bir Kürt siyasi hareketini bize sol bir hareket olarak müttefik saymak!.. Bu ayırımda devrimci tavır hangisidir? Mahir Kobane’de ABD uçaklarına bombalanacak yerleri gösteren Kürtleri mi kast ediyordu? Bu gerçekte devrimci tavır koymak niçin hemen milliyetçi, Vatan partili saldırılarına muhatap oluyor… (Ayrıca “emeğin iktidarı” diye bir kavram literatürde yok… “Emekçinin iktidarı!” var…)

    Yanıt
  5. zeki

    Kemal arkadaşın bu soruları yanıtlamasını -başka konulara dalmadan somut, net olarak!- rica ediyorum… 1- Acaba Kürdistan kurulunca vatandaşlık temelinde kurulmayacak mı? Etnik temelde mi olacak? 2- Kobani’deki Arap Türkmen ve Süryaniler vatandaş kabul edilmeyecek mi? 3- Yoksa onların da ayrı bir devlet kurmalarına mı olanak tanınacak?

    Yanıt
  6. Kemal Ö

    Gözümüze sokulurcasina büyük yazilan “kücük burjuvazinin en DEVRIMCI” unsurlarinin diyelim ki ‘görülmemesinin’ sosyalizm ve sosyalist mücadele acisindan ne tür sakincalar dogurdugunu ortaya koyarlarsa arkadaslar, itirazlarimiza tekrar döner bir bakariz. Söylemedigim bir seyin bana atfedilmesini dogru bulmuyorum. Kürt hareketinden siyasi müttefik olarak hic bir yerde söz etmedim bir.Ikincisi, benim söledigim yillardir biriken anti-kürt tepki solun bir kismi tarafindan anti-emperyalizm kisvesi altinda dile getiriliyor diye bir tespitte bulunmustum. Pek de haksisiz degilim sanirim. “Artik bagimsiz bir kürt devleti istemiyoruz, kürt sorununu kültürel ve bazi temel haklar cercevesinde TC sinirlari icinde bir cözümden yanayiz” diyen kürt siyasi hareketine, ‘hayir aslinda sen TC’yi bölmek istiyorsun, BOP’u n parcasisin vs.’ demenin pek iler tutar yaninin olmadigini düsünüyorum. “Bunlar bagimsizliktan vaz gecmez, firsati cikinca degerlendirirler” gibi bir yaklasim devrimcilerin ve sosyalistlerin yaklasimi olamaz, olmamalidir. Öyle bir durum ortaya cikarsa oturur onuda kendi kosullarinda yeniden degerlendiririz. Kürtlere karsi yukardaki kati tutumun, kürt hareketini bugün ic siyaset acisindan elestirebilmenin de önünü kesiyor. Yazinin oturttugu yerde ki kürt hareketine karsi mücadeleyi devlet gibi, MHP gibi yada Perincek gibi verebilirsiniz. Hayir diyorsaniz bunun nasilini ortaya koymalisiniz ki, biz de anlamakta zorluk cekmiyelim. Kobane örnegi bence iyi bir örnek degil. Orada sanki bir ‘yilana sarilma’ durumu var gibi. Aksi de olsa devrimci tutum ‘gercek’ herkesce görünür oldugunda tavir almak biciminde olmali diye düsünüyorum. Sosyalislerin ‘yurttas esasli’ burjuva devlet yapilanmalarini degil, ’emekci iktidarinda’ dogrudan katilimi esas alan Devlet(!) yapilanmalarini esas almasi gerektigini dogru bulurum. Kürt siyasi hareketine elestirileri de buradan yöneltmek gerekir. Aksi taktirde Türkiye halklarinin birlikte mücadelesini yaratma cabasi basari sansini yitirir. Adamlar ayrica Rojawa’da Türkmen, Süryani, Arap, Kürt vs farliliklarin ortak konseyini olusturarak yönetimi demokratiklestirmekle övünüyorlar. Bunada ‘köprüyü gecene’ kadar denirse bir sey diyemem.

    Yanıt
  7. zeki

    Yazdığımızı anlatamıyoruz sanırım: Anti emperyalist mücadele sonucu devrim yapmış olanları görmezden gelip, “inkar!” edip Biji Obama diyenlerle niçin ittifak yapalım? O devrimciler görmezden gelinerek (getirilerek) Türkiye solu bugünkü sefil durumunda kalıyor… Kemal Arkadaş artık bir şey anlatmaya çalışmayacağım. Bu sitede sorularınıza yanıt yazılar dolu… He şeyi yeniten anlatamam; yaşım geçti…
    PKK: Emperyalizmin Müstakbel Taşeronu / Türkiye Solu, Kürt Solu ve Yolun Sonu -Levent Yakış / “KAMPANYANIN FARKINDAYIZ”, HDP’ye Verilecek Oyumuz Yok!-Levent Yakış / Türkiye Solunun Dramı-Levent YakışTürkiye Solunun Dramı-Levent Yakış /
    Lütfen bu yazıları okuyun… Aynı şeyleri tekrar etmeyelim… sosyalist toplumda da “vatandaş/yurttaş” olunacak kurulacak Kürdistan’da da… sizin kabul etmek istemediğiniz Türklerin bir devletinde vatandaş olmak… yani ayrılık… mesele bu kardeşim…

    Yanıt
    1. Kemal Ö

      Bahsettiginiz yazilari ve daha cogunu okudugum icin yazma geregi duydum aslina, Kaygilarimi, “Türklerin bir devletinde vatandas olmayi istememk” diye ifade ederek giderdiniz ve irkciligi cagristiran ifadelerle tartismanin anlami yok diye düsünüyorum.

      Yanıt
  8. zorbaankara

    Arkadaşlar mevcut solumuzun içinde anti-Kürt tepki varmış.. Güldürmeyin kardeşim.. Türk solu kadar Kürt sevici var mı dünyada… Kesk, Ttb, Tmmob kimin elinde.. Anti Kürtçülerin mi? Ayıp diye bir şey var.. Biz PKK’yi seviyoruz… ABD’yle kolkola olsa da anti emperyalist olmasa da.. (Adamlar Arap, Türk, İranlı yüzlerce asker öldürdüler, Kuzey-Güney Doğu batı her Kürdistan’da ABD askerleri üsleri cirit atıyor tek kurşun atmadılar!)

    Yanıt
  9. ceyda

    Arkadaşlar tartışmayı anlayamadım.. Tür allerjisi var galiba bazılarımızda… Bu dünyada Türk yok mu? Türk devleti demek niçin ırkçılık olsun? (Sanırım tartışmanın temeli burada: Türkofobi var bazılarımızda!) Ülkemize bütün dünya, Türklerin kurduğu Türk devleti demiyor mu? Pasaportumuzda, kimliğimizde Türk bayrağı yok mu? Türtçe konuşup yazmıyor muyuz? Başkaları kurdu da Türkler katakulliyle ele mi geçirdi bu devleti? Türklerin değilse niçin PKK HDP kendilerinin de olduğu devleti yıkmak ya da ortak olmak istiyor? Ama bu nahoş günlerde kullanılmamalı pek sık belki de… Belki de pek sık kullanılmalı inadına… Zaten emperyalizmin temel sorunu Türk kimliğini belirsizleştirmek… Arkadaşlar Türk sözcüğüne bile ırkçılık diye atlıyorlar… Mahir Türk değil miydi? (Belki de Türk olan tek devrimciydi!)

    Yanıt
    1. Kemal Ö

      Tartisma Kürt meselesi ise ve baglamda “Siz Türk devleti altinda vatandas olamak istemiyorsunuz” gibi bir söz ediirse oradan masum bir ifade anlasilmaz. Yoksa istediginiz kadar Türk devleti diyebilirsiniz, bu kimsenin umurunda olmaz. Gerisi demagoji zaten.

      Yanıt
  10. zeki

    Bilindiği gibi, ülkemizde Amerikan emperyalizmi ile çelişkisi olan sadece işçi sınıfı değildir; milli burjuvazinin, küçük burjuvazinin de çıkar çatışması açıktır. Küçük burjuvazinin en bilinçli kesimini oluşturan “Kemalistlerin” Amerikan emperyalizmine karşı kıyasıya bir mücadele vermenin hazırlığı içinde bulunduğu bilinen bir gerçektir. Her sınıf kendi iktidarı için mücadele edeceğinden Kemalistlerin Anti-Amerikan Milli Cephenin kendi önderliklerinde kurulmasına çalışmaları ve II. kurtuluş savaşımızı sevk ve idare etmek istemeleri çok doğaldır. Bu nedenle Kemalistler marksist saflarda kendi lehlerine bir “eğilim” yaratmak isteyeceklerdir, elbette. Bugün saflarımızda böyle bir sapma filizlenmiştir. Bunu kolaylaştıran pek çok neden vardır: Bir kere, ülkemiz küçük burjuvalar ülkesidir. Türkiye devrimler tarihi bir bakıma küçük burjuva devrimler tarihidir. Uzun bir geçmişi olan küçük burjuva bürokrasisinin böyle bir ülkede etkin olmaması olanaksızdır. Özellikle, küçük burjuva bürokrasisinin öncülüğünde -Kemalizmin bayraktarlığını yaptığı- bir milli kurtuluş savaşı vermemiz ve II. Emperyalist evren savaşının sonuna kadar “Kemalist düşüncenin” ülkede tek hakim politik akım olarak tutulmaya dikkatle çalışılması, yüzde yetmişi okuma-yazma bilmeyen yarı-feodal bir ülkenin kamuoyunun genellikle küçük burjuva aydınlarından oluşması oldukça önemli etkenlerdir.

    İkinci olarak, sosyalist saflara,”aydın kesimden” geçişte, Kemalizmin zorunlu sayılabilecek bir durak olması da çok önemli diğer bir etkendir.

    Üçüncü olarak, milli ittifakları hiçe sayarak, asker-sivil aydın zümreyi Türkiye proletarya hareketinin baş düşmanı ilan eden sol “sekter” görünüşlü, fakat nihai tahlilde “emperyalizme teslimiyeti oluşturan” oportünizmin hem ideolojik planda iflas etmesi, hem de sosyal pratikte bozguna uğramış olması, saflarımızda küçük burjuva kuyrukçu görüşlere elbette kuvvet kazandırmıştır. (Mahir – Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!