Son Uluslararası Gelişmeler Hakkında -Onur Aydemir

Ülkemiz ve dünya kamuoyunun yakından takip ettiği gibi, son olarak Suriye özelinde somutlaşan emperyalist yağma ve talan savaşı, Ortadoğu ve Kafkaslar başta olmak üzere pek çok potansiyel çatışma dinamiklerini tetiklemeye başladı. Bu dinamikleri doğru okuyabilmek için, her şeyden önce mevcut savaşların, bölgenin ABD ile Rusya arasında yeniden paylaşılmasına hizmet ettiğini kavramakta yarar var.

ABD’nin, Soğuk Savaş’ın sona ermesine rağmen olası rakiplerine ve potansiyel tehditlere karşı örtük bir Soğuk Savaş vermeye devam ettiği sır değil.  Zira IMF, NATO gibi emperyalist sistemin sömürü ve savaş araçları halen varlıklarını sürdürüyor. Bu gibi araçların yalnızca Sovyetler Birliği’ne karşı değil, ABD hegemonyası dışında kalan ve uluslararası sistemin çatlaklarından yararlanmaya çalışan bağımsızlıkçı ülkelere karşı yıllardır kullanılmakta olduğu, önümüzdeki süreçte de sistem dışına çıkmaya çalışan güçlere karşı kullanılmaya devam edeceği açıktır.

Rusya ise Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasının ardından geçirdiği uzun nekahet döneminin sonunda Ortadoğu coğrafyasında etkinliğini artırmaya çalışıyor. Körfez Savaşı ve Irak’ın işgalinin ardından Arap Baharı, Libya’nın istilası gibi gelişmeler ABD’nin Ortadoğu’daki varlığını tahkim edecek gelişmeler olarak ortaya çıkmıştı. Aslında dünya kamuoyu, demokratik görünümlü halk hareketleri üzerinden girişilen “turuncu devrimlere” pek yabancı sayılmaz. Reel sosyalizmin zayıf karnı sayılabilecek Doğu Avrupa ülkeleri üzerinde uygulanan bu tür “demokratik atraksiyonlar”, başta Polonya ve Demokratik Almanya Cumhuriyeti olmak üzere bir bütün olarak Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle sonuçlanmıştı. Geçmişte Gürcistan, Ukrayna, Mısır gibi ülkelerde de bunun farklı varyantlarının denendiği bilinen bir gerçek. Ancak Rusya’nın Ortadoğu’daki en eski müttefiki Suriye’de tezgâhlanan iç savaş anlaşılan o ki bu ülkenin duruma müdahil olmak için daha fazla beklemesini gereksiz hale getirmiştir.

Emperyalizmin günümüzde ulaştığı düzeyde savaşlar artık bölgesel nitelik arz etmektedir.

Yakın zamanda yayınlanan RAND Corporation raporunda, Suriye’de merkezi devletin dağıtılmasının ardından, artık geçmişe dönülmesinin mümkün olmadığı ima edilerek, bölgenin dinsel ve etnik özelliklerine göre birkaç farklı parçaya ayrılması önerilmekteydi. Bir benzeri eski Yugoslavya’da denenen modelin bir tür Bosnalaştırma olduğunu söylemek mümkün. Zira hiçbir parçalı gücün bir diğeri üzerine tahakküm edemeyeceği parçalı güçler ve bunların başında da çok uluslu bir barış gücünün görevlendirilmesi ihtimal dâhilindedir. Bu olasılık eğer gerçekleşirse, ülkemizde de bir benzerinin yaşama geçirilmeye çalışılacağı düşünülebilir. Zira bugün sıkça söz edilen “demokratik özerklik”, “federasyon” gibi kavramların altını biraz kazırsak, böyle bir güncellikle karşılaşırız.

Ancak çatışmanın yayılma dinamiklerine baktığımızda olayın bununla kalmayacağını söylemek mümkün. Emperyalizme karşı olan potansiyel güçlerin birleşmesi halinde bu senaryonun bu haliyle uygulanması zor görünüyor. Son günlerde Karabağ’da yaşanan ve önümüzdeki dönemde Ukrayna’yı içine alacak şekilde İran ve kimi Asya cumhuriyetlerinde çıkabilecek ciddi gerilimler ve karşı-tepkiler söz konusu olabilir. Bu karşı-tepki potansiyelini ilk fark edenler de, ironiktir, demokratik özerklik ve federasyon düşüncesini başta Suriye olmak üzere yaşama geçirmeye çalışan güçlerdir. Bu nedenle ABD ile son dönemde özellikle Rusya’yı kazanmaya çalışıyorlar.

Önümüzdeki günlerde bu gelişmeleri etraflıca ele almayan bir siyasetin ülkemizde somut bir politika üretmesi zor görünüyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!