Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ve Emperyalizm (1)- Haluk Başçıl

8 Ocak 2012 tarihinde Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC’nin) 100. kuruluş yılı kutlandı.

 

hbascil@anafikir.gen.tr

Ulusal Kurtuluş Örneği Olarak: ANC

ANC’in bir asırlık mücadelesini ve bugün geldiği noktayı daha iyi ortaya koyabilmek, anlaşılır kılabilmek için geniş bir çerçevede ele alımaya çalıştık. Bu nedenle de yazıyı üç bölüm halinde yayınlayacağız.

Bundan 100 yıl evvel, 8 Ocak 1912’de, ırkçı ve sömürgeci beyaz azınlık iktidarına karşı Güney Afrika halkları özgürlük, bağımsızlık ve demokrasi mücadelelerini yürütmek için ANC’yi (Afrika Ulusal Kongresi’ni) kurarlar.

8 Ocak 2012 tarihinde Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC’nin) 100. kuruluş yılı kutlandı.

Irkçı faşist rejime karşı ANC’nin yürüttüğü özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinde hayatların kaybeden tüm Güney Afrikalı devrimcileri ve Afrika halklarının mücadelesini saygı ile anıyorum. Güney Afrika halklarının kurtuluş mücadelesi, eşitlik özgürlük ve demokrasi özlemi duyan ve bu doğrultuda mücadele veren başka halklar için de önemli bir örnek oluşturuyor. 1994’ten beri 18 yıldır iktidarda olan ve önemli eleştirilerle karşılaşan ANC’nin başarı ve başarısızlıkları aynı zamanda bu özlemi duyan tüm halklar için önemli dersler içermektedir.

ANC’nin Mücadelesi ve Tarihsel Arka Plan

Güney Afrika halkının özgürlük mücadelesinin uzun bir geçmişi vardır. Bu mücadele, Afrikalıların ellerinde mızraklarla Boers’lere (Güney Afrika’ya ilk yerleşen Hollandalılar;  günümüzde “Afrikaner” de denmektedir) ve İngiliz sömürgecilere karşı savaştıkları günlere kadar gider.

Kuruluşundan iktidara geldiği 80 yıllık sürede ANC, özgürlük mücadelesi etrafına milyonlarca kişiyi topladı. Güney Afrika halkları kendi topraklarını yüksek fiyatta kiralamaya ya da bu topraklar üzerinde düşük ücretle çalışmaya, ülkelerinde dopas (zorunlu pasaport) taşımaya, kendilerine dayatılan Bantu eğitimine[1], ‘gettolarda’  yaşamaya karşı aralıksız mücadele ettiler.

Güney Afrika halklarının uzun ve zorlu özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesinde ANC’nin rolü büyüktür. Güney Afrika halklarının bu gün içinde bulundukları konum ANC’nin kendi ideolojik ve politik bakışının yanı sıra dünya konjonktürü ile de yakından ilgilidir. Bu iki temel etkeni de dikkate alarak mücadele tarihine kısa bir bakış, bugünü anlamamıza katkı sağlayacaktır.

Afrika krallıklarının yenilgi dönemi 1860 -1900

Hollanda’dalılar 1652 yılında Güney Afrika’ya gelir. Topraklar ve hayvanlar için yerli halk ile savaşa girişirler. Afrika krallıkları sürekli olarak topraklarını ve hayvanlarını kaybetse de yaklaşık 200 yıl bağımsızlıklarını sürdürürler.

Ancak 1860’larda İngiltere büyük ve güçlü bir orduyla Güney Afrika’yı egemenliği altına almak için yerli halka karşı acımasız bir savaş yürütür. Güney Afrika halklarının İngiliz sömürgecilerine karşı yaklaşık 100 yıl karşı koysalar da 1878 yılında yenilirler.

Daha sonra İngiltere ile önceki sömürgeci ve ırkçı Boerler arasındaki kanlı savaşlar, 1902 senesinde İngilizlerin kesin galibiyeti ile sonlanır. İngiltere denetimi altındaki sömürge topraklarına Boerler bölgesini de katarak dört devletten oluşan bir federasyon kurarlar. Daha sonra Güney Afrika’yı iç işlerinde bağımsız bir sömürge konumuna sokar.

ANC kuruluşu – 8 Ocak 1912

1911 yılında, Pixley Ka Isaka Seme “Bugün içinde yaşadığımız tüm olumsuzlukların nedeni aramızda yaşadığımız kıskançlıklar, bölünmelerdir”  diyerek Afrikalıları, geçmişte yaşanan olumsuzlukları, aralarındaki farklılıkları bir yana bırakarak ulusal birlik kurmaya çağırır.

8 Ocak 1912 günü, çeşitli etnik grupların şefleri, toplumsal örgütlerin ve kilisenin temsilcileri Bloemfontein’da bir araya gelerek tüm Afrikalıların birlikte hak ve özgürlüklerini savunmak Afrika Yerlileri Ulusal Kongresi’ni ( SANNC) kurarlar. SANNC 1923 yılında Afrika Ulusal Kongresi (ANC) adını alır.

Yeraltındaki altın, elmas ve değerli maden yataklarında, yer üstündeki çiftliklerde çalışacak insanlara ihtiyaç duyan beyazlar ucuz iş gücü temin etmek için Afrika halklarını topraklarından koparan toprak ve vergi yasaları çıkarırlar. Yerli halkın çıkarılan Arazi Kanunu ile kendilerine ayrılan verimsiz toprakların dışındaki yerlerde toprak satın almaları, kiralamaları veya kullanmalarının engellendiği bir dönemde ANC kurulur.

Ücretli iş (Karın tokluğuna çalışma)

Topraklarından koparılan insanlar beyazlara ait madenlerde ve çiftliklerde çalışmak zorunda kalır. Yerli halkın çiftliklerde veya madenlerde çalışma kurallarını düzenleyen, çalıştıkları yerleri terk etmelerini veya yer değiştirmelerini engelleyen, her türlü hareketlerini sıkı kurallara bağlayan yasalar çıkarılır.

1919 yılında, ANC Transvaal bölgesinde yaşayan insanların bir yerden bir başka yere geçişini izne bağlayan düzenlemeye (dopas: üzerlerinde pasaport taşınma zorunluluğuna) karşı mücadeleye girişir. 1920 yılında madencilerin grevine destek verir. ANC bu dönemde izlediği politikaların ürkek ve yetersiz olduğunu dolayısıyla etkin olamadığını söyler.

Bu dönemde sosyalist örgütler de siyah işçiler arasında örgütleme çalışması yürütürler ve 1921 yılında bir araya gelerek Afrika Komünist Partisi’ni kurarlar. Komünist Partisi Güney Afrika’da ırkçı olmayan ilk siyasi örgüt olarak ortaya çıkar.
ANC’nin yürüttüğü pasif protesto eylemleri ve mücadele metotları, Güney Afrika Komünist Partisi’nin ortaya çıkışına neden olur.  Irkçı iktidarın ve kapitalist sistemin şiddet yoluyla yıkılması anlayışının gündeme gelişi ANC’nin yürüttüğü mücadele biçimlerinin tartışılmasına yol açar.

1927 yılında ANC Başkanlığına JT Gumede seçilir ve iktidarın ırkçı politikalarına karşı daha aktif bir mücadele yürütmeye çalışır. Bu doğrultuda komünistlerin desteğini almak ve onlarla işbirliğini geliştirmek için yoğun çaba harcar.  Ancak 1930 yılında ANC’nin içindeki bu devrimci kanadın girişimleri başarısız olur. JT Gumede ve ekibi yönetimden uzaklaştırılır.  ANC yönetimini ele geçiren geleneksel kanat Komünist Parti ile ilişkilerini resmi bir düzeye çekerek eski pasif mücadele anlayışına döner. Ancak bir önceki dönemdeki etkinliğini devam ettiremez ve güç kaybına uğrar.

ANC yeni dönem kazanımları 1940

İkinci Paylaşım Savaşı döneminde, çok daha fazla insan, yeni fabrikalarda çalışmak için şehirlere taşınır. İnsanların üzerindeki yoğun baskı ve yıldırma politikalarının daha da ağırlaşması ve Afrika’da gelişen milliyetçi akımlar ANC içinde de güç kazanmaya başlar. Bu gelişmeler ANC’yi daha aktif bir politikaya yöneltir.

1944 yılında, ANC Gençlik Birliği kurulur. Gençlik Birliği’nin genç liderleri – Nelson Mandela, Walter Sisulu ve Oliver Tambo vd – Afrikalıların sadece kendi öz güçleriyle özgürlüklerine kavuşacakları doğrultusundaki Afrika milliyetçiliği fikrini savunurlar.

Gençlerin oluşturduğu Gençlik Birliği örgütü radikal söylemleri ile halk arasında güçlü destek bulur. Bu dönemde Gençlik Birliği grevler, boykotlar ve meydan okuma çağrıları temelinde eylemler yürütür.  Bu eylemler daha sonra ANC tarafından geliştirilerek 1950’lerin sivil itaatsizlik kampanyalarının temelini oluşturur.

İkinci Paylaşım Savaşı sonrası dönemde insanlar sendikalarda,  gecekondularda örgütlenmeye başlar. Artan ırkçılı saldırılar siyah, melez ve Hint kökenli Afrikalıların örgütlerini birbirine yaklaştırır. Farklı örgütler arasındaki bir işbirliği, 1947 yılında, ANC’yi ve Güney Afrikalı Hint Meclisi’ni ortak bir kampanya ve eylemler için bir araya getirir.

Kitle Hareketinin Doğuşu – 1950

Afrika halkının büyük çoğunluğunu etnik kökenine göre ayıran, eşitsizlikleri arttıran, günlük yaşamlarını daha da çekilmez hale getiren yeni yasal düzenlemeler (Grup Alanları Yasası ve Bantu Eğitim Yasası, Kayıt Yasası, Zorla Taşınma Yasası vb) ekonomik faaliyet alanlarında, sosyal ve politik etkinliklerde büyük hoşnutsuzluklara yol açar.

Bu yasalara karşı, halkların direnişi büyür ve ANC’nin de katılımıyla sivil itaatsizlik kampanyası gibi farklı biçimler alır. ANC önderliğinde kırsal alanlarda kadınların pasaport taşıma zorunluluğuna, zorunlu göçe ve Bantu Yetkililer Yasası’na vb. ırkçı uygulamalara karşı halk sivil itaatsizliğe yönelir. Sivil itaatsizlik kampanyasının başarısı yeni mücadele kampanyalarını teşvik eder. Hükümet sivil itaatsizlik kampanyalarını durdurmak ve oluşturulan örgütlenmeleri dağıtmak için yeni yasalar çıkarır. Tüm baskıcı uygulamalara rağmen bu kampanyalar önemli kazanımlara yol açar.

Siyah ve beyazlar bu dönemde adalet ve demokrasi mücadelesi için birlikte hareket ederler. Renkli Halklar Kongresi (CPC) melezlerin ve COD (Demokratlar Kongresi) gibi beyazların oluşturduğu yeni örgütlenmeler ortaya çıkar.  Beyazların ANC’ye üye olamadıkları bu dönemde COD (Demokratlar Kongresi) ANC’nin düşüncelerinin beyaz Afrikalılara da ulaşması amacıyla ANC’nin desteği ile 1952 yılında kurulur. Demokratlar Kongresi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde yer alan tüm haklardan Güney Afrika halklarının da yararlanmasını savunur.

Daha sonraki süreçte bu örgütler, Sendikalar Meclisi (SACTU) ve ANC bir araya gelerek Birlik Konseyi’ni oluşturulur.  Birlik Konseyi ²Nasıl Bir Güney Afrika İstiyoruz² düşüncesi doğrultusunda tüm Güney Afrika insanlarını kapsayacak Halk Meclisi’ni kurmak için bir konferans düzenler. Birlik Konseyi, ANC’nin anti ırkçı politikaları seslendirmede önemli bir işlev görür. Güney Afrika’nın bu ülkede yaşayan herkese ait olması gerektiği Özgürlük Sözleşmesi’nde yer aldı.

Özgürlük Sözleşmesi

1955 yılında yapılan Halk Kongresi’ne (CDP) yönelik olarak 1953 yılından itibaren hazırlıklarına girişilen Özgürlük Sözleşmesi, Güney Afrika Demokratik Devrimi’nin inşa sürecinin bir parçası olarak görülür. ANC’nin renklerinde Nehru sitili şapkalara kadar iyi düşünülmüş bu çalışmaya binlerce devrimci katılır. Bu mücadeleye katılan devrimciler insanların gönüllerine, gözlerine ve akıllarına hitap ederler.

Dört örgütün aktif olarak katıldığı bu çalışmada devrimciler ülkenin dört bir yanında özgürlük mücadelesinin daha da yükseltilmesi ve demokratik devrim için halkın taleplerini toplarlar. Küçük kağıtlar üzerinde yazıya dökülmüş olan talepler başta: ‘Toprakların, topraksız insanlara verilmesi’, ‘ siyah halkın ikamet ve serbestçe dolaşım hakkı’,  ‘iş ve can güvenliği’ ‘ırk ve milliyet ayrımı olmaksızın serbest ve zorunlu eğitimi’, ‘asgari ücret ve çalışma saatlerinin kısaltılması’ daha pek çok şeyi içerir.[2] Konferansa katılan delegelerden toprakların işleyenlere göre paylaştırılması, barınma, iş, güvenlik, özgür ve eşit eğitim mücadelesinde öne çıkmaları için çağrı yapılır. Daha sonra bu talepler Kliptown Halk Kongresi’nde kabul edilen Özgürlük Sözleşmesinin de temelini oluşturur.

26 Haziran 1955’te Kliptow’da toplanan Güney Afrika Halk Kongresi’ne Afrika Ulusal Kongresi  (ANC), Güney Afrika Hint Kongresi (SAIC), Güney Afrika Sendikalar Birliği Kongresi (SACTU) ve siyahların özgürlük mücadelesini destekleyen beyazların kurduğu (COD) Demokratlar Birliği’nden gelen 2888 delege (320’si Hintli, 230’u melez, 112 beyaz, geri kalanı da siyah Afrikalı) katılır[3]. Afrika Ulusal Kongresi liderlerinin halktan gelen talepleri birleştirerek bir belge haline getirdiği talepler manzumesi delegelere yüksek sesle İngilizce, Sesotaca ve Xhosaca olarak okunur. Delegeler her bir manzumeler bölümünü ‘Afrika’ ve ‘Mayibuye’ diye haykırarak onaylar.[4] Özgürlük Sözleşmesinin ırkçı iktidara karşı meydan okuyan talebi şuydu: ‘Zenginlikler Halkın Olacak!’ ve ‘Yöneten Halk Olacaktır!’

Özgürlük Sözleşmesi,

Halk yönetimi kurulacaktır

Bütün halklar eşit olacaktır

Ülke zenginliği halkın olacaktır

Toprak işleyenin olacaktır

Kanun karşısında herkes eşit olacaktır

Herkes insan haklarından eşit olarak yararlanacaktır

İş olacak, güvenlik olacaktır

başlıklarını içerir.

Özgürlük Sözleşmesi iki temel üzerinde yükselir. Birisi emperyalist sömürüye ve egemen sınıflara karşı tüm halkların birlikteliğinin sağlanması, diğeri de demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak demokratik değerler temelinde bir ulusun yaratılmasıdır.

Özgürlük Sözleşmesi basit bir talepler manzumesi değildi. Ulusal bilinç oluşturulması doğrultusunda gerçek bir devrimci içeriğin yanı sıra güçlü bir demokrasi anlayışını ortaya koyuyordu. Özgürlük Sözleşmesi’nin geniş bir toplumsal katılımın sağlandığı çalışma olması yanında içeriyle de Güney Afrika halkının mücadelesinde tarihi bir önemi vardır.[5]

Eleştiriler

ANC içindeki bazı gruplar da ANC’nin anti ırkçı politikalarını benimsemezler. ANC içindeki küçük bir azınlığı oluşturan milliyetçi grup (Pan-Afrikanistler) Özgürlük Şartı’nda yer alan bazı maddelere karşı çıkar. ANC`nin beyazlar ve Hintliler ile artan işbirliği itiraz ederek, onları yabancı olarak görürler. Ayrıca komünizmi de güvenilmez bir ideoloji olarak kabul ederler.

Kongreye katılmayan ancak ulusal kurtuluş mücadelesinde yer alan diğer siyasi yapılar ‘Özgürlük Sözleşmesi’ne mesafeli dururlar:

Kongreye katılmayan Pan-Afrikanist’ çizgideki örgütler ANC’yi beyaz sömürgecilere çok fazla taviz vermekle eleştirirler. Güney Afrika’nın ‘herkese, beyazlara ve siyahlara’ ait olduğu yaklaşımına şiddetle karşı çıkarlar. ‘Afrika Afrikalılarındır’ yaklaşımını savunurlar.

Marksist hareketlerden bazıları da toprak mülkiyetinin topraksız Afrikalılara paylaştırılmasına karşı çıkar, bunun yerine toprak mülkiyetinin kaldırılmasını savunur.

Bir kısım örgütlerde Özgürlük Bildirisi’ndeki merkezi yaklaşımını doğru bulmadıklarını belirtirler.

Tüm bu farklı yaklaşımlara rağmen ulusal kurtuluş mücadelesinde yer alan siyasi yapılar ırkçı, sömürgeci sistemin sadece bir siyasi sistem olmayıp aynı zamanda ekonomik bir sitem de olduğu konusunda hem fikirdir.

Özgürlük Sözleşmesi tüm baskı dönemleri boyunca illegaliteye çekilen devrimciler arasında elden ele dolaşır. Devrimciler ve Afrika halkının hiç eksilmeyen umudunun ve direnişinin esin kaynağı olur.

Hükümet Özgürlük Sözleşmesi’ni komünist bir belge olarak ilan eder. Komünizm 1950 yılında hükümet tarafından yasaklanmış olduğundan Kongre’ye katılan örgütlerin önde gelen 156 lideri tutuklanır. ‘Devlete isyan’ suçundan yargılanırlar.  Transvaal eyaleti ANC başkanı ve ANC başkan vekili görevinde olan Mandela mahkemede yaptığı savunmada:

‘Savcılık, ANC’yi Komünist Parti’yle aynı amaç ve eylem içinde olmakla suçluyor. Ben bu konuda politik yaklaşımımı ifade etmek istiyorum. Bu kovuşturmada benim ANC içinde Marksizm tanıtmaya çalıştığımı ispatlamak için iddanemeye koyduğu bazı metin parçaları kendi endişelerini yansıtmaktadır. ANC ile ilgili olarak yapılan bu iddialar tamamen yanlıştır. Bunlar da yeni bir argüman değildir. Zaten burada vatana ihanet davası çürütüldü. Ama bahardan beri, burada bir yandan de ANC’yi Komünist Partisi, diğer yandan da Umkonto Partisi ile  ilişkiler kurmakla suçluyor. ANC’nin doktrinde her zaman bir Afrika milliyetçiliği vardır. (….) Gelmiş geçmiş en önemli siyasi belge, ANC’nin kabul ettiği Özgürlüğü Şartı hiçbir zaman sosyalist bir devlet manifestosu olmamıştır. Özgürlük Sözleşmesi toprakların kamulaştırmasına değil yeniden dağıtımına çağrı yapar. (…),Özgürlük Şartı’na göre kamulaştırma özel şirketlere dayalı bir ekonomide uygun olacaktır. Özgürlük Şartı bütün sınıflara, burjuva sınıfı dahil olmak üzere tüm sınıflara yeni bir perspektif sunar. ANC tarihinin hiçbir döneminde ülkenin ekonomik yapısında devrimci bir değişiklik savunmamıştır. Bildiğim kadarıyla hiçbir zaman kapitalist toplumu asla kınamadı’ görüşlerini dile getirir.

Bu tutuklama operasyonlarıyla birlikte, Afrika Ulusal Birliği ve Demokratlar Birliği örgütleri kapatılır. Tutuklanan liderlerin serbest bırakılmaları, zindandan çıkarılması için yapılan yasal eylemler acımasızca bastırılır. Yargılananlar dört yılı aşan sorgulamadan sonra suçsuz görülerek serbest bırakılır.

6.Silahlı mücadele Başlıyor – 1960

1960 yılında pasaport taşımadan yer değiştirme kampanyaları ANC ve PAC tarafından birlikte yürütülür. PAC kampanyasına 21 Mart’ta başlar. İnsanları pasaportlarını evlerinde bırakmaları ve tutuklanmak için de polis karakollarının önünde toplanmaları için çağı yapar. İnsanlar birçok yerde kitleler halinde eyleme katılır. Sharpeville’de polis tepkilerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan kalabalığın üzerine ateş açar. Polisin saldırısında 69 kişiyi ölür, 186 kişi de yaralanır. Sharpeville’deki göstericilerin katliamı son barışçıl protesto olur. Sharpeville katliamından on gün sonra, 30 Mart 1960’da hükümet, ANC ve PAC’ı yasaklar. Olağanüstü hal ilan eder. Binlerce ANC ve PAC eylemcisi tutuklanır.

Barışçıl göstericilerin öldürülmeleri ve eylemlerin şiddetle bastırılması, ANC’nin yasaklanması ırkçı rejimin yalnızca barışçıl gösterilerle değiştirilemeyeceği düşüncesini doğurur. Bu yasaklamalar nedeniyle bazı ANC liderleri Oliver Tambo ve Joe Slovo tutuklanmamak için ülke dışına çıkmak durumunda kalır.

Yasa dışı ilan edilen ANC illegaliteye geçerek silahlı mücadeleye başlamak ve kitle eylemlerini yürütmek için buna uygun örgütlenmelere yönelir. ANC Morogoro konferansında top yekun mücadele çağrısında bulunur. Düşmanı yenmek için silahlı mücadele ve kitle eylemlerini birlikte kullanan bir politik hat benimsenir. Mandela ırkçı rejime karşı silahlı mücadeleyi yürütmek üzere ANC’nin askeri kanadı Umkhonto we Sizwe’yi (Halkın Mızrağı) Güney Afrika Komünist Partisi ile işbirliği içinde kurar.

Komutanlığını Komünist Parti’den Joe Slovo ile birlikte yürütür. “İktidara karşı halkımızı korumak, geleceğimizi ve özgürlüğümüzü elde etmek amacıyla her türlü mücadele aracını kullanmaya uygun örgütlenmeler oluşturmaya gittiklerini’ söyleyerek içine girdikleri yeni dönemi işaret eder. 1961 yılında Güney Afrika hükümetine karşı silahlı mücadele için ANC üyeleri Angola ve Zambiya’daki kamplarda askeri eğitimlere başlar.

Bunların yanı sıra, tüm dünyada ırkçı rejime karşı muhalefetin yükseltilmesi ve ANC ile de dayanışmaya dönük kampanyalar oluşturulur. Oluşturulan politika: silahlı mücadele, kitle eylemleri, güçlü bir illegal örgütlenme ve uluslar arası destek olmak üzere dört ayak üzerinde yükseltilir.

İşçiler ve Öğrenciler Savaşabilirsiniz – 1970

1960’lardaki yoğun baskı ortamı ve özgürlük hareketinin yasaklanmış olması halkın direniş mücadelesini zayıflatır. Irkçı sistem kendisini daha da güçlü kılarak Afrika halkları üzerindeki kontrol mekanizmalarını daha yaygınlaştırıp yetkinleştirir.  Ancak tüm bu uygulamalar, yaratılan ‘sükunet ortamı’, insanların mücadele azmini ortadan kaldıramaz. 1970’lerde Mozambik ve Angola’nın bağımsızlıklarını kazanmaları Güney Afrika halklarının ulusal bilinci arttırır ve ırkçı rejimin iktidarını da sarsar. İşçilerin ve öğrencilerin ırkçı rejime karşı mücadeleyi yeniden yükseltmelerinde olumlu rol oynar.

1970 ekonomik krizinin yol açtığı aşırı fiyat artışları düşük ücretle çalışan işçilerin ve öğrencilerin yaşamlarını daha da çekilmez hale getirir. Spontan işçi grevleri ortaya çıkar. İşçiler daha yüksek ücret talebiyle grevlere giderler.1973 yılında Durban’da başlayan grev ülkenin diğer bölgelerine de yayılır.

Öğrencilerin Bantu Eğitimi’ne karşı tepkileri ve öfkeleri 1976 Haziran’ında patlar. On binlerce lise öğrencisi sokaklara dökülür. Polis, yürüyüşe geçen öğrencilerin üzerine ateş açarak üç öğrenciyi öldürür. Bu olay eylemlerin yayılmasına ve ülkenin her tarafına ayaklanmalara yol açar. Polisin acımasız saldırısı sonunda 1000’den fazla gösterici polis tarafından öldürülür.

Halk İktidarı için savaş -1980

Ulusal kurtuluş mücadelesi 1980’lerde kasabalarda, gecekondu bölgelerinde ortaya çıkan genç militanlardan oluşan yeni kuşak tarafından tekrar canlandırılır. Bu yeni kuşak devrimci gençlik bir önceki kuşağa göre daha sabırsız daha atak ve daha radikal özellikler gösterir. Militanlıkları ve korkusuzluklarıyla anne ve babaları kadar egemenleri de şaşırtır. Ellerindeki Özgürlük Sözleşmesi ile ırkçı rejime karşı mücadele eden bu gençler, hızla sokakları doldurur ‘Ne kurşunlar ne de göz yaşartıcı gazlar bizi durdurabilir’ diye haykırırlar. Yapılan her katliam öfkelerini daha da arttırır. Öldürülen devrimci arkadaşlarını sloganlar eşliğinde toprağa verirler ve sonra yeniden sokaklara dönerler.

Irkçı rejime karşı Güney Afrika halklarının mücadelesinin tekrar yükselmesi dünya kamuoyunu da hareketlendirir. Güney Afrikalı şirketlerin ürünleri boykot edilir. Güney Afrika devletinin diğer devletlerle ilişkileri sınırlanır ya da kesintiye uğrar.

Güney Afrika’da tüm şehirlerindeki şubeleriyle birlikte dönemin en büyük kitle örgütlerinden birisi olan (COSAS) Güney Afrika Öğrenci Kongresi öğrencileri, (COSATU) Güney Afrika İşçi Sendikaları Kongresi işçileri, işyerlerinde ve yaşadıkları yerleşim alanlarında mücadeleyi yükseltirler. Öğrenci, gençlik, kadın örgütleri ve işçi sendikaları gibi toplumsal örgütlenmelerin tüm ülke sathındaki hareketlilikleri ANC’nin kitle hareketlerini de yeniden canlandırır. İnsanlar bulundukları yerleşim alanlarında, iş yerinde ve okullarda kontrolü ele almaya başlar. Tüm yaşam alanları siyasi mücadele alanları haline gelir ve siyasi iktidar talebi öne çıkar.
Irkçı iktidar halkın mücadelesini bastırma stratejinde değişiklere gitmek zorunda kalır. Rejim ilk kez sistemde reformları gündeme getirir. Reformla birlikte baskı aygıtları bir bütün olarak devreye sokulur. Reformlar ile Afrika halklarının güvenini kazanılmaya çalışılır.

1985 yılında, ANC gecekondu bölgelerinde yer alan ve orada yaşayan toplumu yönetmekte aciz kalan yerel yönetim merkezlerinin yıkılması için insanlara çağrı yapar. Buralardaki yerel belediye meclisi üyeleri ve polisler istifaya çağırır. Belediye binaları ve işbirlikçilerin evleri saldırıya uğrar. Halk çökertilen idari sistemin yerine kendi ihtiyaçlarına uygun olarak sokak komiteleri ve halk mahkemeleri gibi kendi demokratik yapılarını oluşturulur. 1985 ve 1986 yılında kitlesel ayaklanma atmosferi içinde ülke çapında birçok şehirde ve kırsal alanda halk kontrolü ele almaya başlar. Kitle mücadeleleri ile silahlı mücadele birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirir. 1984 yılı sonunda toplu yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan işbirlikçiler polisle birlikte kontrolü yeniden ele geçirme operasyonlarına gençler taş ve molotof kokteyleriyle karşı koyar.

Halkın direnişi arttıkça iktidar daha da saldırgan hale gelir. 1985 Temmuz’unda iktidar ülkenin birçok bölgesinde sıkıyönetim ilan eder. 6 Ay süren sıkıyönetimin başarısızlığı karşısında 1990 yılına kadar sürecek olan acil durum ilan edilir. Devlet Güvenlik Kurulu, ordu ve devletin diğer baskıcı yapıları hükümeti kontrolleri altına alarak daha baskıcı düzenlemeleri çıkartırlar.

1987 yılında 300 bin maden işçisi grevinin yanı sıra ülke tarihinde görülmemiş ölçüde çok sayıda grevler ortaya çıkar. Halkın yükselen ve giderek siyasallaşan mücadelesi engellenemez bir noktaya doğru ilerler.

(Devam edecek)

Haluk Başçıl

(1)Siyah ve melez Afrika toplumunun, Güney Afrika’nın kontrolünü sağlamaya yönelik 1953 yılında çıkarılan eğitim yasası

Kaynakça

1- İsmail Vadi, The Congress of the People and Freedom Charter Campaing, Walter Sisulu’nun önsözü, www. Sahistory.org.

2- http://www.sahistory.org.za/dated-event/freedom-charter-adopted-kliptown

3- NM, A Long Walk to Freedom: The Autobiography of NM

4 -İsmail Vadi, The Congress of the People and Freedom Charter Campaing,

5- African National  Congress,  brief history of the African National Congress http://www.anc.org.za/show.php?id=206

6-Charte de la liberté, Afrique du Sud, 1955 http://miqueus.space-blogs.com/blog-note/170370/charte-de-la-liberte-afrique-du-sud-1955.html

7-Qui était Nelson Mandela ? http://www.matierevolution.fr/spip.php?article1598

8-Güney Afrika’nın Özgürlük Bildirgesi, Rüştü Apaydın

 

 

 

 

 

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!