Vatandaşın Gündemi-Mehmet Ali Yılmaz

En büyük suçlar zaruri olan değil de, fazla olanı elde etmek için işlenir.

                                                                                                       Aristoteles

Geçtiğimiz günlerde emeği ile geçinen bir kısım insanla, farklı yerlerde, memleket meseleleri hakkında sohbet etme imkânım oldu. Bu görüşmelerden ortaya çıkan gerçek, vatandaş Anayasa değişikliği ile ilgili gelişmeleri yakından takip etmekte ve bu konuyu memleketin başka sorunlarıyla da ilişkilendirmektedir.

Bu sohbetlerden çıkardığım ilk sonuç; insanlar referandum hakkında çoğunlukla kendiliğinden fikirlerini söylemiyorlar, bu konuda konuşmayı başlatan taraf olmaktan yana değiller. Konuyu sen açarsan ancak konuşmaya başlıyorlar. Hissedilir bir temkinlilik hali var. Ama bazıları da bir kez konuşmaya başlayınca susmak bilmiyor. Son yıllarda insanların “siyasi bir konu hakkında bu kadar heyecanla konuştuklarına ilk kez tanık oldum” dersem abartmış olmam.

Yurttaşlar, Anayasa değişikliği ve referandum hakkında düşüncelerini ifade etmeye başlayınca hemen ülkenin ekonomik durumu, hayat pahalılığı, işsizlik, özelleştirmeler, vergilerin yüksekliği, çözüm süreci ve Suriye’deki gelişmeler gibi AKP’nin Türkiye’nin başına açtığı ya da derinleştirdiği sorunlar hakkında eleştirileri peş peşe sıralıyorlar.

İşte bir-kaç örnek:

OSTİM’de bir araba tamirhanesine gittim. Odada usta, yardımcısı, çalışan bir genç ve sigortacılık yapan bir kadın vardı. Hoş-beşten sonra Anayasa değişikliği hakkında bir-kaç şey söylemeye kalkıştım. Ondan hiç beklemediğim şekilde, sigortacı kadın, adeta volkan gibi patladı. Dikkatimi çeken oldukça sert konuşmasına özelleştirmelerden, her şeyi sattıklarından başlaması oldu. Arada lafa girecek oldum, ama o hayat pahalılığına geçti ve sözü bırakmadan heyecanlı bir şekilde iktidara eleştirilerini sıralamayı sürdürdü.

Usta ise kinayeli bir şekilde bazılarının hala Evet demelerini anlayamadığını belirterek görüşünü açıklamaya başladı ve AKP’ye destek verenleri eleştirerek konuşmasına devam etti.

Bu arada büro işlerinde ustaya yardım eden kişi hiçbir şey söylemeden odadan çıkıp gitti.

Bir masanın başında oturan genç olanı ise heyecanlı bir şekilde işsizliğin yüksekliğinden yakındı ve AKP’nin Ortadoğu politikalarının ülkenin başına açtığı sorunlardan birinin de işsizliği arttırmak olduğunu ifade etti.

Bu tamirhaneye yıllardır gelirim. Bu iş yerine ilk gelip gittiğim günden beri burada çalışan usta ve sigortacı kadının işinde gücünde insanlar olduğunu biliyorum. Hiç bu kadar siyasetle, daha doğrusu memleket meseleleriyle bu düzeyde ilgilendiklerine tanık olmadım. Ne genel ne de yerel seçimlerde böylesi tavırlar içinde değillerdi.

***

Yine OSTİM’de bir çadırcıya gittim. Orada da referandum üstüne konuşmayı başlatan ben oldum. İş yeri sahibi Bahçeli’nin tek adamcı Anayasa değişikliğinin önünü açan tavrıyla ilgili ilginç yorumlar yaptıktan sonra işlerinin de kötü gittiğinden söz etti.

Dikiş diken çalışan ise eskiden “ismi neydi o adama (Aziz Nesin’i kastederek) eskiden çok kızıyordum ama haklıymış…” diyerek konuşmaya başladı. 15 senedir bunca yaşananlar yetmezmiş gibi şimdi de halkın iradesini bir kişiye teslim etmesini anlayamadığını ifade ediyordu.

***

Sonraki günlerde Antalya’nın bir beldesine gittim. Burada Bütün Şehir yasasından önce belediyelik olan bir yerleşim bölgesindeki lokantada işyeri sahibi ile konuşmaya çalıştık. Genç adam önce konuşmak istemedi, sonra “bizim burası Hayırcı, kesin olarak Hayır kazanır” dedi ve tek adamı işaret ederek ekledi “ama referandum sonrasından korkuyorum, iş yerini satabilirsem başka bir ülkeye gitmeyi düşünüyorum” ifadesini kullandı. Biz, “korkacak bir şey yok, Hayır çıkınca en tepeden en alta kadar bütün yöneticiler kendilerine çeki düzen vermek zorunda” kalacaklar, “7 Haziran seçim sonuçlarından hemen sonrasındaki havayı gözünün önüne getir” dedik. Ama o Orta Asya ya da Güney Doğu Asya ülkelerinden birine gitmekte karalı olduğunu belirtti. (Bu beldede mahalle haline getirilmeden önce yapılan son iki belediye seçimini de AKP kazanmıştı.)

***

Yine Antalya’da kışın yaşayanların 300 aileye kadar düştüğü bir mahallede yaşayan bir vatandaşla konuştum. Onun referandum sonuçlarıyla ilgili görüşü şöyleydi: “Burada yaşayan 300 haneden ancak 5 veya 6’sı Evet oyu verir, büyük çoğunluk Hayırcı” dedi.

***

Eskiden köy olan bir mahallede yaşayan MHP kökenli duvar ustası da Hayır vereceğini ve çevresinde de Hayır oylarının ağırlıkta olduğunu belirtti.

***

Bu sınırlı gözlemlerden hareketle elbette ki genel bir tahlil yapmak doğru olmaz. Ama bu sınırlı görüşmelerden çıkarılacak gerçek; Hayırcılar hiç de küçümsenecek düzeyde değil ve AKP’ye yönelik eleştirileri Anayasa değişikliğiyle sınırlı değil. İnsanlar AKP’nin tepesinden gelen ithamları ciddiye almıyorlar. AKP’nin politikalarının ve kandırmacalarının kabak tadı vermeye başladığını görüyorlar, “yolum beş sene sonra da yapılır, yeter ki memleketin başına daha büyük belalar açılmasın” görüşündeler.

AKP’liler ise bu sefer savunma konumundalar. Tepenin baskısı da tabanı harekete geçirmeye yetmiyor, en azından isteksizlik ve yorgunluk var.

Hayır diyenlerde iktidarın uygulamaları karşısında bir tedirginlik var ama daha heyecanlı ve gayretli görünüyorlar.

Yurtseverler ve muhalefet güçleri bu ortamı iyi değerlendirmeli.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!