6’LI MASA SEÇİMİ KAZANSAYDI, ORTAK POLİTİKALAR MUTABAKAT METNİ UYGULANSAYDI

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

(KISA BİR İRDELEME

 Ahmet DEMİRTAŞ

İçinde bulunduğumuz 2026 yılında fazla gündeme gelmedi ama önceki yıllarda siyasi partilerin gönderme yaptığı bir kitaptan söz edeceğiz. 6 muhalefet partisi yetkilileri sık sık bir araya gelerek bir çalışma yürüttükleri bir süreci anımsıyoruz. 6 siyasal parti kendilerine 6’lı masa adını verdiler. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, çerçeve hükümet programı içeriğinde hazırladıkları 30 Ocak 2023 tarihli ORTAK POLİTİKALAR MUTABAKAT METNİ’ ni (OPMM) kamuoyu ile paylaştılar. Bu metin kitap olarak basıldı. O günlerde metin içinde yer alan bazı başlıklar yüzeysel olarak gündeme getirildi. Gazeteler ile televizyon Kanalları da benzer tutumu takındıkları için; parlamenter sisteme geçiş, cumhurbaşkanı yardımcılarının sayısı, kimler olacağı konularını günlerce yazdılar, konuştular. 

Cumhurbaşkanlığı seçimini 6’ lı masanın adayı Kemal KILIÇDAROĞLU’ nun açık ara kazanacağı yönündeki kamuoyu araştırma şirketlerinin anket sonuçları açıklanıyordu. Anket sonuçlarına halkın geniş bir kesimi inandırılmış, 6’ lı masa taraftarlarında iyimserlik oluşmuştu. Bu siyasal iyimserlik ortamında; Cumhurbaşkanlığı seçimini Kemal KILIÇDAROĞLU kazandıktan sonra kimler bakan olacak, bakanlıklar partiler arasında nasıl paylaşılacak biçiminde soyut konulara yönelik bir gündem oluştu. Bu gündem haftalar boyunca sürdürüldü.

OPMM içinde; Hukuk Adalet ve Yargı- Kamu Yönetimi- Yolsuzlukla Mücadele, Şeffaflık ve Denetim- Ekonomi, Finans ve İstihdam- Bilim, Ar-Ge, Yenilikçilik, Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm- Sektörel Politikalar- Sanayi ve Teknoloji, Savunma Sanayi- Enerji ve Madencilik- Ulaştırma ve Lojistik- Dış Ticaret, İç Ticaret ve Rekabet Politikası- Küçük ve Orta Boy İşletmeler ile Esnaf ve Sanatkarlar- Turizm- Kültür- İklim Değişikliği, Çevre, Doğa ve Hayvan Hakları, Ormanlar ve Su Yönetimi- Kentleşme ve Afet Yönetimi- Eğitim ve Öğretim-Sosyal Yardımlar, sosyal Hizmetler, Sosyal Güvenlik ve Çalışma Hayatı- Engelliler, 65 Yaş ve Üzerindeki Vatandaşlarımız, Şehit Yakınları ve Gaziler- Sağlık- Kadın, Aile ve Çocuk-Gençlik, Spor ve Uyuşturucuyla Mücadele- Dış Politika- Milli Savunma, İç Güvenlik, Terörle Mücadele siber Güvenlik- Göç ve Sığınmacı Politikaları başlıkları ile iktidar olduğunda uygulanacak öneriler yer almıştır. Kitap olarak basılmış olan metin 240 sayfadır.

 Baştan belirtmeliyim; OPMM içeriğinde yer almış olan konuların hazırlanışındaki bakış açısının halkın çıkarları ile ülkenin bağımsızlığını gözetmediği kanısındayım. Halkın yaşamını yakın ve orta erimde olumlu yönde mi etkileyeceği, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığını/bağımlılığını nasıl etkileyeceği konusunda metinde hiç değinme ve ima yoktur. Ancak getirilen önerilerden çıkarımda bulunabiliyoruz; o da halkın ve ülkenin yararı değil sermaye çevrelerinin desteklenmek, korunmak istendiğidir. Eğitim, sağlık, ekonomi, savunma, dış politika, tarım, ormancılık, sanayi vb. sektörlerde; AKP iktidarının 21 yıldır uygulamış olduğu politikalar değiştirilecek mi, değiştirilecekse nasıl bir değişiklik olacak? AKP politikalarına dayanak olan yasa, yönetmelik gibi hukuksal yapıda değişiklik yapılacaksa, hangi konularda, nasıl bir değişiklik yapılacak, kimlerden destek istenecek? 

OPMM incelenip yorum yapılırken doğal olarak; özgürlükler, emekçi halkın çıkarları ve Türkiye’nin bağımsızlığı bağlamında düşünüldüğünü okuyucu anlayacaktır. Belirtmek istediğim bir konu ise, OPMM içinde yer alan bütün önerilere ilişkin bu yazı kapsamında yorumda bulunmak mümkün değildir. Bunun iki nedeni var; Böylesi bir durumda en az 240 sayfalık bir yer tutması ile her maddeye ilişkin yorum yapacak bilgi birikimimin olmamasıdır. O nedenle belli başlı sektörlerde, belirli konular irdelenecektir. 6’ lı masa seçimi kazanmış olsaydı oluşturduğu OPMM’ ni uygulamaya koyduğunda; AKP iktidarının yürürlükte olan politikalarından farklı mı olacaktı?  Farklı olacaksa, tarım, ormancılık, maden, enerji, dış politika, sağlık, eğitim, sanayi vb. sektörlerinde nasıl bir farklılık görecektik, daha iyi mi olacaktı? Metinde getirilen önerilerle iktidarın uygulamalarını karşılaştırıp yorum yapılacağı gibi kendilerince yeni getirdikleri bazı önerilerin tutarlı, yararlı olup olmadığını açıklamaya çalışacağız.

OPMM içerisindeki sıraya bağlı kalarak, kimi başlıklarda önerilenleri irdelemeye başlayalım.

  • Ekonomi Finans ve İstihdam

Sayfa 18 Öneri: <Kaynakları “Kanal İstanbul” gibi rant projeleri için değil Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP), Doğu Anadolu Projesi (DAP), Konya Ovası Projjesi (KOP) ve Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) kapsamındakiler başta olmak üzere tarımsal sulama projelerinde kullanacağız.> Denilmiştir.

Rant projesi kavramlar kullanılırken tam olarak neyi kastettikleri anlaşılır değildir, sırf halk algısında sempati elde etmek için yerli yersiz kullanılmaktadır.

Toprak Rantı: <Toprağı belli bir süre işletmek ve ondan yararlanmak hakkına karşılık ürün miktarıyla bağlı kalmaksızın toprak sahibine ödenen paradır. Toprak rantı ya da kira ilişkisi “anamalcı” kapitalist bir ilişkidir*> OPMM içeriğinde yer alan önermeler kapitalist sistemin yürütülmesine yönelik önermelerdir. Kapitalist sistem içinde yer alıp ranta karşı çıkmak tutarlı değildir. Kanal İstanbul Projesi özünde bir Nato projesidir. Soğuk savaş döneminde Sovyet kara ordusunu kanal yaparak Trakya’ da durdurup İstanbul’ a ulaşmasını engellemek amacıyla Nato tarafından gündeme getirilmiştir. Günümüzde bu proje; İstanbul’ un ormanlarını, tarım alanlarını, kırsal yerleşmelerini, su havzalarını yok etmesi, yabancılara (Ortadoğulu petrol zenginleri) mülk satışını öngörmesi, Montrö Sözleşmesi’ni tartışmalı duruma düşürmesi nedeniyle karşı çıkılması gereken bir projedir. O yüzden Kanal İstanbul Projesi salt rant projesi değildir.

Sayfa 18 Öneri: < Usulsüzlük ve yolsuzluk tespit edilen Kamu- Özel İşbirliği projeleri için ulusal ve uluslararası tüm hukuki yolları kullanacak, gerekirse tahkim süreçlerini işletecek, varsa kamuyu zarara uğratan yüklenici şirketler, bunların ortakları ve sorumlu şahıslarla ilgili yasal işlemleri başlatacak ve oluşan zararların ilgililerden tahsilini sağlayacağız.>   Denilmiştir. 

AKP iktidarları özelleştirmenin başka bir biçimi olarak Kamu- Özel İşbirliği projelerini gündeme getirip uygulamaya soktu. Bu uygulama ile; kamu arazilerini tahsis etme, kredi kolaylığı, uzun dönemli kar garantisi (döviz bazında) ile şirketleri ihya etme yolu seçilmiştir. Şehir Hastaneleri örneklerden bir tanesidir. 

* M. Tului Sönmez, Osmanlıda Günümüzde Toprak Mülkiyeti, Açıklamalı Sözlük, 1998

 

O dönemde yapılmış olan yolsuzluk, haksızlık, kötüye kullanma durumlarının araştırılması varsa hesap sorulması hukukun ve adaletin gereğidir. Bu doğru bir tutumdur. Ancak esas olan Kamu- Özel İşbirliği projelerinin yürürlükten kaldırılmasıdır. Kamu kurumlarının anayasal görevlerini yapmasıdır.

Hizmet alımı, ihale gibi yöntemlerle kamunun yerine getirmesi gereken görev ve sorumluluğu özel sektöre devretmek; kamu zararına, yolsuzluklara kapı aralamaktadır. “Biz ihaleleri şeffaf yapıyoruz” demekle kamu görevi yerine getirilmiş olmaz. Çünkü ihaleyi alan şirketin verilen iş üzerinden ayrıca para kazanmasını sağlamak demektir. Unutulmasın ki, işi/hizmeti kendisi yapmayan kuruluşlar kontrol ve denetimi de düzgün, eksiksiz yapamazlar.

  1. Bilim, Ar-Ge, Yenilikçilik, Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm

 Sayfa 20 Öneri: < Kendine yeterliliğimizin merkezine yenilikçi, yeşil ve dijital dönüşümü benimsemiş girişimcilerimizi yerleştireceğiz.> Denilmiştir.  

Bu öneriyi kim nasıl anlar bilemedim. OPMM içeriğinde pek çok yerde girişimci denilerek her konuda desteklemek, teşvik etmek hatta ön plana almak biçimindeki söylem aslında her şeyi özelleştirmek olarak anlaşılmalıdır. Bu söylemler biraz da banka reklamlarından esinlenmiş gibidir.

Sayfa 21 Öneri: < Tarım Kanunu’ nun 21’ inci maddesinde öngörülen ancak bugüne kadar hiç uygulanmayan tarımsal destekleme programlarına bütçeden ayrılacak kaynağın gayri safi milli hasılanın yüzde birinden az olmayacağı hükmünü yerine getireceğiz.> Denilmiştir.  

Kuşkusuz bu öneri yerinde ve doğru bir öneridir.

Sayfa 21 Öneri: < Tarımda kullanılan mazotta ÖTV yükünü kaldıracak, gübre tohum maliyetinin yüzde 50’ sini destek olarak geri vereceğiz.> Denilmiştir. 

Bu sayfada tarıma ilişkin getirilen öneriler günübirlik çözüm gibi görünse bile orta ve uzun erimde çözüm olmadığı bir gerçektir. Tarımda üretim-iletim-bölüşüm düzeninin olduğu gibi korunması demek; tarımdaki artı değerin sermayeye aktarım sürecinin sürdürülmesi, tarım üreticisinin sömürülmesi demektir. Tohum, gübre, ilaç vb. tarımsal girdilerin dışa bağımlılığı sürmektedir. OPMM içeriğinde bağımlılığı azaltacak/ortadan kaldıracak en küçük bir öneri getirilmemiştir.

Sayfa 22 Öneri: < Tarımda indirimli elektrik tarifesi uygulanacak, sulama ve elektrik faturalarının hasattan sonra tahsil edilmesini sağlayacağız.>

Sayfa 22 Öneri: < Orman köylülerinin gelirlerini artırarak alternatif geçim kaynakları oluşturacak, gerekli destek ve teşvikleri sağlayacağız.> Denilmiştir. 

21, 22 sayfalarda 19 başlıkta öneriler getirilmiştir. Bu önerilerin birkaç tanesi olumlu öteki öneriler kulağa hoş gelen ama gerçekçi ve dayanağı olmayan, çözüm sağlamayan önerilerdir. Tarımda tohum, gübre, ilaç vb. temel girdiler büyük oranda yerli ve yabancı şirketlerin kontrolü altındadır. Öneriler arasında bu kontrolü kırmaya yönelik önlem bulunmuyor. Ülke genelini ve illeri kapsayan uzun erimli tarım planları yoktur. Bu planların yapılabilmesi için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ülkenin tamamında uygulanıp bitirilmemiştir. OPMM önerileri içinde bu konuya değinilmemiştir.  Türkiye tarımında üretim-iletim-bölüşüm sürecini belirleyenlerin temel girdileri sağlayan şirketler, aracılar, komisyoncular ve kimi sanayiciler olduğu gerçeği unutulmamalıdır. 

Bu süreçte zincirin halkaları değiştirilmeden köylünün/çiftçinin gelirinin artması, sömürünün azaltılması olası değildir. OPMM içinde tarımdaki temel girdilerin kamu tarafından üretilmesine, yaratılan değerin bölüşülmesine (aracıların ortadan kaldırılması) yönelik araştırma, tesis kurma çabası görülmemektedir. Bu yüzden tarım politikalarında gözle görülür bir değişiklik olmayacak, kısıtlı alanlardaki iyiye gidişler rastlantıya kalmıştır. Türkiye’ de 1970’li yıllarda başlayan Orman Köyleri Kalkınma Planı yapımı çalışmaları 534 ilçede kalkınma planı yapılarak tamamlanmıştır. AKP iktidarı döneminde bu planlar arşive kaldırılmış, orman köylülerine verilecek destekler bir anlamda keyfiliğe bırakılmıştır. Öte yandan İç Anadolu ile Karadeniz bölgelerindeki orman köylerinin çoğunda nüfus çok azalmıştır.  O nedenle orman köylerinin desteklenmesine yönelik çalışmalar Orman Köyleri Kalkınma planlarının güncellenmesi ile başlatılırsa gerçekçi olabilir.

  •  Sanayi ve Teknoloji, Savunma Sanayi

 Sayfa 23 : Savunma ve Teknoloji, Savunma Sanayi başlığı altında önerilenlerin temel yaklaşımı; bu alanda çalışan şirketleri, girişimleri desteklemektir.   Öyle k, Sayfa 23 Öneri: < savunma sanayiinde özel sektörün önünü açacak ve sektörde adil rekabeti sağlayacağız> önerisi de bizim söylediklerimizi özetlemektedir.  

Sayfa 23 Öneri: < …….. ülkemizin savunma alanındaki dışa bağımlılığını azaltacak, ileri endüstriyel teknolojilerin gelişimine öncülük yapacak bir ekosistem oluşturacak, silahlı kuvvetlerimizin gücünü ve caydırıcılığını artıracak ve yüksek katma değerli ihracatı geliştireceğiz.>   Denilmektedir. 

Bu ekosistemi hangi kuruluş yapacak, nasıl yapacak belli değildir. Katara satılmış olan Tank Palet fabrikası konusunda ne düşünülmektedir? Sayfa 23 Öneri: <Altay Tankı motoru konusunda yerli motor çalışmalarını başlatacağız.>  Denilmektedir. Çalışmayı hangi kurum veya kuruluş yapacak, nasıl yürütecek belirsizdir. Bir girişimcinin çıkması mı beklenecek, buna ne kadar güvenilecektir?

Sayfa 24 Öneri:  <Aselsan, Tusaş, MKE, TEI, Havelsan’ ı global şirketlere dönüştüreceğiz.> önerisi yapılmaktadır.  Bu öneri net değildir. Global şirkete dönüştürmak yabancı şirketlerle ortaklığa girmek ise; sonuçlarının Türkiye’ nin çıkarına olmayacağı bugünden bellidir. 

  1. Enerji ve Madencilik.

 Sayfa 24 Öneri: < Elektrik üretim ve dağıtım şirketleriyle yapılan sözleşmeleri inceleyecek bir komisyon oluşturulacak, sözleşmelere aykırı davranan, sözleşmelerdeki yatırım, hizmet kalitesi ve benzeri hususlardaki taahhütlerini yerine getirmeyen şirketler hakkında sözleşme feshi dahil hukuk çerçevesinde gerekli tüm adımları atacağız.> Denilmiştir. 

Elektrik üretim, dağıtım şirketlerinin gerekli yatırımları yapmadığı, kaliteli malzeme kullanmadığı yönünde çok haber yapılmıştır. Isparta ilimizin kışın günlerce elektriksiz bırakıldığını, elektrik hatlarından çıkmış olan orman yangınlarını unutmuş değiliz. Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe giren Torba Kanunda; tarım alanlarındaki izinsiz kaçak yapılara elektrik şirketlerinin elektrik verip abone yaptığı için bunlara para cezası verilmesi öngörülmüştür. Kısaca elektrik dağıtım şirketlerinin sözleşmeye aykırı olarak elektrik bağladığı Torba Kanun ile belgelenmiştir. Dolayısıyla yeniden inceleme yapıp zaman kaybetmemek gerekir. Türkiye’ nin yakın komşularında yeterli, ucuz doğalgaz varken, ABD’ daha pahalıya kayagazı alınması sözleşmesi neden iptal edilmez?

Sayfa 25 Öneri: < Yeni nesil nükleer teknolojilere dayalı nükleer araştırma ve eğitim merkezi kurarak “ Türkiye nükleer ekosistemi” geliştireceğiz.> önerisi yapılmıştır. Türkiye’nin nükleer enerji santralı kurma kapasitesi olmadığına göre; Akkuyu’ dan sonra yeni bir bağımlılık ağına düşmekten korkulmalıdır.

Sayfa 25 Öneri: < Türkiye’ nin sahip olduğu maden kaynaklarının tespitine hız verecek, sektörün milli gelirdeki payını artıracağız.>  Denilmiştir. 

AKP iktidarı da böyle düşünüyor,  böyle yapıyor. 2025 yılında çıkarılan Torba Kanunun gerekçesinde; madenciliğin milli gelir içindeki payı %1,2’ den %2’ ye çıkarılacak diye belirtmişti. Bu hedefi gerçekleştirmek için korunan alanları, ormanları, muhafaza ormanlarını, zeytinlikleri madenciliğe tahsis etme ya da acele kamulaştırmayı öngörmüştü. Bu günkü verilere göre, Artvin, Gümüşhane, Kütahya gibi illerin %70 den fazlası madenciliğe ayrılmış durumda. OPMM madencilikteki payı yükseltmek için %70 oranını %80’ e mi çıkarmak istiyor. Altın madeni alanlarının çoğunluğu ABD, Kanada, İngiltere gibi emperyalist ülkelerin şirketlerine veya onlarla bağlantılı şirketlere verilmiş durumda. Şirketler çıkardıkları madeni “zenginleştirilmiş cevher” olarak rafineri için yurt dışına gönderiyorlar. Ülkemize olan katkısı devede kulak bile değil. Ama ormanlarımız, tarım alanlarımız, meralarımız, öteki doğal alanlarımız sorumsuzca talan ediliyor, çevre ve su kaynaklarımız kirletiliyor. Emperyalist ülkelerin şirketleri kendi ülkelerinde yapmadıkları/yapamadıkların doğayı katleden vahşi madenciliği bizim ülkemizde yapıyor. Tam anlamıyla sömürge madenciliği.

OPMM “böyle madencilik olmaz olsun” diyeceği yerde oranı artıracağız demekle madencilik talanında AKP iktidarı ile yarış yapıyor. Önerilerinin içinde ufak tefek düzeltmeye yönelik şeyler olsa da, var olan düzeni ve hukuksal çerçeveyi değiştirmeyi düşünmüyor. Her şeyden önce madencilikteki kamu kuruluşumuzu yeniden işlevsel hale getirmiyor.

  1. Dış Ticaret, İç Ticaret ve Rekabet Politikası

Sayfa 27 Öneri: < Kamu-Özel sektör ortaklığında İhracatı Geliştirme Merkezini (İGEME) yeniden faaliyet geçireceğiz.>  önerisi yapılmıştır.

 OPMM her konuda özel sektörü ön plana çıkarmakta, kamuyu özel sektörün yardımcısı durumunda görmektedir.   

  1. İklim Değişikliği, Çevre, Doğa, ve Hayvan Hakları, Ormanlar ve Su Yönetimi.  

Bu başlık altında olumlu veya yararlı olarak nitelenebilecek öneriler bulunmaktadır. 

Sayfa 30 Öneri: < Cumhurbaşkanı’ na ormanlık alanın vasfını değiştirme yetkisi veren Orman Kanunu’ nun Ek 16. Maddesi yürürlükten kaldırılacaktır.> önerisi yapılmıştır.  < Su havzalarını, sulak alanları ve su varlığımızı koruyacak, varlığını sürdürmesini sağlayacak, ayrım gözetmeksizin herkesin ücretsiz, güvenilir suya erişim hakkını yasal güvenceye kavuşturacak bir su kanununu derhal çıkaracağız.>   Bu öneriler yerinde ve doğru bir önerilerdir.

 

  1. Sosyal Politikalar

Sosyal politikalar ve çalışma hayatı kapsamında getirilen önerilerin büyük çoğunluğu AKP iktidarı ve belediyeler tarafından uygulanagelen beslenme, giyim, ısınma yardımlarının artırılmasına yönelik önerilerdir. Aynı biçimde emeklilerin aylıklarının artırılmasına yönelik önerilerdir. Ama bunların belirli bir sisteme oturtulması, güvenceye kavuşturulması gerekirdi. Emekçilerin, ,işçilerin iş güvencesi, iş güvenliği, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sendika kurma, sendikaya üye olma, toplu sözleşme hakları konusunda kalem dahi oynatılmamıştır. Çünkü emekçi ve işçiler akla gelmemektedir. Emekli aylığının artırılması ulufe olarak görülmektedir.  

  1. Dış Politika, Savunma, Güvenlik ve Göç Politikaları

Dış politikada Mustafa Kemal Atatürk’ ün “ Yurtta barış, dünyada barış” temel yaklaşımı yinelenmektedir. Nato’ ya bağlılık benimsenmekte, ABD ile eşitlerin ilişkisinden söz edilmekte ancak, Türkiye’ nin f-35 programından çıkarılması, ödenmiş olan paranın üzerine yatılması, ABD’ nin ambargo uygulamasına değinilmemektedir.

  • Sektörel Politikalar.

OPMM’ nin ilk 43 sayfası 10 başlık halinde konuları özetlemiştir. 43- 240 sayfalarda ise uygulama konularına ilişkin daha geniş ve ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır. Bu bölümdeki önerilerin bazılarını irdeleyelim. 

Sayfa 114 Öneri:   < Gençleri Hazine arazisi kiralama, girişim sermayesi ve düşük faizli kredi gibi teşvikler başta olmak üzere desteklerden öncelikli olarak faydalandıracak ve mesleğin gençleştirilmesini sağlayacağız.> önerisi getirilmiştir. Ayrıca < TİGEM bünyesinde bulunan tesis ve işletmeleri genç çiftçilere uygulamalı eğitim verilecek şekilde yeniden düzenleyecek, bu tesis ve işletmeleri uygun ölçekte tohum ıslahı ve geliştirmesi yapacak girişimcilere kiralayacağız.> Denilmektedir.

AKP iktidarı tarafında çıkarılan 6292 saylı kanun 2/B arazileri ile hazineye ait 925 bin hektar tarım arazisinin satışını öngören bir kanundur. Bu arazilerin tamamı satılmış mıdır bilmiyoruz. OPMM şimdi hazine arazilerine gözünü dikmiş. Köylünün yıllardır mera(otlak) olarak yararlandığı bazı yerler tapuya işlenmediği için hazine arazisi olarak görünmektedir. Eylemli olarak otlak, hukuksal olarak hazine arazisi diyebiliriz. Bu durum isteyerek, bilerek yaratılmıştır. Çünkü mera olan yerlerin satışı mümkün değil iken, hazine arazileri kolaylıkla kiralanabilmekte, satılabilmektedir. Hazine arazisi durumunda olan yerlerin su havzası içinde bulunması, erozyonu önlemede önem taşıması, biyolojik çeşitlilik yönünden varsıl olması, endemik bitki ve hayvan barındırması gibi işlevleri bulunmaktadır. Bu işlevler dikkate alınmadan tarıma açılmak istenmesi bilgisizliktir. Toprak yapısı olarak tarıma elverişli olup olmadığı ayrı bir değerlendirmedir. Uygulanan tarım ve ormancılık politikalarının yanlışlığı yüzünden Türkiye’nin kırsal bölgelerinde köyden kente göç hızlanmış, buralarda tarım yapacak nüfus azaldığı için tarım toprakların önemli bir miktarı ekilmemektedir. Atıl duran bu topraklar varken hazine arazilerinin gündeme getirilmesi fırsatçılık gibi görünmektedir. 

TİGEM (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) bünyesinde bulunan tesis ve işletmelerde uygulamalı eğitim yapılması yerinde, doğru bir karardır. TİGEM’ in kuruluş amacına uygun biçimde eksiklikleri, yetersizlikleri giderilerek yeniden örgütlendirilmesi, canlandırılması gerekirken; amacı nasıl gösterilirse gösterilsin özel kişilere kiralanması iyi niyetli bir öneri değildir ve kabul edilemez. Bu tam bir özelleştirme yaklaşımıdır. Özelleştirilen kamu kuruluşlarının bugün ne durumda olduğu unutulmamalıdır. 

   Sayfa 117 Öneri: Atatürk Orman Çiftliği projesine sahip çıkarak aynı isimle bir Tarım Bilimleri Akademisi kuracak, bu akademide tarım teknolojilerini geliştirip akademiyle bağlantılı olarak kurulacak tarım meslek liselerinin eğitim alt yapısını tamamlayacağız.> Denilmiştir. 

Atatürk Orman Çiftliği 1937 yılında Atatürk tarafından Hazineye bağışlanan Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) Atatürk’ ün ölümünden sonraki yıllarda sürekli yağmalanmıştır ve yağma sürmektedir. Şimdi yapılması gereken; yağma edilen yerlerin geri alınması, yağmanın önünün kesilmesi, AOÇ’ nin toplumsallaştırılması, demokratik kitle örgütlerinin de yönetiminde yer alacağı özerk bir yapıya kavuşturulmasıdır. Ankara’ da iki adet ziraat fakültesi vardır. Bu fakülteleri bu alana yönlendirmek yerine AOÇ arazisini daraltacak yeni bir akademi önermek tutarlı, doğru bir önerme değildir. İlgililerin AOÇ’ nin hazine bağış mektubunu bir daha okumasını öneriyorum.

 

  • Sanayi ve Teknoloji 

Bu bölümde yer alan önerilerin çoğu soyut öneriler olup neyin, nerede, ne zaman, nasıl, kimler tarafından gerçekleştirileceği belli olmayan önerilerdir.  İşte birkaç örnek.

 Sayfa 122 Örnek:    <<Kamunun karar verme sürecine ve eylem planlarının hazırlanması ile uygulanmasına, özel sektörün en üst düzeyde katkı vermesini sağlayacak mekanizmaları gerçekleştireceğiz.> Denilmiştir.

Özel sektörün desteklenmesi, teşvik edilmesi yetmemiş olmalı ki, plan hazırlanması ve uygulanmasını özel sektörsüz yapamıyorlar. Türkiye’ de işçiler, köylüler, emekliler, memurlar, esnaf yok sayılmış yalnızca özel sektör var sayılmış olduğundan onlarla yönetiriz demek istiyorlar.

 Sayfa 122 Öneri: < Kamu kurumları, yerel yönetimler, KOBİ’ ler ve kooperatiflerin işbirliğini öngören paylaşım ekonomilerini yaygınlaştıracağız.> Denilmiştir. 

Paylaşım ekonomisi derken neyi söylemek istedikleri belli değil. Kim, kiminle, neyi, nasıl, hangi ölçütlere göre paylaşacak anlamak zor.  

Sayfa 123 Öneri: < Yenilikçi yabancı sermaye yatırımlarına güçlü teşvik vereceğiz.> Denilmiştir.

Bu öneri de soyut. Yenilikçi yabancı sermayeyi kim saptayacak, yenilik ne demek ve güçlü desteğin ölçüsü var mıdır? Ama yabancı sermayeye güvenleri dorukta. 

  • Madencilik

OPMM öteki sektörlerde olduğu gibi özel sektörü teşvik etmek dışında bir öneride bulunmuyor. Altın madenciliği, nadir elementler konusunda söz söylemiyor. Dünyada ABD- Çin arasında yaşanan nadir elementler/ metaller savaşını görmezden, bilmezden geliyor. ABD, Kanada ve İngiltere gibi emperyalist ülkelerin şirketlerinin doğrudan veya kimi yerde ülkede kendi yeni şirketlerini kurarak; Fatsa’ da, Erzincan İliç’ de, Kazdağı’ nda ve başka yerlerde işledikleri doğa katliamları ile cinayetleri duymamış gibi yapmaları düşündürücü. Bunların sözleşmelerini iptal etmek, ETİBANK gibi kamu kuruluşlarını kurmak, güçlendirmek gibi yurtseverce bir politikayı akıllarından geçirmemişler.

Sayfa 132 Öneri:  < Enbüyük rezervlere sahip olduğumuz bor madenini katma değeri yüksek ürüne dönüştürme çabalarını destekleyeceğiz.> Denilmiştir.

Sayfa 132 Öneri: < Başta kömür üretimi olmak üzere havza madenciliği uygulamasına geçeceğiz.>  Denilmiştir.  

Bu iki öneri OPMM içeriğine uygun düşen, aynı görüş açısıyla hazırlanmış. BOR madeninin katma değerini artırmak amacıyla araştırma yapacak ve üretecek bir kurum oluşturmayı amaç edinip Üniversiteler, TMMOB ile meslek odalarından destek istemek yerine; rastlantıya bağlı olarak bazı şirketler çaba içine girerse desteklenecekmiş. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı adeta özel sektörü destekleme Bakanlığı olarak görülmektedir. O zaman neden ülke yönetimine talip oluyorsunuz diye soruyoruz. Dünya ölçeğinde fosil yakıtların, kömürün azaltılması benimsenmiş olmasına, OPMM’ nin 159. Sayfasında Paris İklim Anlaşması kapsamında 2050 yılında 0 karbon hedefi konmuş olmasına karşın havza madenciliği hedefi büyük bir çelişkidir.

AKP iktidarları Tarım, orman, mera, çevre, vb. alanlardaki yasaları onlarca kez değiştirerek 3213 sayıl maden kanununu her alana hakim duruma getirdi. Maden Kanununa göre ülkemizde neredeyse madencilik yapılmayacak yer kalmadı. Madencilik yapılan yerlerde orman yangınları ile büyük doğa yıkımları, can kayıpları gerçekleşti/gerçekleşiyor. Hava, su, toprak kirlendi köyler ve kasabalar yaşanmayacak duruma geldi. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) Birçok genel müdürlüğün yetki ve görev alanlarını kısıtlamış, kendisi yetkilenmiş durumda. O nedenle coğrafyamız delik deşik olmuş durumda. Yapılması gereken 3213 sayılı Maden Kanunu bir an önce değiştirilip eski durumuna getirilmesidir.

  • Kültür.

Sayfa 15 Öneri: < Ülke genelinde Kültür Bakanlığı Alan Başkanlıklarının sayısını artıracak, yetkilerini uluslararası normlar (UNESCO VE ICOMOS) çerçevesinde düzenleyecek, personel yapısını donanımlı hale getireceğiz.> Denilmiştir. Türkiye’ de Çanakkale, Uludağ, Kapadokya milli parkların kapsayan alanlarda “Alan Başkanlığı” kuruluşu gerçekleşmiştir. Alan Başkanlığı yasası Anayasaya aykırı olduğu gibi Orman Kanunu, mera kanunu 5403 sayılı kanunları ile çelişkilidir. Alan Başkanlığı bu yasaya göre; plan yapma, kiralama, satma gibi yetkilerle donatılmış ama denetlenmesi zorlaştırılmış olan bir yapıdır. Planlama yapma sürecine turizm şirketleri ile özel sektör katılabilmekte ve demokratik değildir. AKP iktidarının başlattığı böylesi bir yapının sayısını artırmak istemek AKP ile yarışa girmektir.

  • Ormanlar 

Ormanlar başlığında tek olumlu öneri, daha önceki bölümde belirtildiği üzere 6831 sayılı Orman Kanunu’ nun Ek 16. Maddesinin yürürlükten kaldıracağız açıklaması/önerisidir. Öteki önerilerin bazıları popülizm (halkavcılığı) yapmak bazıları ise ormancılık gerçekliğinden ve bilimden uzak olan önerilerdir.  Bu önerilerden bazılarına değinelim.

Sayfa 164 Öneri: <Ormanlarda imar ve yapılaşmaya izin vermeyeceğiz.>    Denilmiştir. 

Anayasa ve 6831 sayılı Orman Kanunu’ na göre ormanda imar yapılamaz ve yapılaşmaya izin verilemez. AKP iktidarı Anayasa ve yasaya aykırı uygulama yapıyor. O nedenle OPMM izin vermeyeceğiz demek yerine ormanları Anayasa ve yasalara uygun yöneteceğiz, daha önceki yıllarda uygun işlem yapmayanları yargıya götüreceğiz denmelidir.

Sayfa 165 Öneri:  < Yanan orman alanlarında ve yeni orman alanlarında yangına hassas çam ağaçları yerine mevcut floraya uygun başka türden ağaçlandırma çalışmaları yapacak, buralarda kesinlikle başka bir faaliyete izin vermeyeceğiz.> Denilmiştir.

Bu öneriyi yapmak için Türkiye’ den, ormandan, ormancılık biliminden Anayasa’nın 169. Maddesinden habersiz olmak gerekir. Orman yangınlarının artış gösterdiği dönemlerde kamuoyunu yanıltmak amacıyla sanal ortamda bazı abuk sabuk yazılar dolaşıma sokulur. Nedendir bilinmez böyle yazılar çok paylaşılır ve gerçekmiş gibi benimsenir. Bunlardan bir tanesi özetle şöyledir: ABD Marşal Yardımı kapsamında Türkiye’deki zeytinleri söküp ülkesine götürdü. Yerine yanıcı olan kızılçam ağaçlarını Türkiye’ ye getirdi ormanlara dikildi. Bunun için yanıcı olan kızılçam ormanları yanıyor. Yangınları önlemek için kızılçamların yerine zeytin, badem gibi ağaçları dikelim. Gerçek dışı bilime aykırı bu içerikteki paylaşım zaman zaman yeniden dolaşıma sokulur.  Yukarıdaki sav Gerçeğe aykırı ve bilimdışıdır çünkü;

  1. Türkiye’ de 5 çam türü doğal olarak yetişir ve orman oluşturur. Bunlardan bir tanesi olan kızılçam yüzbinlerce yıldır Türkiye’ de Akdeniz ve Ege bölgelerindeki ormanların egemen ağaç türüdür. ABD diye bir devlet yokken kızılçam ormanları Türkiye’ de vardı. Kızılçam ağacı orman yangınlara karşı evrimleşmiş (uyum sağlamış) bir türdür, Kızılçamın kabuğu kalındır. 5-6 yaşında üreyimli tohum verir, olgunlaşmış kozalakları dökülmez, ağacın üzerinde kalır, yangında bu kozalaklar açılarak tohumlar dökülür. Orman yangınından sonra ilk yağmurlarla birlikte dökülen tohumlar çimlenerek yeni orman oluşmaya başlar. 
  2. Çimlenen kızılçam fidanlarının ilk yılda 90 cm. kadar kök geliştirdiği saptanmıştır.
  3. Kızılçam Akdeniz ve Ege bölgesinin uzun yaz kuraklığına dayanıklı bir türdür.
  4. Kızılçam Ülkemizde en hızlı büyüyen iğne yapraklı orman ağacı türdür.
  5. Yanan ormanın yerinde kızılçam değil de zeytin ve baden dikilirse orası orman değil bahçe olur.

Orman yangınlarının %90’ ı insan kaynaklıdır. Önemli olan yangın çıkaran insanın kim olduğunu, neden çıkardığını saptamak ve önlem almaktır. ANAYASA 169. MADDE: < Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz.>  Denilmiştir. OPMM içindeki öneri Anayasaya, ekoloji bilimine aykırıdır, uygulandığında ormansızlaştırma gerçekleşmiş olur. 

SON SÖZ

6 muhalefet partisinin oluşturduğu, adı 6’ lı masa olarak belleklerde kalan çalışmalar sonucunda OPMM hazırlanıp kamuoyu ile paylaşılmıştı. O dönemde kamuoyu araştırma şirketlerinin anket sonuçlarına göre 6’ lı masanın Cumhurbaşkanı adayı Kemal KILIÇDAROĞLU açık ara önde olduğu için seçimleri kazanması bekleniyordu. Bazı araştırmalarda %60 oy oranına sahip olduğu belirtiliyordu. Halkın çoğunluğunda da Kemal KILIÇDAROĞLU’ nun kazanacağı inancı oluşmuştu. OPMM bu iyimser ortamda hazırlandığı için özensiz davranılmış olabilir. 

O dönemin siyasal ve psikolojik ortamında, aman şu iktidardan bir kurtulalım, rahat bir nefes alalım beklentisi vardı. Bu beklenti gerçekleşmiş olsaydı halkın morali yükselecek, özgüveni artacak ve toplumda bir rahatlama yaşanacaktı diye tahmin ediyorum. Bu görüşün geniş kesimlerce paylaşıldığı da bir gerçektir. Bu yüzden olsa gerek; gazete, televizyon kanallarında OPMM içeriği fazla deşilmedi, tartışılmadı. Parlamenter sisteme nasıl geçilecek, Cumhurbaşkanı yardımcıları kim olacak, hangi görevler verilecek, kimler bakan olacak konuları konuşulup tartışıldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Kemal KILIÇDAROĞLU kazanmış olsaydı, OPMM uygulamaya girseydi; yurt düzeyinde iyimser havanın başlangıcı olacaktı. Bu iyimser hava olasılıkla 6 ay veya bir yıl sürecekti. OPMM içeriğini irdelerken görüldüğü üzere önerilerin ağırlık merkezi özel sektör, sermaye kesimi, girişimciler olacağından emekçi halkın ve işçi sınıfının durumunda önemli iyileşme olmadığı anlaşılacaktı. Hele madencilik, ormancılık, tarım ve enerji sektöründe AKP döneminden daha olumsuz bir durumun olabileceği olasılığı vardır.

Okuyucu bu yazıyı o dönemde değil de neden şimdi, yazıyorsun diye sorarsa haklıdır. O dönemde konuştuklarımı ve tartışmalarımı şimdi yazabildim. Tarihe not düşmüş olmak diyelim. Fena mı oldu?    

    

 Ahmet DEMİRTAŞ

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Ana Fikir