Devlet-Hükümet-İktidar ve Çete -Av. Mehdi Bektaş

Devlet, hükümet, iktidar konusunda toplumda bir kafa karışıklığı var. Bu kafa karışıklığı  kimilerince bilinçli, kimilerince bilinçsiz yapılıyor.

Devlet, dünyanın belirli bir coğrafi toprak parçasında yaşayan insanların, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel yaşamları içinde tarihsel gelişime uygun olarak gönüllü ya da zorunlu olarak bir araya gelerek, halk ya da ulus (millet) olgusu içinde kaynaşarak, bireysel ve  toplumsal yaşamlarını korumak ve geliştirmek için  kurduğu, zor kullanma tekeline rıza gösterdiği, tüzel kişiliğe sahip siyasi bir varlıktır.

Devlet, ulusun onayı ile insanların canını ve malını korumak, ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal faaliyetlerini düzenleyerek geliştirmek, bireysel ve toplumsal mutluluğu sağlamak görevlerini yetkili organlar eliyle yerine getirir. Bu organlar, yasama, yürütme ve yargıdır.

Yasama görevini Meclis, Yürütme görevini Hükümet, Yargı görevini Mahkemeler yerine getirir. Bu organlar, ulusun kabul ettiği Anayasa,  Meclisin çıkardığı yasalar, tüzükler,  hükümetin, bakanlıkların, özerk kuruluşların, kamu kurumlarının çıkardığı yönetmenlikler, genelgeler çerçevesinde görevlerini yaparlar. Hiç bir kişi, kuruluş, organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Yapılan her türlü eylem ve işlemin Anayasaya ve ilgili yasal düzenlemelere uygun olması gerekir. Bu uygunluk yoksa yapılan eylem ve işlem hukuk dışıdır, karşılığını mahkemeler idari, mali, cezai yaptırım olarak belirler, savcılık ve icra müdürlükleri,  infaza yetkili kurum organları bu yaptırımları uygular yani İnfaz eder.

Yasama yetkisini kullanacak TBMM’nin  üyelerini (milletvekili) seçimle halk (seçmen) belirler. İlk oturum en yaşlı üyenin başkanlığında yapılır, yönetim organları seçilerek  faaliyete  başlar, Anayasada, İç Tüzükte ve yasalarda belirtilen görevlerini yapmak için çalışır.

Yargı yetkisi mahkemelere aittir. Bu mahkemelerde görev yapacak hakim ve savcılar, hukuk fakültelerini bitirerek, Adalet Bakanlığının açtığı sınavı kazanarak, savcılıklarda ve mahkemelerde stajını tamamlayarak, Hakim ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) atamasıyla göreve başlar, kıdemlerine göre yerel ve bölge mahkemelerinde çalışır.  Anayasa Mahkemesinde  (Anayasa Md.146),  Danıştay’da (Md.155), Yargıtay’da (Md.154), YSK’da (Md.79),  HSK’da (Md.159) görev yapacak savcı ve hakimler, Anayasa’da ve kuruluş yasalarında belirtilen koşullarla seçilir ve atanır. Yargı, kendi görev alanına giren konularda doğan sorunları kendi kurulları içinde çözer.

Yürütme, halkı ve idari kurumları yönetme, devlet adına hükmetme  gücüdür. Yürütme yetki değil görevdir. Bu görevi, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Bakanlıklar, merkezi ve yerel teşkilat, özerk kurumlar yerine getirir.

Devlet adına yetki kullanan, görev yapan bu organlar yasaların koruması altındadır. Yasamanın, yürütmenin, yargının faaliyetleri, eylem ve işlemleri tartışılabilinir, eleştirilebilinir, dava konusu yapılabilinir, ancak tahkir (aşağılama), tezyif (değersizleştirme), hakaret ve sövmede bulunulamaz, bulunulursa suç olur, TCK’nun 299, 301 maddelerde belirtilen cezalarla yüz yüze kalınır.  Yasamanın, Yürütmenin, Yargının yaptığı her tür eylem ve işlem ulus adına yapılır, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin faaliyeti olarak anılır. Bu bakımdan Devleti hedef alan her türlü söz ve davranış,  yasama, yürütme, yargı faaliyetlerine ilişkindir, devlet somut değil soyuttur,  muhatap ve sorumlu olan yasama, yürütme, yargı organlarıdır. Bu organların eylem ve işlemlerinden asıl sorumlusu ise iktidardır.

İktidar, seçimlerle parlamentoda milletvekili çoğunluğunu sağlayan, yasa çıkarılmasında etkin ve belirleyici olan, yürütme gücünü kullanarak bakanlar kurulunu oluşturan, bakanlıklar, bakanlıklara bağlı merkezi ve yerel kuruluşlar eliyle, Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmenliklere uygun olarak, ilan ettikleri ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel  programı uygulayarak devleti yöneten,  çıkardığı ya da ortadan kaldırdığı yasalardan, yaptığı eylem ve işlemlerinden, mali iş ve harcamalardan sorumluluğu bulunan, ulusa, meclise, yargıya ve yurttaşa hesap vermesi gereken siyasi organizasyondur.

Devlet yönetiminde yasama, yürütme, yargı derken birde ortaya bu organlarda görev yapan kimilerinin, tarikat, cemaat, ticaret, mafya üyelerinden oluşan çetelerle iş tuttuğu, iktidarın bundan yararlandığı iddiaları ortaya döküldü.

            Çete, yasa dışı işler yapmak veya şiddet içeren davranışlarda bulunmak amacıyla birden fazla kişinin bir araya gelerek oluşturduğu topluluktur, gruptur. Yasal olarak nitelenmeyen politik hareketler, suç işlemek için oluşmuş çıkar amaçlı gruplar Çete olarak adlandırılır.

Bundan her çete faaliyetini suç örgütü faaliyeti gibi değerlendirmemek gerekir. Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş sürecinde işgalcilere ilk karşı koyanlar Yörük Ali, Çakırcalı Mehmet, Demirci Mehmet Efe gibi efelerin başını çektiği çetelerdir.  Bizim üzerinde durduğumuz bu çeteler değildir, üzerinde durulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra  iktidara gelen kimi iktidarlarla içli dışlı olan, hırsızlık, yolsuzluk, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı ticareti yapan, ihale ve alım satım işlerine fesat karıştıran,  şantaj, tehdit, adam yaralama, hatta öldürme suçlarına karışan çıkar amaçlı suç çetelerdir.  Suç işlemek için kurulan çete her toplumda görülür. Bu tür çeteler suç işler ise, polis, jandarma yakalar, yargı cezasını verir, ıslah olan olur, olmayan belasını bulur.

Kamu gücünü kullanan kişilerle, tarikat, cemaat, ticaret, siyaset üyeleriyle işbirliği içinde çalışan,  tehdit, şantaj, yaralama, öldürme, soygun, yağma, haksız ve hukuksuz çıkar sağlama  eylemlerini gerçekleştiren çetelerin varlığı vahim bir durumdur. Bunlar iktidarların hoşgörüsü olmadan toplum üzerinde baskı kurarak, kamudan beslenerek serpilip gelişemez.

Bu tür çetelerin varlığının en somut örneği Susurluk kazasıyla ortalığa çıkmış, polis, milletvekili, aşiret reisi, ülkücü tetikçi işbirliği ortaya dökülmüştür. O günkü koşullarda parlamento, yargı tüm engellemelere karşın üstüne düşeni yapmaya çalışmıştır.  Son aylarda suç örgütü lideri Sedat Peker’in açıklamalarıyla ortalığa çıkan çete faaliyeti karşısında Meclis, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Yargı üç maymunu oynamaya başlamıştır. Bunlar olanları görmüyorlar, söylenenleri duymuyorlar, söylemiyorlar, ikrarın susmaktan geldiğini  bilmiyorlar.

Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde işgalci dış düşmanı (emperyalizmi) yenerek, yerli iş birlikçilerini ezerek bağımsızlık savaşının kazanarak, halk egemenliğine dayanan, bağımsızlıkçı, halkçı, ulusçu, laikçi, devletçi, devrimci bir devlet olarak kurulmuş, bilimi, laik toplumu, sosyal hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü amaçlamıştır.

Cumhuriyetin bu niteliklerini kimsenin değiştiremeyeceği düşünülürken, cumhuriyete sahip çıkacak halkımız, yargımız,  askerimiz, polisimiz var denilirken, bu yargı  Menderes iktidarıyla bozulmuş, Demirel iktidarıyla sulanmış, Evren, Özal, Çiller, Erbakan iktidarlarıyla çürümüş, Erdoğan iktidarıyla ortadan kalkmıştır.

Bu yok oluşta baş rolü “siyasi iktidarın hık deyicisi” yargı oynamıştır.  Bu gün ülkenin içine düştüğü bataklığın baş sorumlusu YSK, HSK, Anayasa Mahkemesi’dir.  Ülke yönetimini tek kişinin hüküm ve tasarrufuna bırakan, güçler ayrılığını ortadan kaldıran, yargının elini kolunu bağlayan Anayasa değişikliklerinin halka onaylatıldığı hileli referandumları  ve usulsüz seçimleri hukuki sayan, tek adam diktatörlüğünün yolunu açan ve her türlü faaliyetini dokunulmaz kılan bu  yargı organlarıdır. Laik Cumhuriyet karşıtı iktidarın yanında saf tutan, demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere saldırıları görmezden gelen yargı, “yargı vesayeti var” denilerek susturulmuş, kabul edilemez bir aymazlık içine düşürülmüştür. Benzer durum siyaset kurumunda, kamuda çalışanlarda, işçilerde, askerde, poliste yaygınlaşmış, vatan, millet (ulus), devlet, adalet kavramları sulanmış, “yerimi buluyum yolumu buluyum” anlayışı kök salıp yerleşmiş, sorumluk almaktan kaçış artmış,  yansız görev yapma anlayışı bitmiş,  iktidar yandaşlığı ve yaranma her türlü değerin önüne geçmiş, çok kötü örnek olunmuştur.

Böylece Türkiye Cumhuriyeti ve ilkeleri, kurumları, kimi iktidarların, yargının, siyasi partilerin, üniversitelerin, sendikaların, derneklerin, vakıfların, aymaz okumuşların, duyarsız yurttaşlarının ihanetine uğramıştır;  kimi asimilasyoncu, inkarcı, imhacı, kimi zorba ve zalim, kimi  emek ve din düşmanı ilan etmiş, katil diye damgalamaya kalkmıştır. 1950’den bu yana emperyalizmin işbirlikçisi liberallerin, tarikat ve cemaatlerin, ayrılıkçı hareketlerin, yetmez ama evetçi döneklerin çabalarıyla sahipsiz kalmış, cumhuriyet ve laiklik düşmanı, emperyalizmin işbirlikçisi dinci gerici iktidarların eline düşmüştür.

Ülkemizde yaşanan hukuksuzluğun, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel olayların baş sorumlusu AKP iktidarıdır. Yaşanan olaylarda kuşkusuz kurumların eksiklikleri, yanlışlıkları vardır ve bu durum kurumları yönetenlerini bağlar, sorumluluğu şahsidir ve hem hukuki hem de cezaidir. Hem hukuki, hem cezai hem de siyasi olarak asıl sorumlu olan ve hesap vermesi gereken, kurumlarda etkinlik kuran, yönlendiren ve yöneten siyasi iktidardır. Devlet ve kurumları tüzel kişilik olarak suç işleyemez, suçu bu kurumlarda görev yapan gerçek kişiler, bu kişileri bu görevlere atayan, yönlendiren, yöneten siyasi iktidar temsilcileri işler. Bunların sorumluluğu hem hukuki, hem  cezai hem de siyasidir. Hesap sorulacaksa, siyasi iktidarın bakanından, görevini düzgün yapmayan, maliyesini boşaltan, devleti ve kamuyu zara sokan bürokratından, genel müdüründen, müdüründen, memurundan, hakim ve savcısından, suç işleyen kamu görevlisinden sorulması gerekir.

AKP iktidarda kaldıkça yasama ve  yargı yoluyla çete faaliyetlerinde bulunanlardan  hesap sorulamayacağı aşikardır. AKP iktidarı Türkiye Cumhuriyetini bir hukuk devleti olmaktan çıkarmış, iktidarın korumasında ve işbirliği içinde suç cennetine dönüştürmüş, ülkenin varlıklarını, yer altı ve yer üstü servetlerini kurda kuşa yem etmiş,  hem kendisi batmış hem de izlediği ekonomik, sosyal, siyasi politikalarla ülkeyi batırmıştır.

Bu iktidardan kurtulmanın tek yolu seçimdir. Seçime gitmede ayak direyen, türlü oyunlar düşleyen iktidarın sonu da pek iç açısı görünmüyor. Dileğimiz, muhalefetin derlenip toparlanması,  halkın mücadeleye omuz vermesi, ülkenin düzlüğe çıkması, esenliğe kavuşmasıdır.

Bağımsızlık, Emek, Barış, Demokrasi, Sosyalizm Mücadelesine katkı koyanlara  kolay gelsin, selam olsun. 22.06.2021

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ana Fikir