Hesaplaşmak Helalleşmek- Av. Mehdi Bektaş

AKP iktidarının Laik Cumhuriyetle hesaplaşması 20 yıldır hız kesmeden sürerken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 13 Kasım 2021 tarihinde, “Ben ömrümde, ülkemizde nefreti ve sevgiyi gördüm. Artık sevgi kazansın istiyorum. Ülkemizin iyileşmeye, helalleşmeye ihtiyacı var. Helalleşmek geçmişi değiştirmez ama geleceğimizi kurtarır. Geçmişte partimizin de hataları oldu; helalleşme yolculuğuna çıkma kararı aldım.” dedi, ortalık karıştı.

Bir yanda,  “Geçmişte partimizin de hataları oldu diyerek, Cumhuriyetin kuruluşunu, çok partili sürece geçene kadar Atatürk ve İnönü liderliği döneminde yapılan işleri de kapsayacak şekilde helalleşmek ne demek? Türk devrimini gerçekleştirerek laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve gelişmesi için elinden geleni yapan CHP’nin geçmişini, Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerini mi sorguluyorsun, senin işin geçmişi sorgulamak değil Kemalist Cumhuriyeti tahrip eden İktidardan Hesap Sormaktır”  diyenler, itirazlarını yükseltirken;

Öte yandan, 16.11.2021 tarihinde Devlet Bahçeli, “Hesaplaşmadan helalleşmemiz asla söz konusu olmayacaktır. CHP yönetimi PKK’yla helalleşmiş, terörle mücadeleye ‘hayır’ demiştir. CHP yönetimi, FETÖ’yle helalleşmiş, 15 Temmuz’a tiyatro, masal, düzmece iftirası atmıştır. CHP yönetimi, şehit bacısına küfredenlerle helalleşmiş, alçaklığı provokasyon maskesiyle örtmeye kalkışmıştır. CHP yönetimi, HDP’yle helalleşmiş, yüzsüzce ittifak kurmuş, meşru ilan etmiştir. CHP yönetimi, YPG ile helalleşmiş, kendi vatanlarını koruyan örgüt olduğunu açıklamıştır. CHP yönetimi terörist Demirtaş’la, Sorusçu Kavala’yla helalleşmiş, cezaevinden çıkarılmalarını istemiştir. CHP yönetimi sömürgecilerle helalleşmiş, ‘ne işimiz var Libya’da, ne arıyoruz Suriye’de, ne geziyoruz sınır ötesinde?’ diyerek onlara zeytin dalı uzatmıştır. Kılıçdaroğlu helal ile haram arasındaki ince çizgiyi silip atmıştır… Daha neleri yaşayıp göreceğiz? Terör örgütü elebaşlarını şımartan, pervasızlaştıran CHP’dir, zilletin diğer ortaklarıdır, bunların yörüngesine girip fırıl fırıl döndükleri HDP’dir. Türkiye’de hainin hukuku değil, milletin hukuku geçerlidir. Şerefsizliğin hukuku değil, şeref ve namus güvencesi Türk hukuku egemendir. CHP’nin kumanda odası ele geçirilmiş, yönetimi işgal edilmiştir. Buradan bakınca, PKK’yı HDP’den, HDP’yi CHP’den ayırt etmek imkânsız bir hal almıştır. Sokağa çıkarak iktidarı indirmek için pusuya yatmayı planlayanlara, Türk milleti hiçbir şart altında izin vermeyecektir. … Sayın Kılıçdaroğlu, helalleşmeye geçmeden evvel üzerindeki ambargodan, terör yaptırımlarından, Türkiye düşmanlarının çekim alanından kurtulmayı denersen en doğru şeyi yapmış olursun. HDP, PKK’nın bir yüzüyse, CHP de artık diğer yüzüdür.”

Recep Tayip Erdoğan, 17.11. 2021’de, “Son günlerde helalleşelim demeye başladı. Bizim kültürümüzde çok önemlidir. Ey Kılıçdaroğlu sen önce git, benim başörtülü bacılarımdan özür dile. ‘Onların hukukunu biz koruduk’ diyorsun, neyi korudun? Biz bu işin gerisindeki niyeti görmesek diyeceğiz ki olabilir. Ben seninle ilgili kazandığım davaları geri çektim. Sen bunların hiçbirinin kadri kıymetini bilmedin. Buradaki sorun, maalesef ortada bir değişim yok, değişen de yok. CHP de, Kılıçdaroğlu da aynı sadece verilen rol değişti. Her tarafı dökülen bu bukalemun siyaseti milletimizin takdirine havale ediyoruz.”

  1. 11. 2021’de Selahattin Demirtaş, ”Sayın Kemal Kılıçdaroğlu geçtiğimiz hafta, helalleşme kavramını kullanarak önemli bir açıklama yaptı. Her türlü siyasi taktik hesaptan, ittifak ve seçim tartışmalarından bağımsız bir şekilde, Sayın Kılıçdaroğlu’na bu açıklamasını toplumsal uzlaşma ve ülkemizin iç barışı açısından çok önemsiyor ve yürekten destekliyorum. Çünkü geçmiş hatalarımızla samimi, dürüst ve cesur bir şekilde yüzleşip karşılıklı helalleşmeden hiçbir sorunumuzu kalıcı olarak çözemeyiz. Bu nedenle, Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’nin Genel Başkanı sıfatıyla yapılmış bu açıklama tarihi önemdedir ve mutlaka sahiplenilmesi, desteklenmesi ve güç verilmesi gereken ciddi bir adımdır” dedi.

18.11.2021 tarihinde HDP sözcüsü Ebru Günay, düzenlediği basın toplantısıyla gündemi değerlendirdi.  “Helalleşme geçmişin hatalarıyla ve yanlışlarıyla gerçek anlamda yüzleşmeyi gerektirir. Bu anlamıyla toplumsal barışın tesisi için bunun gerçekleşmesi önemlidir” diye konuştu.

24.11.2021’de PKK yöneticilerinden Mustafa Karasu, medyaya yansıyan açıklamasında, “Kılıçdaroğlu iyi bir konuya değindi, bir helalleşme olmalı. Kılıçdaroğlu helalleşme diyor. Neyle helalleşme diyor; ‘İşkence gördünüz zulüm gördünüz, bu zulmü kabul edeceğiz” Helalleşme olacaksa Kürt halkının varlığı, özgürlüğü tanınacak. Dili, kimliği, varlığı, öz yönetimi, özerkliği tanınacak.  Helalleşme olacaksa böyle olmalıdır. Böyle helalleşmeye biz varız.”

Diğer siyasi partiler, çevreler, CHP ile düşünsel ve siyasal olan yakınlığına göre benzer açıklamalarda bulundu, karşı çıkanlar, destekleyenler, eleştirel yaklaşanlar oldu.

Bence de “Helalleşme” sözü CHP’ye düşmez, “haksızlığı yapanlara” düşer. Örneğin milli mücadeleye karşı çıkanlar, Sevr’i imzalayıp hilafet ordusu kurarak kurtuluş mücadelesini boğmaya kalkanlarla, padişahlığı ve dinciliği savunanlarla, laik cumhuriyeti yıkmaya çalışanlarla helalleşme olmaz.

Hesap sorma, ya savaş meydanlarında savaşarak olur ya da yargı önünde yargılayarak. Nitekim Cumhuriyeti kuran milli irade, işgalci dış düşmanı yenerek hesaplaşmış, Lozan Antlaşmasıyla helalleşmiştir. İşbirlikçi iç düşmanı dağıtmış, isyan çıkaranları ezmiş, yakaladıklarını, devrimci cumhuriyete karşı çıkanları, İstiklal Mahkemeleri’nde yargılamış,  yaptıklarının hesabını sormuş,  bedellerini ödemiştir.

Bu süreçte, mutlaka kimi haksızlıklar olmuştur, çıkarılan aflarla yapılan haksızlıklar ve verilen zararlar bir ölçüde giderilmeye çalışılmış, bir anlamda helalleşme gerçekleşmiştir. Bu nedenle Kurtuluş Savaşı sırasında, Cumhuriyetin ilk yıllarında ve tek parti döneminde yapılanlarla ilgili ne hesaplaşma yapılabilir ne de helalleşme olur. Çünkü bu dönemde yaşananlar devrimci Cumhuriyet uygulamalarıdır. Yargılamalar sonrası çıkarılan aflarla, suçun şahsileştirilmesiyle, iyi niyetle, hoşgörüyle,  hesap sorulanın ailesine, çocuklarına, yakınlarına suçun yansıtılmamasıyla, yetenekli ve liyakat sahibi olanlara devlet ve kamu kurumlarında çalışma olanağı tanınmasıyla büyük oranda helalleşme olmuş ve açılan yaralar sarılmıştır.

Bu dönemle ilgi iddialar, kabuller, eleştiriler, buz üstüne yazı yazmak gibidir, ısıyı görünce erir,  bir anlam ifade etmez, zevzeklikten de öte gitmez.

Her devrim kanlıdır, acılıdır, çünkü var olan ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel hâkim sistemi tasfiye edip yeni ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel bir düzen kurmak,  ancak eski düzen yanlıları ve savunucularıyla eylemli olarak savaşmak, ideolojik mücadele etmekle mümkündür. İnsanlık tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. İngiliz, Fransız, Amerikan, Rus, Çin, Küba, Kore, Vietnam, Meksika, İran devrimlerine bakıldığında bu gerçeklik çok net olarak görülür.

Bunlar arasında en kansız olan Kemalist Türk Devrimi’dir denilebilir. Birinci Dünya Savaşı sonrası işgale uğramış ülkede, savaşlardan yılmış halkı kongrelerle derleyip toparlamak, temsilcilerinden oluşan meclisin iradesine bağlamak,  dağıtılmış, silahlarına el konulmuş bir orduyu yeniden oluşturmak, savaşacak duruma getirmek,  bir yandan işgalcilerle savaşırken, bir yandan asker kaçaklarıyla, işbirlikçilerle, çapulcularla, isyancı hainlerle uğraşmak pek kolay değildir. Kemalist Devrimin önderi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ileri görüşlülüğüyle, kin gütmeyen insancıl tutumlarıyla, tasada kıvançta ortaklaşmış bir milleti yaratma tutkularıyla, çağdaşlaşmayı hedefleyen ekonomik, sosyal, siyasal, hukuki, demokratik, devrimci ve laik bir cumhuriyet kurma, bağımsız ve saygın bir devlet yaratma ülküleriyle zor başarılmış Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyetini kurmakla iş bitmemiş, devrim kanunları birer birer yürürlüğe konmuş,  tutucu tepkiler kırılmış, çağdaş yürüyüş sürerken Mustafa Kemal Atatürk yaşamını yitirmiş, İkinci Dünya Savaşı başlamış, bir milyona yakın üretici genç silahaltına alınmış, yokluk yoksulluk zirve yapmış, her şeye karşın İsmet Paşa’nın kararlı duruşuyla savaşa bulaşılmamış, dünya savaşının bitiminden sonra 1946’da çok partili hayata geçilmiştir.

Çok partili hayata geçtikten sonra,  üretimsizliğin yarattığı yokluğu ve yoksulluğu istismar ederek iktidara gelen Hürriyet ve İtilaf partisinin iz düşümü olan Bayar, Menderes öncülüğünde Demokrat Parti,  cumhuriyet karşıtı sinsi emellerini yaşama geçirmeye, halkçılığı, kamuculuğu, laikliği dışlayan tutum ve uygulamalarıyla laik demokratik devrim yürüyüşünü durdurmaya, “söz milletin”  sloganı altında halkı kandırmaya,  Halkevlerini, Köy Enstitülerini kapatarak halkın aydınlanmasını önlemeye,   “camileri ahır yaptılar” gibi suçlamalarla geçmişe savaş açarak Türkçe ezanı Arapça ’ya dönüştürerek ilerici- gerici, laik- anti laik, milli- gayri milli tartışmalarını büyüterek toplumu çekişme, çatışma ortamına sürükler,   Kemalizm ve laiklik düşmanlığını politik söylem haline getirir.

Yukarıda aktarılan sözler, toplumun içine düşürüldüğü çekişme ve tartışmaların günümüzde dışa yansımasıdır. Siyasi partiler, yapılar, bunlara yakın olan kuruluşlar, çevreler dayandıkları ve kitlelere hoş geleceğini düşündüğü bu söylemleri sürdürüyorlar.

CHP Genel Başkanı, “Helalleşme” adı altında, dinci, ırkçı, ayrılıkçı, liberal çevrelerle, sosyalist unsurlarla sıcak bir ilişki kurma derdinde olsa gerek, böylelikle toplumda bir barış ve huzur ortamı sağlayacağı hesabındadır. Köklerini yok sayarak ya da geçmişini utangaç biçimde savunarak toplumda barış ve huzuru sağlaması pek olası görülmüyor, politik ve ideolojik mücadeleyi terk ederek,  liberallere, kökten dincilere, ayrılıkçılara şirin görünerek, bunun olmayacağı bilinen ve yaşanan gerçeklerdir.

İktidarın içinde olduğu dinci çevreler, laftan anlamazlar, ödün aldıkça ödün isterler, İttihat Terakki ve Hürriyet İhtilaf cepheleşmesinin yarattığı çatışmayı dirilterek, mutlakıyet yanlısı, laiklik karşıtı tutumlarını meşrulaştırmak için  “Helalleşme” sözüne sarıldılar,  şimdiden demagojiyi sürdürüyorlar, siyasi rant elde etmeye çalışıyorlar, pekte suçu ve günahı olmayan CHP’nin tövbekâr olması için ellerinden geleni yapıyorlar.

Irkçı çevreler, saldırgan milliyetçiliği öne çıkararak, kıyamı meşrulaştırma hesabında.

Ayrılıkçı çevreler, “helalleşme” adı altında emperyalizmin tahriki ile çıkarılan iç isyanları, çatışmaları, haklı ve meşru gösterme, ayrı devlet kurma, olmazsa üniter devlette ayrı dil ve toprak söylemiyle federasyon kurma sevdasındadır.

Sosyalist çevreler, helalleşme” işine uzak durmakta,  laik cumhuriyete, emeğe,  eşitlik ve özgürlük mücadelesine, demokrasiye karşı yapılan suikastın durmasını, işlenen suçların, yapılan katliamların hesabının sorulmasını dillendiriyorlar.

Değerlendirmelerden de anlaşılacağı gibi herkesin niyeti farklı, ancak sağın ortak hedefi Kemalist Cumhuriyetten intikam almak, CHP’yi dövmek, devrimcileri sindirmektir.

Hesap görülmeden helalleşme olmaz. Laik Cumhuriyete ihanet eden DP’nin hesabını 27 Mayıs hareketi Yassıada yargılamalarıyla sorar, ancak üç siyasetçinin asılması iyi olmaz, çıkarılan af ve yapılan itibar iadesi ile bir anlamda helalleşme olsa da istismar sürer.

12 Mart 1971 muhtırasını veren, 12 Eylül 1980 faşist darbesini yapan cuntacıların işledikleri suçların hesabı sorulmamıştır.  Kızıldere Katliamının, İbrahim Kaypakkaya’nın işkencede öldürülmesinin,  Deniz, Yusuf, İnan’ın asılmasının, 1 Mayıs, Maraş, Sivas, Çorum, Ankara, Uludere (Roboski) katliamı gibi onlarca hesabı net olarak görülmemiş, gerçek failler bulunup ortaya çıkarılmamıştır.  Bu katliamların gerçek failleri, azmettiricileri bulunmadan, hesabı sorulmadan “helalleşme” olmaz. Kimse kimseyi kandırmasın, suçlular bulunmadan, yargılanmadan, cezaları verilmeden, “özür dileriz”, “üzgünüz”, “derdiniz derdimiz” demekle helalleşme olmaz.

Kaldı ki suç oluşturan eylemler, devlet ve kamu kurumunca yapılan işlemler helalleşmeye konu olamaz. Hesaplaşma cezai, hukuki, mali ve idari, helalleşme ise din içerikli bir kavramdır. Helalleşme genellikle alacak verecek, tazminat işlerinde kişiler arasında söz konusudur, karşılıklı rızayı gerektirir. Devletin ve kurumlarının eylem ve işlemlerinde helalleşme değil hesaplaşma söz konusudur.

Geçmişte olmuş bitmiş, olayı ve sorumluları tarih olmuş işleri gündeme taşıyarak, kini ve husumeti dirilterek, huzur ve barış sağlanamaz, hiçbir kurumdan ve toplumdan, içinde yer almadığı geçmişin hesabı sorulamaz, hiçbir kurum ve toplumda hesap veremez, her şey zamanında gerek.

Günümüzde yapılan iş, “özür dileriz, yanlış olmuştur” demeden öte değildir, bu da kimseyi tatmin etmez, hesaplaşsan da helalleşsen de konu ve tartışma bitmez. Geçmişten ders alarak önümüze bakmak, olması zor ve olanaksız isteklerle uğraşmamak, dostluğu, kardeşliği, huzur ve güveni geliştirmek bizce en doğru olanıdır. 30.11.2021

 

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Burhanettin Biber

    Söz konusu helalleşme partilerin, grupların değil devletin halka karşı işlediği suçlara bağlı olarak devletin helalleşmesi olarak algılanmalıdır. Kavram olarak “helalleşme” yi sindiremesem de devletin, maliyeti de olan bir “özür dileme” tutumu toplumsal barış konusunda ciddi bir adım olabilir.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ana Fikir