İktidarının Kirli İşleri ve İlişkileri-Av. Mehdi Bektaş

Suç örgütü elebaşı olduğu iddia edilen Sedat PEKER, yayınladığı milyonların izlediği 9 adet video ile iktidarın kirli işlerini ve ilişkilerini halka duyurmaya başladı, ortalık karıştı; hedefte İçişleri Bakanı Süleyman SOYLU ile gazeteci Uğur MUMCU ile Kıbrıslı Kutlu ADALI’nın öldürülmesinden sorumlu eski polis, emniyet müdürü, özel harekatın kurucusu, milletvekili, İçişleri ve Adalet Bakanı, DYP Genel Başkanı, faili meçhul cinayetlerle adı anılan Mehmet AĞAR, özel kuvvetler komutanı olarak faili meçhul cinayetleri planladığı savlanan Yarbay Mehmet Korkut EKEN vardı. Uyuşturucu sevkiyatının Kolombiya’dan Venezuela’ya kaydığını, Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım’ın rota belirlemek için Venezuela’ya gittiğini, Caracas limanından kuru yük gemileri ve konteyner yüklü gemilerle Dominik üzerinden peynir kalıpları içinde Türkiye’ye kokain sevkiyat yapıldığını, Suriye’nin Lazkiye ile Türkiye’nin Bodrum Yalıkavak limanlarından Avrupa ülkelerine dağıtıldığını, gemilerin Erkan YILDIRIM ile eski bakan Cavit ÇAĞLAR’a ait olduğunu; R.T. Erdoğan’a hakaret eden AKP milletvekili Feyzi İŞBAŞARAN’nın karakolda ve mahkemede kemiklerini kırdırdığını, bir AKP milletvekiline her ay 10 bin dolar ödeme yaptığını; AKP’nin ve adaylarının seçimleri kazanması için destek eylemleri gerçekleştirdiğini; SADAT’ın kendi üzerinden Türkmenlere gönderiyorum diyerek El-Nusra’ya tırlar dolusu silah, araç, mühimmat, telsiz, çelik yelek gibi ekipman gönderdiğini, kaçak çay, petrol, ikinci el araç ticareti yaptığını belirterek, Türkiye’nin bütçesinden milyarlar harcadığını, yüzlerce Mehmetçiğin yaşamını yitirdiğini vurgulayarak, ticaretten elde edilen yüksek gelirin özel kişilerin hesabına gittiğini, devlet bütçesine bir kuruşun girmediğini açık etti.

AKP iktidarının İçişleri Bakanı Süleyman SOYLU, Sedat PEKER’in yedinci videosundan sonra seçilmiş muhalif gazetecilerin önüne çıktı, soruları aldı, cevap vereceğim dedi, oyaladı, bildiğini okudu, kendi çaldı kendi oynadı. Tepkiler çığ gibi büyüdü, Reisin konuşması, Süleyman SOYLU’nun istifa etmesi, Savcıların harekete geçmesi istendi.

İYİ Parti’nin 18 Mayıs 2021 tarihli grup toplantısında, “Erdoğan’ın İsrail versiyonu olarak” nitelendirdiği Netanyahu’nun izlediği şiddet politikalarını eleştirince, işin özünü es geçerek benzetmeden yola çıkan AKP sözcüleri AKŞENER’e verdi veriştirdi, bunla yetinmeyen yandaşları 20 Mayıs 2021’tarihli Rize Çayeli, İkizdere, taşocağı ziyaretlerinde konuşmalarını engellemeye, “HDP ile işbirliği yapıyorsunuz” iftirasıyla linç etmeye kalktı.

AKP Genel Başkanı Recep Tayip ERDOĞAN, 26 Mayıs 2021 tarihli grup toplantısında, “Gelin hanım beni Netenyahu’nun yanına koyuyor…. Rize’ye gidiyor, gayet güzel bir ders veriliyor… bu daha bir, daha neler olacak neler. Daha dur bakalım bunlar iyi günler” diyerek saldırıyı olumlaması, yandaşlarını yüreklendirmesi, Sedat PEKER’in yarattığı sarsıntıyı durdurmaya yetmedi, çıban patladı, irin akıyor.

AKP iktidarının işleri düzeltmesi pek mümkün görünmüyor, sandığa gömüleceklerini anladılar, bunu engellemek için ortalığı germeye, her şeyi biz belirleriz edasıyla, yalan dolanla, şiddeti ve korkuyu kitleye yayarak çığ gibi büyüyen halkın öfkesini durduracaklarını sanıyorlar. Vicdanı, ahlakı, adaleti gözardı ederek, devlet (yasama, yürütme, yargı) elimde diyerek efelenmek her zaman iyi ve kesin sonuç vermez. İşte bir deli fişek çıkar, camdan yapılmış köşkü tarumar eder. İktidarın yanında olduklarını sandıkları bir anda karşı safa geçer, halka ve yargıya hesap verme gündeme gelir. Buna da şaşmamak lazım, çünkü bizim gibi ülkelerde sağcı, dinci, gerici iktidarlar seçimle gelip seçimle gitmeyi içine sindiremediği için panikler, sonları da hep hüsran olur.

Emperyalizmin işbirlikçisi, hırsızlık, yolsuzluk, soygun batağına saplanmış AKP iktidarı, ne yaparsa yapsın, şiddeti yüksek depremden, yıkımdan kurtulamayacaktır, belki erken bir seçim kayıpları azaltabilir.

TBMM’ne temsil edilen muhalefet parti başkanları grup toplantılarında, sözcüleri, milletvekilleri mecliste konuşmalarında tepkilerini dile getiriyor, içişleri bakanın istifasını, savcıların harekete geçmesini, halkında sesini yükseltmesini istiyorlar.

Parlamento dışı muhalefet, meslek grupları, sendikalar, dernekler açıklamalarda bulunuyorlar, muhalif gazete ve kanallar halkı bilgilendiriyorlar, TRT ve iktidar yayınlısı medya susuyor, açıklamaları görmezden geliyor, iktidarı överek kirli iş ve ilişkilerin üzerine şal örtmeye kalkıyor, ancak başarmaları olası görülmüyor.

Yurttaş, “ Ne biçim memleket, ne biçim devlet olduk, meclis çalışmıyor, adalet nerde” diye soruyor, Meclisin ve Savcıların harekete geçmesini bekliyor, Meclis Başkanı ve Savcılık kurumu kulağının üstüne yatmış, yaşananları duymazlıktan, görmemezlikten geliyor.
“Peker’den 10 bin dolar alan siyasetçi kim” diye Meclis Başkanlığı’na soran CHP cevabı beklerken, HDP yönetimi iddiaların araştırılması için Meclise Araştırması önergesi sunuyor, ancak önerge AKP ve MHP oylarıyla reddediliyor. Parlamentodan bir sonuç alınamayacağı iktidarın tutumu ve yaşananlarla ortaya çıkıyor. Muhalefet “erken seçim” istiyor. CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU, “Devr-i sabık yaratmayacağız” diye boylu boyunca pisliğe batmış iktidardan hesap sorulmayacağına güvence vermeye kalkıyor. İşlenen suçların hesabının sorulmasını bir hukuk devletinde kimse engelleyemez, engelleyen sorumlu olur. Ayrıca bu tür sözler, hesap sorulmasını isteyenlerde derin bir acı yaratır.

İnsanları ve muhalefeti anlamak tabii ki çok zor. Bir kere Meclisin iradesi rehin alınmış, yasama görevini yerine tam getiremiyor. Savcılık cumhuriyetin laiklik ilkesini koruma, halka ve hakka yönelik saldırıları önleme ve suç faillerini takip etme işlevlerini yitirmiş, Reisten yeşil ışık yanmadıkça, iktidar ve yandaşlarına karşı suç takibi yapamıyor.

Parlamentodaki milletvekillerini esasında parti liderleri, görünürde parti merkez yönetimleri seçiyor, seçmende oylarıyla onaylıyor. Parti liderine, parti yönetimine açıktan tavır almak, partiden atılmayı ya da ayrılmayı göze almakla mümkün hale gelmiştir. O nedenle AKP ve MHP milletvekillerinin çoğunluk oluşturduğu parlamentodan iktidar karşıtı tavır beklemek hayaldir.

On üç üyeden oluşan, Adalet Bakanın başkan, müsteşarının doğrudan üye olduğu, dört üyesini cumhurbaşkanı, 7 üyesini iktidarın ve ortağının çoğunlukta olduğu Meclisçe seçilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun atamasını yaptığı, özlük işlerine baktığı savcıların, hakimlerin, iktidarın ve yandaşlarının karıştığı olaylara çekinmeksizin müdahale etmesi, soruşturması başlatması, dava açması pekte kolay değildir. İktidara ve yandaşlarına soruşturma başlatan, dava açan savcıların, davaya bakan yargıçların başlarına neler geldiği bilinir. HSK eliyle disiplin soruşturması başlatılması, görevden el çektirme, sürülme ve hatta meslekten ihraç söz konusu olur.

Her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 160 maddesi, “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun izlenildiği izlemini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere işin gerçeğini araştırmaya başlar” denilmesine, 157. maddede “soruşturma evresinde usulü işlemler (in) gizli” olduğu belirtilmesine karşın, Sedat PEKER’in iddiaları hakkında soruşturma başlatıldığına ilişkin kamuoyuna yansımış bir bilgi yoktur; ancak Ankara Cumhuriyet Savcılığı yurtdışında bulunduğu bilinen, ülkeye gelmesi düşünülmeyen suç örgütü elebaşı hakkında hızla soruşturma açıp kırmızı bültenle yakalama kararı çıkarılması insanın gözünü yaşartıyor. İnsan, savcılığa, muhaliflere karşı birden harekete geçerken, iktidar ve yandaşlarına karşı niye ağır davranıyorsun, suçlamaları görmezden geliyorsun diyesi geliyor.

CMK’nın 158. maddesi, “ Suça ilişkin İhbar veya şikayet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına (polis, jandarma, sahil güvenlik) yapılabilir” hükmünü taşımasına, “diğer makamlara (valilik, kaymakamlık, konsolosluk, elçilik, mahkeme, ilgili kurum ve kuruluşlar) yapılan ihbar ve şikayetler gecikmeksizin savcılığa gönderilir” denilmesi nedeniyle, Sedat PEKER’in açıklamaları ihbar ve şikayet kapsamında olduğu değerlendirilerek savcılığın resen soruşturma açması gerekir. Cumhuriyet savcısının görev yeri, adli nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi ile sınırlı ve bağlantılı (Md.161) olduğundan, soruşturmayı suçun işlendiği, tamamlandığı yer mahkemesi nezdindeki savcılığın, Türkiye’nin kara ve deniz sınırları içinde suç işlenmemişse yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmayı başlatması gerekir. Suç birden çok yargı çevresi içinde gerçekleşmişse soruşturma aşamasında savcılıklarca, yargılama aşamasında mahkemelerce karşılıklı mutabakatla birleştirilerek yürütülür ve görülür. Açıklamaya göre gümrük ve limanların bulunduğu İstanbul, İzmir, Muğla, Antalya, Mersin illeriyle Ankara savcılık ve mahkemeleri yetkili görünüyor.

İktidar karşıtı ihbar ve şikayette bulunan, yurtdışında olan Sedat PEKER’le ilgili hemen soruşturma başlatan, yakalama kararı çıkartıp, kırmızı bülten düzenleten savcılık, içişleri bakanı, emniyet müdürü, Erkan Yıldırım, Cavit Çağlar ve Tolga Ağar hakkında neden soruşturma başlatamaz, çünkü arkasında siyasi irade yoktur. Mevcut siyasi irade olayların aydınlatılmasını değil, anlaşıldığı kadarıyla iktidara zarar vermeden kapatılmasını istiyor.

2017 Referandumu tek kişi iktidarına bağlı kılınan bir yargıdan kimse bağımsızlık, tarafsızlık beklemesin, beklese de bir sonuç çıkmadığı görülüyor. Muhaliflere karşı aslan kesilen polis, jandarma, savcı, hakim, işin içine iktidar girince ya susuyor, ya da iktidarın yanında saf tutuyor. İçişleri Bakanı Süleyman SOYLU “Ben savcının elini mi tutuyorum” diyor. Doğru, yetkisi olmadığı için tutmuyor, ancak yönlendirmeye kalkıyor, kaldı ki savcının elini bütünüyle iktidar tutuyor.

Adalet Bakanının ve Müsteşarının içinde yer aldığı HSK ile savcıların, hakimlerin eli kolu öyle bir bağlanmış ki yurttaşlar ne derse desin, muhalefet ne yaparsa yapsın, savcılık harekete geçmiyor, geçemiyor.

İktidar karşıtı soruşturma başlatanların, karar verenlerin sonu hiç iyi olmuyor, disiplin soruşturmaları, açığa almalar, nakiller, sürgünler, meslekten çıkarmalar bir birini izliyor. İktidar yandaşı olan savcı ve hakimlerin önü açılıyor. Bunun en son örneği İstanbul Başsavcısı İrfan FİDAN. Bu başsavcı 27 Kasım 2020 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçilmiş, iki ay bile çalışmadan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday olmuş, Yargıtay tarihinde görülmemiş bir biçimde 107 yüksek yargıcın oyu ile üç adaydan üçüncü olarak seçildi, 23 Ocak 2021’de cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine atandı. Atamalarda en az 6 yıl Yargıtay’da görev yapmış olma teamülü varken, iki aylık bir üye atandı. Bu atamanın liyakatla değil siyasetle ilgili olduğu kuşkusuzdur.

İktidarın özellikle 7,8 Nolu videolarla deşifre olan ilişkilerden sonra ayakta durması, girdiği girdaptan çıkması zor görünüyor. Bu düğümü ya erken ya da zamanında yapılacak normal bir seçim kökten çözer. Seçim yapılmaz, seçime hile karıştırmak gibi bir oyun düşünülürse çarşı karışır, bulanık suda balık avlamaya çıkan çoğalır, halk birbirine düşer, ulusun geleceği tehlikeye girer.

Bu beladan kurtuluşun yolu, cumhuriyet ilkelerine bağlı, güçler ayrılığına dayalı, bağımsız, demokratik, laik sosyal hukuk devleti idealine tutkun halkın mücadelesinin ve direnişinin örgütlenmesiyle ve şimdiden her türlü belaya hazır olunmasıyla mümkündür. Durumun ayırdında olanlara kolay gelsin. 30.05.2021

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ana Fikir