Mücadele Ateşi – Mehmet Ali Yılmaz

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

“Tarih, Devam Etmezse Masal Olur”

 

19 Mart 2025’de ABD emperyalizminin izni ve gözetimi altında tek adam rejiminin demokrasi güçlerine karşı başlattığı darbe süreci siyasallaşmış yeni yargı hamleleriyle ve fiili saldırılarla hız kesmeden sürdürülmektedir. En son 21 Mayıs 2026’da verilen “Mutlak Butlan” ve ardından YSK’nın kendini inkâr eden kararı Trump ruhsatlı darbe sürecinin yeni bir aşamasıdır. Bu darbenin görünen hedefi Ana Muhalefet Partisi CHP ve seçilmiş yönetimi olsa da aslında teslim alınmak istenen bütün muhalifler, ilerici-demokrat-devrimci kesimler, partiler, sendikalar ve tek adam rejimine direnme olasılığı olan tüm kuruluşlardır. Emperyalizmin işbirlikçisi siyasal dinci iktidar bu FETÖ tipi darbe girişimiyle Türkiye’nin kısıtlı demokrasisini, Cumhuriyeti, laikliği ve hukuk sistemini yok ederek ABD Büyükelçisi Barrack’ın tavsiye ettiği gibi “monarşik” bir sistem kurmayı amaçlamaktadır. Türkiye’de “sömürge valisi” gibi davranan bu adamın istediği otoriter sistemle Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine Trump’ın izin verdiği “meşruiyet” sınırları içinde yeni bir sultanlık ve ümmetçilik inşa edilmek amaçlanmaktadır. Temelde bütün bunlar, dünya düzeyinde yıpranan, hegemonya kaybeden ABD emperyalizminin Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve özellikle İran Körfezi üzerindeki etkinliğini güçlendirmeye çalışan Trump’ın saldırgan ve yayılmacı politikalarını destekleyen, Türkiye’deki tek adam rejimi gibi işbirlikçi iktidarların egemenliklerini sürdürmeleri içindir. Bu arada Trump’ın Erdoğan’a verdiği “meşruiyet”in gölgesinde majestelerinin muhalefetini yaratmakla görevlendirilen, seçim yenilgileri şampiyonu Kılıçdaroğlu vazifesinin gereğini besleme medya ile işbirliği içinde yerine getirmenin telaşı içindedir. 

Bir FETÖ komplosuyla 10 Mayıs 2010’da genel başkanlıktan ayrılan Baykal’ın yerine getirilen Kılıçdaroğlu, Genel Başkanlık yaptığı 13 yıl boyunca CHP’yi “kuruluş kotlarına” kavuşturmayı unutmuş olmalı ki, CHP üyeleri ve delegelerinden 2023’te alamadığı Genel Başkanlığı Saray eliyle alarak partiyi “kuruluş kotlarına” kavuşturacakmış! 

Bilindiği gibi Mustafa Kemal Paşa, 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’ni CHP’nin Birinci Kurultay’ı olarak ilan etmiştir. Ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen delegelerin katılımıyla oluşturulan bu kongrenin toplanmasını engellemek ve M. Kemal Paşa’nın “hemen derdest edilerek Dersaadet’e gönderilme”sini padişah Vahdettin’in “Vükela Meclisi” (Bakanlar Kurulu) karar altına almış ve görevlilere bildirilmişti. CHP’nin Sivas’taki bu kuruluş kongresinin toplanmasını engellemeye çalışanlar sadece Padişah değildi, İngiliz ve Fransız işgal kuvvetleri de aynı amaçla çeşitli komplolar peşinde koştular. Öte yandan kongreyi ulusal kurtuluşçu karakterinden saptırarak Amerikan mandacılığına yönlendirmek isteyen çok sayıda aydın, gazeteci ve kongre delegesi de yoğun faaliyet içine girmişlerdi. Hükümetin ve işgal güçlerinin saldırılarına, mandacıların teslimiyetçiliklerine karşın M. Kemal Paşa ve diğer ulusal kurtuluşçular kongreyi başarıyla sonuçlandırarak, CHP’nin de kuruluş kotlarının ana hatlarını belirlemişlerdi. Bu kongrede Anadolu ve Rumeli’ndeki bütün bağımsızlıkçı dernekler birleştirilerek Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’ne dönüştürüldü. İşte CHP bu cemiyetten doğdu. Bu parti, Padişahın hükümetine, emperyalistlerin saldırı girişimlerine ve Amerikan mandacılarına rağmen kurulmuştur.

CHP’nin Birinci Kurultayı olarak benimsenen Sivas Kongresi’nin sonuç “Beyanname” ve “Nizamname”si dikkatlice incelenirse görülecektir ki, bu Kongrede CHP’nin Altı Ok’nun dördünün izleri vardır. Bunlar; “Cumhuriyetçilik”, “Milliyetçilik”, “Devrimcilik” ve “Halkçılık”tır. (Hikmet Bila, Sosyal Demokrat Süreç İçinde CHP ve Sonrası, S. 29, Milliyet Y. 1987)

Sivas Kongresi, anti-emperyalist mücadeleyi ülke düzeyine yayan, bütün yerel mücadeleleri birleştirerek ulusallaşmanın, millet egemenliği ve millet iradesinin temellerini atan bir kurultaydır. CHP’nin ilk kurultayı sayılan bu Kongre Saraydan izin alan, onun gölgesi altına giren bir hareket değil Saraya başkaldıran bir birleşik mücadelenin başlangıcıdır. Erzurum Kongresi’nden sonra gerçekleştirilen Sivas Kongresi ile Ulusal Bağımsızlık Mücadelesi’nin meşruiyeti Padişahtan ve Amerika’dan değil yalnızca halktan alınmıştır. Kılıçdaroğlu kuruluş kodu arıyorsa Sarayda değil, bu ilkelerde ve mücadele anlayışında arasın. AKP iktidarı ve yandaşları ile koltuk uğruna uzlaşmak, onlarla pazarlık yaparak siyaset yapmak, ülkemizde yıllar içinde oluşan serbest seçimlerle iktidar olma, değiştirme geleneklerini yani milli iradenin belirleyiciliğini benimsememek anlamına gelir. Partilerde de son sözü söylemesi gerekenler üyelerdir, butlancılar değil.

Tek adam rejimi ve işbirlikçileri ülkeyi, 27 Mayıs 1960 öncesi diktatörlüğünden de kötü yerlere götürecek bir yola sürüklüyorlar. Hukuku ve Yargıyı getirdikleri nokta Tahkikat Komisyonu günlerini hatırlatmaktadır… 

***

Bu kısa yazının başlığını oluşturan “Tarih, devam etmezse masal olur” ifadesi Hasan Ali Yücel’in 27 Mayıs İhtilali üzerine 12.6.1960’da Cumhuriyet gazetesinde yazdığı “Niçin Atatürk?” başlıklı yazısında yer almaktadır. Hasan Ali Yücel’in bu sözünden, “tarihin devam etmesi”nden anlamamız gereken “mücadelenin devam etmesi”dir. Önümüzdeki günler de tarihin devam etmesi için zorunlu olan mücadelenin sürdürülmesini gerektiren günlerdir. Bu nedenle 19 Mart darbe girişiminden sonra gençliğin bu girişime karşı duruşunu anlatmaya çalıştığım “Mücadele Ateşi” başlıklı şiiri yeniden yayınlıyorum:

 

Mücadele Ateşi

Gelenektir o taş binada

Ateş yakarlar günü gelince

Üniversiteli gençler,

Harladılar yine o ateşi 19 Mart soğuğunda

Üniversitenin güngörmüş bahçesinde

Ve Beyazıt Meydanı’nda

 

 Kuşların yuvalarına yumurtladığı

Aydınlığın karanlığı kovduğu günlerde

“Mücadele, mücadele” diye ünlediler

İstanbul Üniversiteli gençler

Tıpkı Turan Emeksiz’ler gibi

Ve ODTÜ’lüler…

Hacettepeliler de…

Yine ateşi yaktılar

Gökyüzünün tanıklığında

Meydanlarda ve sokaklarda

 

 Çıkmak için yollara mertçe dövüştüler

Aştılar barikatları dillerinde hak-hukuk-adalet

Damarlarında dolaşan kan halktan

Gözlerinde çakan şimşek üstüne bastıkları topraktan

Bir yanda tan atıyor üstünde vatan vatan.

 

Kuşlar düğün kurmuşlar

Ateş dansı yapıyorlar yuvaların çevresinde

Tırpanla biçilen buğday başakları gibi

Mahpuslara tıktılar milletin umutlarını,

Ama çare yok,

Yenilecekler.

 

Kesintisiz dövüyor sarayların duvarlarını

Halkın irade dalgaları

Hürriyet, Eşitlik, Kardeşlik…

 

Anadolu insanı her şeyin özünde ateşi arar

Herakleitos’tan beri…

                                Mehmet Ali Yılmaz

                                           6 Mayıs 2025

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Ana Fikir