Örgütlenme, toplumsal yapı, dönüşüm-Saffet Bilen

Örgütlenme fikri ve eylemi insan icadı değil.

Doğa, canlı, cansız bunun örnekleri ile dolu.

Atoma ve hücreye bakınız.

Atom cansız doğanın temel yapı taşı olarak görülür. Çağdaş bilimde atom “atomaltı parçacıkların birleşimi” olarak tanımlanır. Atomdaki üç temel parçacık elektron, proton ve nötrondur. Bütün elementlerin atomlarında bu üç parçacık mutlaka bulunur. Çekirdek, proton ve nötronların bileşiminden oluşur.

Hücre ise, canlı doğanın temel yapı taşıdır. Bu hücrelerin çoğunda uzmanlaşmış ‘organeller’ bulunur. En büyük organel olan, hücre çekirdeğidir. Diğer önemli organeller, mitokondriler, ribozomlar, kamçı ve kloroplastlardır.

Hücreye can veren bütün yapıtaşları, aminoasitler ve proteinler, canlı bir hücreye ihtiyaç duymadan doğrudan ortaya çıkmışlardır. Canlı hayatın oluşumunda evrimin attığı ilk adımlardan biri, bu öğeleri bir kabuk içinde toplamak olmuştur. Bu kabuk hücre elemanları arasındaki kapalı devre ilişkilerin devamını sağlayan sınırdır.

Kavramların oluşumundaki temel mantık, birbirinden ayrı da varolabilen unsurların kendilerini çerçeveleyen bir üst sınıra sahip oluşlarına bağlı var olmaları.

Her örgütlenme de kendini oluşturan unsurlar için bir üst örgütlenmedir.

İnsan varoluşu da bu işleyişten azade değil.

İlk ortaya çıkışla beraber tekil insan yok hiçbir şekilde. Az veya çok birden fazla insandan oluşan örgütlenmeler var.

Varoluş çeşitli tanımlara bağlı olarak örgütlenmeler yaratmış.

Yaşama dair, örgütlenmelerin çeşitliliği çok büyük sayılarda ve her seviyeden.

Neden, niçin ve nasıl yürüyor bu süreç?

Ana başlıklar;

-Dönüşümün ana dürtüsü koşulların değişimi.

Yeni koşullara, yeni bir örgütlenme.

Darwin bunu anlattı esasen. Doğal seçilimden ve bunun ‘‘değişen yerel ortamlara uyarlama’’ olduğundan söz ediyor Darwin.

-Örgütlenmenin temel ilkesi ise ortak yaşam.. İç çatışma ana etken değil tekil canlılarda ve aynı tür içinde.

Kropotkin bunu anlattı ‘Evrimin Bir Faktörü: Karşılıklı Yardımlaşma’ adlı eserinde.

-Ortakyaşam yaşamın temeli.

Bu fikri ise Lynn Margulis anlattı ‘Ortakyaşam gezegeni- Evrime Yeni Bir Bakış’ adlı eserinde.

-Dönüşümün bir yönü yok. İlerleme yok.

Bunu da Stephen Jay Gould anlattı. ‘Yaşamın tüm çeşitliliği’ adlı eserinde.

Canlılar dünyasında; Beslenme zorunluluğu ve besin zinciri bir ilişki türü. Türler arasıdır.

Bir diğeri ise; yaşamın tümünü kapsayan birlikte paylaşarak yürüten yaşam formları. Tür içi ve türler arasıdır. Beslenme içinde geçerlidir bu tür ilişki. Birinin atığı, diğerinin yiyeceğidir çoğunlukla. Çatışma değil, birbirini tamamlayan ve yaşamı yeniden üreten bir ilişkidir.

İlki çatışma ve zor, şiddet, çelişki,

ikincisi işbirliği, gönüllülük, paylaşım demektir.

Birbirine geçişlerde olur, ama bu istisnadır. İşbirliği temeldir.

İnsan topluluklarında da uzun tarih boyunca geçerlidir bu kural.

Ta ki karşılıksız paylaşım toplumun temeli olmaktan çıkıncaya kadar.

Değişim, özçıkara dayalı bir toplumun ortaya çıkışını getirmiştir. Buna ‘uygarlık’ diyoruz.

Çelişkinin bu toplumsal dokunun belirleyicisi olduğu savlanır.

Doğru bir bilgi değildir.

Neden doğru değildir?

Birincisi; Çelişki, süreci başlatan özçıkarı peşinde olan ve sırasıyla, şef, rahip, bey, senyör, kral, imparator, devlet başkanı vb. toplumsal önderlerin kendi lehlerine, toplum aleyhine attıkları adımlar kaynaklıdır.

İkincisi; Toplumun dönüştürücü gücü olarak görülen güçler, onların yol vermesi ile oluşan insan topluluklarıdır. Verili sistemin içinde yer almayı kabul edenlerden oluşurlar. Kabul etmeyenler için seçenek ölüm, en iyi ihtimalle sürgündür.

Yeni nedir ve nasıl ortaya çıkıyor?

Değişen iklim ve çevre koşullarına insan toplulukları uyum tepkisi verir. İnsan önüne çıkan sorunlara benzer koşullarda, benzer cevaplar veriyor.

Uzun İnsan tarihi çoğunlukla buzul döneminde yaşandı. Homo Erectus 2 milyon yıla tarihleniyor. Homo Sapiens ise 350 bin yıla.

Yaklaşık 20 bin yıl önce buzul döneminin bittiği biliniyor. Özellikle Dönenceler arasında, bol güneş bol ot, bol ot bol hayvan, bol hayvan bol yiyecek anlamına geldi. Bolluk egemen oldu. Bu değişikliğe verilen tepki iki yönlü. Biri yerleşik yaşam. Verili yaygın anlayış tersini söylüyor biliniyor. Değişmesi gerekir.

Tarımın sonradan geldiği de biliniyor. Bitki yetiştirme, tohum ve işlenme teknikleri binlerce yıldır bilinmesine rağmen temel yaşam biçimi olarak benimsenmesi daha yakın bir tarih. 12 bin yıl öncesinde kısmi bir zaman aralığında oluşan küçük buz devrine Ortadoğu Natufian topluluğunun verdiği tepkidir ilk, tam zamanlı tarıma geçiş.

Sonradan birbiri ile ilintisiz en az üç bölgede daha tarıma geçiş gerçekleşti. Çin, Hindi Çin- Amerika- Büyük Okyanus.

Bugünkü yayılımdan çok daha fazla oldukları aşikar, Avcı toplayıcı insan toplulukları hemen her yerde idiler. Birkaç yerde ise yaygın bir reddediş görülüyor. Sahra altı Afrika, Avustralya, Akrikt bölge.

Bu durum bir başka etkenin daha sürecin içinde olduğunu gösteriyor.

Yeninin ortaya çıkışında diğer önemli etken; İnsan istek ve arzularıdır.

İnsan istek ve arzuları temelinde plan yapar ve yaşamı yönlendirmeye çalışır. Geliştirdiğimiz bunca şeyi, doğa emrettiği için değil, kendimiz böyle olmasını istediğimiz için geliştirdik.

Örneğin; tarım insanlığa yeterli ölçüde gıda sağlama çabasından ve biyolojik ihtiyaçlardan çok daha başka bir kaygıyla harekete geçer. İnsan istek ve arzuları. Lezzet, ağız tadı gibi kavramlarda anlamını bulur bu eylemlilik. Biyolojik ihtiyaçlar beslenme gereksinimine yön veren temel dürtü değildir.

‘Hayatta kalmak veya beslenmek için doğrudan doğaya bağlı kalmak yerine, tamamen gereksiz olan tarım ve yemek pişirme tekniklerini geliştirdik. Bu yöntemler gereksiz; çünkü bitkiler ve hayvanlar, insan müdahalesi olmaksızın üremeyi, yetişmeyi ve hattâ serpilerek gelişmeyi bile başarabiliyorlar. Ayrıca bitkilerin, insan tüketimine uygun hale getirilmeden önce ateş yardımıyla çeşitli işlemlerden geçirilmesi de gerekmiyor. Tarım ve yemek pişirme, insanların hayatta kalması için birer önkoşul değillerdir. Kendi refah düzeyimizi bu yöntemleri kapsayacak biçimde tanımlamayı seçtiğimizde bizim için gerekli hale gelirler.’ (George Basalla- Teknolijinin evrimi)

Ayrıca tüm tarım tekniklerinin tarımın temel beslenme biçimi olarak benimsenmesinden binlerce yıl öncesinde bilindiğini de biliyoruz artık.

Örneğin;

Grotta Paglicci (Güney İtalya) ‘da Avcı Toplayıcılar 32,600 Yıl Önce Yulaf Öğütüyordu

İnsan kendini beğenen bir varlık, bunu biliyoruz.

Kendi yaşamına dair bir plan yaptı ise buna da uyar.

Planın kimi özne aldığı, hangi sorunu, nasıl ve kimlerle çözmeye çalışacağı önemlidir.

Yaklaşık 10-15 bin yıllık bir zaman dilimine sıkışmış uygar dönem ve yarattığı sorunlardır, çözülmesi gereken.

Sorun son yy da iyice belirginleşmiştir.

Bencil İnsan tercihleri ve Doğa ile savaş halidir sorun.

‘İnsanın insan tarafından sömürülüyor’ oluşu, İnsanı doğanın üstünde gören bir genel yaklaşımla çözülemez.

Çatışma kültürünün patenti %1’ e ait.

Eski karşılıksız paylaşıma dayalı toplumsal dokuyu yıkan bu güç; nüfusun çoğunluğuna egemen olabilmeye iki yöntemle ulaştı.

Biri; elinde tuttuğu yaşam olanaklarından yararlandırarak yukarıdan aşağıya bir toplumsal zemin yaratmak, buna içerilen insanlar diyoruz uygar toplumda.

Diğeri de öteki yaratmak. Buna da dışlananlar diyoruz. Bu yöntemle de böldüler ve yönettiler.

Toplumsal dönüşüm süreçlerinde ‘kim nedir, neye hizmet eder?’ sorusunun turnusollarından biridir bu davranış.

Toplumsal dönüşüm isteyen birleşilebilecek herkesi, herşeyi birleştirme becerisini gösterebilmelidir.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ana Fikir